Anasayfa / İnşamız / Devrimci Yaşamın Seçiciliğini Unutmayalım..!

Devrimci Yaşamın Seçiciliğini Unutmayalım..!

Biz devrimciyiz. Çaresiz veya güçsüz değiliz. Gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz. Çare ise, çoktur; devrimci yöntem, çözüm üretmede ufuk zenginliği demektir. Devrimcinin elinde her zaman hazır çözümler olmaz. Her duruma uygun bir cesaret, ruh hali ve dinginlik de olmayabilir.  Yeryüzünde her zaman kusursuz biçimde beliren cesaret var mı?–( Çelik Böyle Sertleşti, cilt:2, s:144) diyor  Ostrovski.
Mesele, cesaretin kusursuzluğu veya her an hazır bulunan bir nitelik olması değildir. Bir devrimciye gerekli olan, delice bir cesaret de değildir. Önemli olan, –olması gereken– için imkanları zorlamak ve korku, heyecan gibi ruh hallerinin belirdiği durumlarda bilincin seçiciliğine tereddüt bulaştırmadan ve ayak bağı oluşumuna izin vermeden adım atabilmektir. Çeperlerini korku hormonları dövmeye başladığı halde, gerekli kanı pompalamaktan geri durmayan yürekler, devrimcilere yakışan yüreklerdir. Korku, insani bir özelliktir. Bu nedenle, önemli olan, korkuyu yenebilmektir.
Devrimcilik, yaşamı bütünüyle programlama şansı verir. Kendiliğinden akışın, –kader– sayılabilecek gelişmelerin büyük ölçüde sınırlandığı böyle bir yaşamda; seviyeyi düşüren duruşlar, ucuz çözümler; –doku uyuşmazlığı– sebebiyle bünyenin reddettiği uygunsuz kesitler olarak göze çarpar. Devrimcilerde, kaliteyi arttıran, seviyeyi yükselten içsel sebeplerin yanında, bozucu etkide bulunan sebeplere de rastlanır. Bunlar, sürece katılım sağlayan kişi ve çevrelerin beraberinde getirdiği ve giderek aşılması gereken niteliklerdir. Devrimci yaşamın insana kazandıracağı kişilik süzgeci, ölçü alınan normlar çerçevesinde oluşur. Tabii, söz konusu –süzgeç–, mekanik bir olgu değildir. Terkedilmesi gereken alışkanlıkların ve aşılması gereken kişilik özelliklerinin varlığı, öncelikle bunların taşıyıcısı kişi tarafından kabul edilmeli ve mücadelenin gerekliliğine inanılmalıdır. Aksi takdirde, kendi gerçekliği ile yüzleşmekten kaçınan kişiler için, böyle bir süzgeçten ve olumlu yönde bir kişilik evriminden söz etmek olanaklı değildir. Teşhisin doğru yapılması kadar, tedavinin gerekliliğine inanç da rahatsızlığın aşılması için bir zorunluluktur.
İnsanların isteklerine yön veren olgular, her zaman saf/net bir halde olmayabilir. Birbirine zıt duyguların etkisinde kalmak; sahip olunan duruşa ters de olsa, kimi mıknatısların çekim alanına girmek mümkündür. Hatta insan bazen, bilincinin bir yanıyla yanlış olduğuna kanaat getirdiği bir yöne doğru ilerlemekten (sürüklenmekten) kendini alıkoyamaz.
Yaşamda kişinin sürüklenmemesi ve çekim alanına girdiği her vakuma kendini kaptırmaması için; iç tutarlılık, kendi nitelikleri ile yüzleşebilmek, doğrularda ısrar, vb. özelliklere sahip olması şarttır. İnsanın, kendi gerçekliği ile yüzleşmekten kaçınması, çözüm gibi görünse de gerçekler onu, çözümsüzlük kıyılarına doğru sürükler. Ve vaktinde kendileri ile yüzleşmekten kaçınılmış olan olgular, daha da büyümüş ve beraberinde yeni sorunlar getirmiş olarak açığa çıkar. Sürekli olarak irtifa kaybedilen bir yola girenler, giderek o yolun niteliklerini kanıksamaya başlar. Üstelik kişiliklerinde, fren yapıcı özellikler yoksa; kendilerini, düşmenin ve karanlığın dehlizlerinde bulması kaçınılmaz bir hal alır.
Eleştirildiğinde, hata kabul etmez bir tavra girmek; türlü gerekçelerle eleştiriyi savuşturmaya çalışmak, genellikle kişinin kendisine zarar verir. Küçük-burjuva gururu, kendini beğenmişlik kibri vb. biçimde dışa vuran eğilimler; kişiyi, kendini de kandırma yoluna ittiği için, ilişkilerinde saygı unsuru bütünüyle yok olur. Hele ki yaşamlarının her anında güçlü bir irade örneği sergilemek durumunda olan devrimciler için, bu türden zaafların bedeli çok ağır olabilir.
