Anasayfa / Devrimci Teori / 24 NISAN 1972 TKP/ML HAREKETI’NIN DOĞUŞU VE GELIŞIMINI DOĞRU ANLAMAK…!

24 NISAN 1972 TKP/ML HAREKETI’NIN DOĞUŞU VE GELIŞIMINI DOĞRU ANLAMAK…!

Devrimci 1960’lı yıllar boyunca işleyen tarihine bakıldığında görülecektir: Atılan her yeni adım belki bir şeyleri alıp götürmüştür, ama kesin olan odur ki, bir öncekinin ilerisindedir. İlerleme doğrusal değil sıçramalıdır ve ‘TKP-ML” Hareketi’nin kuruluşu, Türkiye devrimci hareketinde temel bir çizginin, önceki çizgilerden kopmuş ve artık kendi özgüllüğünü kurmuş bu çizginin de ”ilk vuruşu” anlamına geliyor.
TKP-ML Hareketini, 24 Nisan 1972 yılında Malatya’ya bağlı Kürecik’ nahiyesine bağlı bir köyde, İbrahim Kaypakkaya önderliğinde bir grup genç devrimci tarafından PDA – Aydınlık hareketiyle yollarını ayırarak kuruldu. İlk kurucu üç kişi olmasına rağmen süreç için örgütün önderliği Koordinasyon Komitesine yeni üyelere katılarak bu sayı 7 kadar çıkmıştır.
Elbette, devrimci örgütler, genel bir kural olarak genç insanlar tarafından kurulur. Türkiye devrimci hareketini, TKP-ML Hareketi’ne getiren yol neydi? 60’lı yıllarda devrimci hareket içinde, bugün de devamlarına tanık olduğumuz iki ayrı çizgi belirginleşmişti: Milli Demokratik Devrimciler ve Sosyalist Devrimciler, Türkiye’de devrimci geleneklerin döl yatağı MDD çizgisidir. Ulusal ve uluslararası devrimci dinamiklere açık olan MDD çizgisi çevresinde gelişen gençlik hareketinden, zamanla kurumlaşarak örgütsel biçimlere bürünen üç ayrı çizgi doğdu. TİİKP bir yanı temsil ederken, belli bir gelişmenin sonuçlarını verebilecek THKP-C ve THKO kuruldu.
TİİKP; baştan itibaren Sovyetler Birliği’ne karşı oldu ve dünya ölçeğindeki ayrışmada. ÇKP’nin başını çektiği tarafta yer aldı. TİİKP, MDD çizgisi içinde bir kopuş temsil etmektedir. MDD çizgisinden kopuş (bu, devrimci bir kopuş olacaktı) bu gruba nasip olmamıştır.
THKO ve THKP-C bizzat Perinçek grubunun da sağcı çizgisine ve bir bütün olarak sol hareketin reformizmine bir tepki olarak kuruldular. THKO ve THKP-C, Türkiye’de sınıfsal zeminlerde mayalanan devrimci dinamiklerin dolaysız siyasal yansımalarıdır. Bu gerçekleşmiş devrimcilik, rahatlıkla bir sabit nokta olarak alınabilir. TİİKP, görece teorik ve sistemli bir bakış açısına sahip ve Marksizm-Leninizm’in temel terim ve tezleriyle konuşurken, THKO ve THKP-C’nin içinde olduğu devrimci pratik hattına gelemedi. Bu iki devrimci hareket ise çeşitli düzeylerde etkilenmelerine rağmen Marksizm-Leninizm’in sistematik düşünme evrimine girememişlerdir.
İşte, İbrahim Kaypakkaya ve onun TKP-ML Hareketi, özgül yollarında ilerleyen bu iki ayrı çizgiye bir üçüncü olarak, gelişmeyi aşamasına götüren kuvvet olarak, bir moment olarak müdahale ederek ortaya çıktı.
TİİKP Doğu Anadolu Bölge Sorumlusu İbrahim Kaypakkaya’nın önderlik ettiği bir grup komünist, Nisan 1971’de öne sürdüğü bazı tezlerle muhalefetini belirtti. Nihayet, İbrahim Kaypakkaya tarafından kaleme alınan ve “DABK Kararı” adını taşıyan Şubat 1972 tarihli metin, muhalefetin ayrılması anlamına geldi. Pratikte somutlanan temel gerekçe, TİİKP çizgisinin devrimci olmadığıydı.
İbrahim Kaypakkaya, sonraki aylarda geliştirdiği tezlerle sadece TİİKP’ten kopmakla kalmıyor, bir bütün olarak Türkiye devrimci hareketinden kopuyordu. Kaypakkaya, “eleştiri silahı”nı büyük bir beceriyle kullanıyordu ve sonuçta bütün enerjisini yönelttiği bir hedef vardı: Kemalizm. ” Şafak revizyonistleri (TİİKP) kendi boş hayallerini gerçeklerin yerine koymaya çalışıyorlar, ülkemizde bir yığın revizyonist ve oportünist klik bilhassa Kemalizm konusunda aynı şeyi yapıyor. Özellikle Kemalizm konusunda, orta burjuvazinin gerçeklere aykırı idealist yargıları öylesine beyinlere yerleşmiş, beyinlere öylesine tekel kurmuştur ki, Kemalizm’in komünistçe değerlendirilmesi artık imkansız hale gelmiştir. (İbrahim Kaypakkaya. Bütün Yazılar.)
Kemalizm’in, komünistçe değerlendirilmesi gerekmektedir, çünkü Marksist olmanın ilk ve temel adımı burjuva ideolojisiyle bütün bağları koparmaktan geçer ve Türkiye’de burjuva ideolojisinin tek belli- başlı biçimi Kemalizm’dir. Kemalizm politik varoluşlarının çeşitli iç düzeylerinde, sol hareketin (devrimci hareket dahil) bütün Üyelerini etkisi altına almıştı. Burjuva ideolojisinin özgül biçimi olan Kemalizm, sol hareket üzerinde etkiler bırakıyordu. THKP- C ve THKO Kemalizm’in ideolojik reddini gerçekleştirememekle birlikte, politik pratiklerinde onun dışına çıktıkları için ve o oranda devrimciydiler. Yani ideoloji bire bir olarak politikaya yansımamıştır. ”Şimdi iyi biliyoruz ki, bizim Kemalizm konusundaki yargılarımız, Çetin Altan, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk’tan tutun da, TIP, M. Belli, H. Kıvılcımlı, TKP, THKP-C, THKO ve Şafak revizyonistlerine kadar, bütün burjuva ve küçük burjuva örgüt ve akımlarını ayağa fırlatacaktır.” (s. l46.)
İbrahim Kaypakkaya tespiti koyuyordu: Komünist olmanın ilk ve temel adımı Kemalizm’in reddedilmesiydi. Lenin’in yöntemiyle “çubuğu tersine büküyor” ve bunu başarıyordu Kaypakkaya. Bu bağlamda, Kemalizm’in tarihsel karakterinin ne olduğu değil, bugüne tarihsel etkisinin ne olduğu önemliydi. O, solda etkili olan birçok eğilimin nedeninin Kemalizm olduğunu belirtiyordu.
Kaypakkaya, Kürt sorununda ilk defa hakim ulus şovenizmini kırmış ve Marksist-Leninist konum almış bir enternasyonalist devrimcidir. O, TİİKP’in şahsında bütün Türkiye solunu, kendi kaderini tayin hakkını Kürt ulusunun ayrı devlet kurma hakkı olarak anlamadıkları için eleştiriyordu. Ayrılığın propagandasını öncelikle ezen ulus komünistleri yapmalıydı.
O, Türkiye’de kapitalizmin niteliği ve gelişme doğrultusunu doğru tespit etmiş ve kapitalizmin gerici tarzda da gelişebileceğini ve feodalizmin tasfiye olabileceğini belirterek gelecekteki bilimsel çalışmalar ve politik öngörüler açısından zemin hazırlamıştır. O, bu tespitte de ilk olma özelliğini taşımaktadır. Bu nokta ileride güçlü tarihsel sonuçlara yol açacaktır. Fakat Kaypakkaya’nın kapitalizmi kavrayışının Maocu değil Leninist olduğu kuşkusuzdur. Parti, devlet, mücadele ve devrim konularını da eklersek, TKP- ML Hareketinin ’72’deki politik çizgisinin, diğer sol hareketlerin hayli ilerisinde ve kendi içinde bir iç tutarlılık bütün oluşturduğunu söylemek, gerçeğin kendisini çıplak olarak ifade etmekten başka bir şey olamaz.
Bu ayrımı koyduktan sonra, “somut olarak görme”nin ilk elde mümkün olamayacağı bir problematikine gelebiliriz: Kaypakkaya’nın Marksizm’i ile Maoculuğun ilişkisinin anlamı. Marksizm, bir defada yapılıp bitmiş bir doğma değildir. Kendisini, teorik olarak tarihsel unsura bağlamış bir öğretidir. Ortaya çıkışından itibaren bütünlüğünün bir ucunu pratikle organik ilişkisi teşkil eder. Marksistler ancak çatışmalı ve eksikli bir Marksizm gerçekleştirebilirler.
Tertemiz bir teori ve bu teorinin “safın” bir uygulanışını arayanlar, sonuçta ”doğru teori”yi yanlış pratik ederler. Bu, aydınca bir arayıştır. Başka bir dünya, başka bir ülke ve insanlar bulunamayacağına göre, Marksizm özgül tanımında somut özelliklere yer vermek durumundadır ve zaten tarihsel materyalizm bu konuyla uğraşır.
1960’lı yıllarda Uluslararası Komünist Hareket’te büyük bir çatışma yaşanmış ve ÇKP önderliğinde ve AEP’nin de başlıca tarafını oluşturduğu bir kesim, Modern Revizyonizmin karşı devrimci kampanyasına karşı durmuştur.