Tarihin ihanete ve ihanetçilere ayırdığı sayfalar incelendiğinde, şaşırtıcı bir benzerlik olduğu görülecektir. Gerçekten de ilk karşılaşılan örneklerden sonra devrimciler; geçici yol arkadaşlığını, ihanete varan kulvar değişikliklerini ve kişilik arızalarını dahi harekete fatura ederek samimiyetsizlik örnekleri sergileyenleri tanımakta güçlük çekmemiştir. Farklı zaman ve mekanlarda aynı -ezberlenmiş- yakıştırmaları yaparlarken kullandıkları ilkel yöntemler de onları benzer kılmış; çirkinlikte ısrar, ortak noktaları olmuştur.
Devrimciler, kapitalizmin koyu karanlığı içerisinden çekip aldığı insanlarda; netlik, pürüzsüzlük, üzerine gölge düşmemiş ruh halleri arama saflığına düşmez. Kazanılan her insanın, henüz sadece zemin değişikliği itibarıyla avantajlı bir duruma geçtiği; nitelik değişimi için uzun bir zaman gerektiği bilinir. Yeni süreçte de ayak tökezlemesi gibi, düşünce tökezlemesi de mümkündür. Tökezleme anında yapılan iradi toparlanma hamlesi, zayiatsız veya az zayiatla yola devam etmeyi mümkün kılar. Buradaki başarıda, kişinin sahip olduğu karaktersel şekillenme kadar, onu elinden tutarak beraber yürüme imkanı tanıyan hareketin pozitif yöndeki etkisi de önemli rol oynar. Ancak, kişinin ruhsal şekillenme sürecinde, kişilik yataklarına birikmiş olan tortulardaki miktar ve sertleşme bazen devrimcilerin işini bir hayli zor kılar. Öyle ki, bu, kavganın sarsıntılı tökezlemelere sebep olabilen(ki bu tür durumlar, kavganın doğası gereği her dönem mümkündür) anlarında tüm çıplaklığı ile ortaya çıkar. Kişi, o ana dek rastlanmayan bir reaksiyonla devrimcileri ve devrimciliği karşısına alan bir duruşa geçmemişse, yardımcı olunmalı ve tökezlemenin izleri, elbirliği ile aşılmalıdır. Ancak, bazen, devrimcilerde potansiyel olarak bulunan hiçbir hoşgörü türüne sığmayan örneklerle karşı karşıya kalınmaktadır. Bu tür durumlarda gerçekçi olmak ve devrimcilerin –peygamber– olmadığını anımsamak gerekiyor.
Devrimcilerin, önlerine amaç olarak koydukları finale doğru sağlıklı adımlarla ilerleyebilmelerinin, karşılarına çıkan ayak bağlarını koparmalarının ve muhtemel hata ve yanlışlardan arınmanın vazife edinilmesi gereken zemin, yine devrimci zemindir (örgüt ve çevrelerdir). Bu işlerin, devrimcileri karşılarına almış –istismar şampiyonu– çevrelere bırakılması ve bu çevrelere böylesi konularda söz ve işlev hakkı tanımak, ellerindeki çamuru sağa sola bulaştırmada daha rahat/serbest olma imkanı verecektir. Devrimci hoşgörüyü, genişlik ve demokrasiyi, devrimcilere karşı bir atmosfer oluşturmada ve devrimci değerleri aşındırmada bir hak genişliği olarak algılayanlara; devrimci demokrasinin zararlı ellere karşı ne anlama geldiğini -tam da onların anlayacağı dilde- anlatmakta tereddüt edilmemelidir
  Madem ki devrimciyiz, o halde her sabah güneşin doğumunu sağlayan biziz — diye düşünecek kadar ileri gitmeyeceğiz; ama güneşten, onun her anını fark edecek kadar haberli olacağız. Göğümüzü, asık suratlı bulutların eksik olmayan tehdidinden korurken, güneşin ışınlarının bize kırılmadan ulaşmasını sağlamak, önemli çabalarımız arasına girmelidir. Biz devrimciyiz, bulunduğumuz yerlerde, görüş mesafesini ve netliğini arttırmak bizim özelliğimizdir. Devrimciliğin yüzyıllardır tanımlı olan içeriği, bugün için bize bir avantaj/kolaylık sağlasa da, işin kendisini kolay kılmıyor. -Yeni sömürge- ülkelerde, az oksijenli bir yaşama mahkum edilen insanlar, tepkilerini nereye yöneltecekleri konusunda pusula sorunu yaşasınlar diye ne gerekiyorsa yapılmış; karşıdevrim organizasyonu, ağını çok boyutlu kurmuştur. Bu konuda olumsuz etkide bulunan çevrelerden biri de 90 sonrasının toprağında büyüme fırsatı bulan; sol görünümlü, şekilsiz/amaçsız örgütlenmelerdir. Örgütsüz ve yeterli bir bilinç seviyesine ulaşmamış olan toplumlarda, insanların eline derme çatma fikirlerin bayraklarını tutuşturup, yanlış yönde koşturmak mümkün olabiliyor. Genel ve özel tahakkümden, üzerinde hissettiği baskıdan bunalan insanlarda tomurcuklanan -anti-iktidar- eğilimi, doğru ve sonuç alıcı bir rotaya sokulamadığı sürece, suistimale ve yanlış yönlendirmelere açık halde duracaktır. İktidarın, gerek şahıslarca gerekse kurumlarca hergün yeniden üretildiği bir dünyada, -iktidar- olgusundan kurtulmanın yolu -her türlü iktidara karşı olmaktan geçmiyor. Bunu bilen devrimciler, kurumsallaşan ve insanların ruhunda kendine yerleşecek yer bulan bu zehri alt etmenin biçimlerini geliştirirken, ürettikleri yöntemlerde keyfi davranmazlar.
Bir daha iktidarlar olmasın diye, bir kez de olsa iktidar olmanın gerekli ve şart olduğunu söylemek ve vakti geldiğinde uygulamak, devrimcilerin iktidar olgusu ile barışık olduğunu göstermez. Devrimcilerin yaptığı, kullanılması zorunlu olan bir ilacın, en uygun biçimini bulmak oldu. Sadece iktidara karşı olduğunu söylemek, iktidarı yok etmediğine göre; kendi kendini de yok edecek olan bir çeşit -yarı-iktidar- amaçlayan devrimciler, iktidar karşıtlığında daha gerçekçi bir duruşa sahiptir. Hastalıkla uğraşmayan, sadece ondan yakınan birinin karşısında, hastalıkla mücadele halinde olan bir doktorun duruşu, olması gerekendir/ saygıncadır.
Kendi öznel duruşlarını teorize eden ruh yorgunu düşkünler, oluşturdukları zehri devrimci çevrelerde ve potansiyel ilişkilerde akıtacak imkan ararken; iktidar, hiyerarşi, illegalite, örgütsel yapılanma gibi kavramları öncelikle tercih ederler. Bu kavramların istismarı ile oluşturulmuş okları, devrimcilere fırlatmak daha mümkün/kolay olabiliyor. Hatta bu, çoğu kez, insanların demokrasi ve özgürlük beklentilerini istismar biçiminde açığa çıkıyor. Oturmamış bir örgüt bilinci üzerinde bozucu etki yapabilmenin imkanlarını zorlayanlar, yer yer başarılı da olabilmekte ve özgürlük, –her türlü disipline ve hiyerarşiye karşı olmak– biçiminde tarif edilebilmektedir. Bu tür çabalarda, özgürlük namına güzelliklere ve samimiyete rastlamak güçtür. İnsanların nabız atışları üzerinde dahi sermayenin yoğunlaşmış otoritesini hissettiren insanlık dışı uluslararası teşkilatlanmaları bir kenara bırakıp, özgürlüksüzlüğün sebebini devrimcilerde ve onların örgütlenmelerinde aramak; samimiyet eksiği ve yöntemsizlik ile malûl bir duruştur.
Devrimcilerin araç ve yöntemleri üzerinde etki yapan ve gerçekte kendilerinin sebep olmadığı mecburiyetler, dikkate alınmadığı sürece; ya amaçlı bir çarpıtmanın ya da soyut gözlemlerle yetinmeyi aşamamış olmanın etkisine girme olasılığı gündemde kalır.
Bir gün mutlaka göndere çekileceğine inanılan devrimin al sancağına rengini verecek olan çabayı bugünden kestirebilmek ve bu çabanın öznelerinden biri olmak, devrimcilere tartışmasız bir onur kazandırır. Ufuk’un henüz görünmediği cephelerde ufuk için çarpışıp, bedel ödeyebilmek; devrimcilere ait bir niteliktir ve bir güzellik sebebidir. Bu niteliğe çeşitli sebeplerle ulaşamayan veya bunu göze alamayan insanlar, durumlarını doğru tanımladığı ve samimi davrandığı sürece, mevcut duruşlarını anlamak ve onlarla devrimciler arasında güzelliğin akışına imkan veren kanallar oluşturmak mümkün olacaktır. Ancak, –geriye düşüşün– sebebi devrimcilere fatura edilmeye başlanmışsa, bilinmelidir ki orada; ya bilinçli/maksatlı bir zarar verme çabası vardır, ya da devrimciliğin ne olduğu gerçek anlamıyla bilinmemektedir.
Devrimci bir yaşam sürmeye başladıktan sonra karşılaşılan zorluklar veya ödenen bedeller üzerine, -kenara çekilen- ve durumunun hesabını devrimcilikten sorarcasına saldırganlaşan kişiler de olabilmektedir. Bu tür vakaların her birinin kendi koşulları içerisinde değerlendirilmesi gerekiyorsa da, genel anlamda diyebiliriz ki; tekil örneklerden hareketle yapılan ve sonuçta devrimciliğin kendisini hedef alan hiçbir aşındırıcı çaba -iyi niyetli- olamaz. Devrimci yaşama niyetlenen her kişi, bu yolun bir yerlerinde ağır bedellerin de olasılık dahilinde olduğunu bilmelidir.

HALKIN BİRLİĞİ

Kedini Geliştirip Yenilemeyen Örgütü ve Yoldaşını da Geliştirip Yenileyemez..!

Altını çizmeliyiz ki komünist devrimcilik Stalin yoldaşın da demiş olduğu gibi komünistler özel iplikten dokunmuş …

instagram web viewer instagram profile