Bu bir devrimci mücadele hattıydı ve gerçek Marksist-Leninistler, küçük burjuva devrimcileri ya da devrimci ya da devrimci rüzgâra kapılmış çeşitli burjuva demokrat akımlarla yan yanaydılar. UKH içinde Mao Zedung Düşüncesi’nin ideolojik hegemonyası söz konusuydu. İdeolojik düzeyde anti-Marksist olan MZD, politik düzeyde önemli bir devrimci rol yüklenmişti ve politik mücadelenin çok öne çıktığı o dönemin uluslararası konjonktüründe, ÇKP ile yan yana olmak ağır pratik sorunları yol açmıyordu. Yani ideolojik hegemonya politik hegemonya anlamına gelmiyordu. Dönemin belli başlı komünist partileri ve hareketleri, UKH şemsiyesi altında mücadele ediyorlardı. Bu durumun en pratik ifadesi, komünistlerdeki Maocu söylemdi. Uluslararası politik şartlar komünistleri UKH şemsiyesi dışına çıkmamak durumunda bırakıyordu. İşte buda Kaypakkaya yoldaşın Maoculuktan etkilenmesini koşuluyordu.
Kaypakkaya’nın bu tarz bir ”soyutlama gücü” yapmak için nesnel ve öznel şartları var mıydı? Hayır! O, Marksizm’i kavrayışını bu – aşamasına geçmek için gerekli hazır zeminlerden yoksundu. Türkiye toplumu teorik gelenek ve ciddi bir aydın birikimine hiç bir zaman sahip olmamış ve Marksizm sadece bir takım eğitilmişlerin kültürel “kazanımı” olmuştur.
Kaypakkaya Marksizm-Leninizm, güçlü, bir politik geleneğe sahip toplum zemininden kalkarak pratik – politik düzeyden ulaştı. O, temel tarihsel ayrım çizgilerini çekmeyi başardı. TİİKP’te bir retorik olan temel Marksist ilkeler Kaypakkaya’da, bir ayağını da devrimci gençlik hareketine uzatmasıyla can ve kan kazandılar. Bu, teoriyle pratiğin bir tür birliğiydi ve Kaypakkaya. Bu organik bağdan hareketle diğer iki devrimci örgütün yapamadığını yaptı. Politik düzeyde inşa ettiği Marksist kavrayışının yardımıyla, devrimci niteliği pratik mücadeleden ideolojik mücadele alanına taşıdı. Buradaki en büyük hedefi, güçlü politik etkileri olan Kemalist ideolojiydi.
Öte yandan devrimci bir politik hatta sahip olmayan TİİKP-PDA Maocu zeminde kalırken Kaypakkaya’nın önderliğindeki TKP- ML Hareketi’nde parti, işçi sınıfının önderliği, faşizm, faşizme karşı mücadele, iktidar ve iktidarın niteliği, demokratik devrim ve buradan sosyalizm ve geçiş, Kürt sorunu, TKP’nin değerlendirilmesi, Kemalizm vb. konularında tabuları kırıcı ve ML yolunda ilerleyici oldu.
Elbette TKP-ML Hareketi doğduğu koşulların etkisinde azade olmadı. O gençliğinde getirdiği hatalı tespitler ve değerlendirmeler yaptı. Bunların olması bir noktada doğaldı. Çünkü komünist hareket hatalara yetmezliklere karşı mücadele içinde gelişip olgunlaşacak, hatalarından ve eksikliklerinden kurtularak ilerleyecektir.
Gelişmelerde bu gerçeği doğrulamıştır. TKP-ML Hareketi’nin hatalı ve yanlış yanlarına Maocu’luğa kapaklanıp buradan ilerleyerek, Kaypakkaya yoldaşın M-L hattında kopan TKP-ML kökenli akımların nasıl bir dogmatizm içinde debelendikleri ve Kaypakkaya yoldaşın ML bakış açısıyla bağları olmadığını yaşamın kendisi netçe açığa çıkarmıştır. İnkarcılığın ve dogmatizmin çıkmaz sokak olduğunu gelişmeler bir kez daha ortaya koydu ve İbrahim yoldaşa cepheden saldıran MLKP, TKİP, TİKB’nin değişik versiyonları ortada ve yine Kaypakkaya yoldaşı savunduklarını söyleyen dogmatik MKP ve TKP-ML vb. gibi akımlarda tarih çarpıtıcılığına devam ediyorlar.
Kaypakkaya yoldaşın önderliğinde kurulan TKP/ML Harketi’nin devamcısı olan Komünist Parti-İnşa Örgütü (KP-İÖ)’nün görevi, Marksizm-Leninizm’in kavrayışında tarihsel öğeye daha az yer vermek ve uluslararası komünist hareketin durgunluk sonlandırmak, Lenin ve Stalin döneminin etkin teorik- politik önderliğini yaratmak için ve devrim için, bayraklarını daha da yükseklere çekmek olmalıdır.

HALKIN BİRLİĞİ

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019..!

“Kalabalıklar, mutsuzluk içinde bilgeleşirler.”[1]   ABD emperyalizmi, 2019 Ocak’ında da yine emperyalistliğini yapıyor! Devlet Başkanı …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle