Anasayfa / Politika-Haber / AKP FAŞİZMİNİN KUŞATMASINI YARMAK HALKLARIN BİRLEŞİK SAVAŞIMINI ÖRMEKTEN GEÇİYOR…!

AKP FAŞİZMİNİN KUŞATMASINI YARMAK HALKLARIN BİRLEŞİK SAVAŞIMINI ÖRMEKTEN GEÇİYOR…!

2013 Gezi eylemleriyle birlikte niyetleri daha görünür hale gelen Erdoğan kliğinin nasıl bir tek kişilik Hitler tipi diktatörlük kurguladığı, 2023 hedefinin ne olduğu, bu yolda başkanlık isterken neyi amaçladığı artık sır değil. Söz konusu olan, T.C devletinin ve toplumsal yaşamın yeniden düzenlenmesi isteğidir ve bu, bu gidişe muhalif olabilecek her bir kesimin sırayla etkisizleştirilmesi ve direnç gösterildiğinde ise her düzeyde faşist baskı,şiddet ve tutuklama terörüyle yok edilmesi esasına dayanıyor. 7 Haziran seçim sonuçlarıyla tek başına iktidar olamayacağını anlayan Erdoğan kliği saray darbesiyle zaten göstermelik olan parlamentoyu boşa çıkararak , önüne çıkan HDP engelini aşabilmek için seçimleri yok saydı. HDP’nin destek bulduğu tüm kent merkezlerinde halka karşı açıkça kirli savaş açtı ve kendi açıklamalarına göre 7 bin Kürt devrimcisi ve emekçisi hunharca katledildi. T.C. devletinin Cumhuriyetten bu yana sürüp gelen ölüm ve yıkımdan başka sonuç vermemiş geleneksel Kürt inkar ve imhasına dayalı savaş politikalarına yeniden sarıldı. İktidarı uğruna, Türk milliyetçiliğini kışkırtmaktan çekinmedi ve halkların bir arada yaşama arzusuna büyük darbeler indirdi ve indirmeye devam ediyor.

İçinde bulunduğumuz durumu anlamak için birkaç gün üst üste saray medyası dışında kalmış birkaç yayın organında yer alan haberlere bakmak yeterli. Her gün katiller, hırsızlar tahliye edilip, işkenceciler hakkında açılan davalar zaman aşımı vs. gibi gerekçelerle düşürülürken; katillere direnen, hırsızlığı yazan, cinayetleri, savaş suçlarını haberleştirmeye çalışanlar; savaş dursun, ölümler olmasın diyenler hain ilan edilip, haklarında davalar açıldı yada gözdağı vermek için zindana atıldı. Otuz -kırk kişilik gösterilere bile yüzlerce polis, TOMA ve gaz eşliğinde plastik mermilerle saldırıyor. Kürt illerinde hendek, öz-yönetim ilanı gerekçesiyle evler tank ve top ateşiyle yerle bir ediliyor, kentler yaşanılmaz hale getiriliyor. Bu savaşın üzerinden bile yeni imar rantları yaratılmaya çalışılıyor. Tarihie Kanlı Pazar olarak geçen gerici faşist saldırının baş aktörlerinden biri Meclis Başkanlığında oturuyor ve bu meclis, halkların ve barışın sesi olmaya çalışan HDP’li vekilleri linç ettirerek meclisten atmaya çalışıyor. Hırsızları, çocuk tacizcilerini koruyan, yüzlerce insanın ölümüne neden olan savaş politikalarını savunucusu AKP grubu, Meclis Başkanı’nın mazisine ters düşmüyor ve HDP grubuna saldırıyor. Amaçları belli, Anayasa değişikliği ile HDP’yi meclisten çıkarıp meclisteki muhalefeti susturmak ve ilk fırsatta sarayın her gün tekrar tekrar yok saydığı ve uyma gereği bile duymadığı anayasayı değiştirmek ve Erdoğan diktatörlüğüne meşruiyet kazandıracak yeni bir seçim tezgahlamak.

7 Haziran’dan bu yana Türkiye’de artık ne hükümet ne de meclis kalmıştır. Yargıdan hiç söz etmiyoruz bile. Kuvvetler ayrılığının üç temel ayağı diye tarif edilen yasama, yürütme ve yargı ve çağımızda dördüncü kuvvet olarak tanımlanan medyanın da büyük bir kısmı Saray tarafından teslim alınmış durumda. Kolluk kuvvetleri ve istihbarat doğrudan sarayın emrinde çalışmaktadır. Ordu önce Ergenekon, Balyoz vb. davalarla etkisiz hala getirilmiş, sonra da savaş politikaları etrafında bir uzlaşma sağlanmıştır.

Türkiye’nin içine düştüğü bu durumun sorumlusu, müzakerelerin son bulmasına neden olan ve çatışmasızlık durumunu bitirip savaşı yeniden başlatan iktidar hırsı ve hesap verme korkusu içindeki Erdoğan kliğidir. Elbette yaşadığımız bu dönemi sadece Erdoğan’la açıklamak mümkün değildir. Türkiye’yi içinde yaşadığı emperyalist-kapitalist ilişkilerden sıyırarak, NATO’ya bağlı bir ordusu olduğunu unutarak yapılacak her değerlendirme eksikten öte yanlış olur. AKP’de vücut bulan faşist gerici ittifakı iktidara taşıyan uluslararası ve bölgesel etkenleri, 2000’lerin başında Türkiye’nin içine girdiği ekonomik ve siyasi krizin nedenlerini atlayarak bugünü açıklayamayız. Tayyip Erdoğan, aynı zamanda Türkiye’nin yüzyıla varan iktidar hesaplaşmasının, bitmeyen bir iç kavganın da önemli bir figürü olmuştur. Emperyalist devletlerin tetiklediği ve Türkiye’nin de kışkırtıcı ve destekleyen bir taraf olarak dahil olduğu Suriye’deki iç savaşta hızla değişen politik ve askeri durum karşısında Saray telaş içindedir. Ve bu telaş, her türlü anti demokratik uygulama ve zorbalığı beraberinde getirmekte olan yerini sağlamlaştırma çabasına dönüşmüştür.

Evet, Tayyib Erdoğan halkları, mezhepleri birbirine kırdırmak pahasına da olsa kendi iktidarını sağlamlaştırmak için her türlü yola başvurarak ülkeyi bir felakete sürüklüyor. Ancak esas felaket, bu doludizgin gelişen faşist dinci gericiliğe, savaş kışkırtıcılığına, zorbalık ve keyfiliğe karşı halkta gelişen faşizme karşı direniş eğilimlerini örgütlemesi gereken siyasi parti ya da örgütlerin, bunun için gerekli tarihsel görevi yerine getirememeleri halinde ortaya çıkacaktır. Günün tarihi görevi faşizme karşı birleşik mücadeleyi örgütlemektir. Faşizmin medyası aracılığıyla her saat servis ettiği yalanlara karşı ideolojik mücadeleyi yürütebilecek ve saldırılar karşısında kitle mücadelesini yükseltirken, halkın savunması için gerekli organları da yaratabilen birleşik bir mücadele anlayışıyla faşizmin karşısına çıkmak gerekiyor. Aksi halde iki yönlü bir tehlike ile karşı karşıyayız. İlki, toplumun faşist dinciliğe boyun eğdiği, birleşik bir mücadele anlayışını hayata geçirme becerisini gösteremeyen devrimci-demokrat-sosyalist ve iilerici muhalif güçlerin teker teker ezilmesiyle gelişecek, uzun süreli bir faşist dinci gericilik döneminin hakim olması. Bir diğeri ise, Türkiye’deki demokratik mücadelenin halen en örgütlü gücü olan Kürt Ulusal Hareketinin bu süreçte, Türkiye’nin batısındaki demokratik muhalefetle ortaklaşarak devrimci-demokrat ve ilerici güçlerin birleşik bir hatta örgütlenmesi gerekiyor.

Aslında kim ne derse desin abartmalar bir yana, hemen herkes Erdoğanın önderliğindeki Saray’ın saldırıları karşısında demokrasi ve özgürlük isteyen güçlerin dağınık olduğu gerçeğidir. Birlik olmak, ortak düşmana karşı birlikte mücadele etmek arzu ve istemi halkta her zaman vardır ve bunun mümkün olduğunu Gezi’de gördük. Günümüzün en acil görevi ve tarif ettiğimiz bu tablonun işaret etiği şey, faşizme karşı birlikte mücadele etmenin birleşik organlarını yaratmaktır. Bugüne kadar sayısız örneğini yaşadığımız tepeden birlik girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlandığını biliyoruz. Bunlar, örgüt yapılarının kendi özelliklerinin bir yansıması olarak, mücadeleyi grupöu yaklaşımlardan dolayı olumlu sonuç vermediğini biliyoruz. Tabandan, emekçi halk zemininden bir inisiyatif geliştirmek ve birlikte mücadeleyi, toplumun demokrasi ve m özgürlükten yana olan tüm kesimlere doğru yaygınlaştırmak gerekiyor. Gezi’den sonra değişik biçimler alan forum ve meclis türü örgütlenmeler önemli bir deneydir. 1970’lerin sonunda hayata geçirilmeye çalışılan değişik örgütlenme deneyimleri önemlidir. Günümüzde dinci faşist AKP diktatörlüğüne ve Erdoğan’ın Hitler vari şef diktatörlüğüne karşı tüm güçleri kapsayan, ortak demokrasi ve eşitlik ve özgürlük talepleri etrafında buluşturmak zorunluluğu var.

Yaşam biçimine müdahale sorunu Gezi’nin kitleselleşmesinde önemli bir etken olmuştu. Son üç yılda laikliği hedef alan ve Alevi toplumunu da özellikle rahatsız eden saldırılar, eğitim sistemini tümüyle dine dayalı bir kalıba sokma gayretleri ve nihayet bu saldırıların fiili ayağı olarak ortaya çıkan IŞİD ve benzeri şeriatçı örgütler toplumda ciddi tepkilere neden olmakta. Son haftalarda laikliği sahiplenen protestolardaki artış olumludur. Ancak bu mücadelenin gelişerek büyümesi, bu mücadelenin toplumun diğer kesimlerinin demokratik talepleriyle birleştirilmesini hedefleyen bir perspektifle ele alınması halinde mümkün olabilir. Hali hazırda Türkiye’nin en büyük sorunu savaş politikaları ile iyice çözümsüzülüğe itilen Kürt sorunudur. Kürt halkının özgürlük talebini, laiklik mücadelesiyle ve emekçilerin yakıcı ekonomik-sosyal-siyasal sorunları ile birleştirmeden, her alandaki güçleri bir diğerinin sorunuyla bağlantısını kuran bir anti-emperyalist demokratik devrim stratejisi geliştirmeden faşizmi alt etmek mümkün olamayacaktır.

Türkiye’nin sorunları, basit reformlarla, hükümet değişiklikleri ile çözülecek sorunlar değildir. 1923 Cumhuriyeti, bugün onu kuranlar tarafından bile savunulamaz hale gelmiştir. Toplum önemli bir altüst oluşa gebedir ve yeni bir toplumun inşasında öne çıkan, sorumluluk alabilen örgütlü güçler bu yeni oluşuma damgasını vuracaktır. Sorun da tam buradadır, çünkü bu kritik dönemde öne çıkması gereken işçi ve emekçi sınıfın temsilcileri henüz bu tarihi sorumluluğu omuzlayabilecek bir görüntü vermemektedir. Hali hazırda kendilerini bir cephe olarak tanımlayan siyasi güçlerin her biri cephenin kendisi değil, ancak birleşik daha büyük bir mücadelenin parçası olabildikleri takdirde belirleyici bir öneme sahip olabilirler.

Bu olanaklı mı? Evet. Yeter ki, Türkiye’de devrimci -demokrat ve sosyalist güçler, gereken iradi çabayı gösterebilsin. Günümüz örgütlerini yetersiz, stratejik hedefe dair bulanık, sekter ve daha birçok noktada eksik bulup, eleştirebiliriz. Ancak bu durumlarıyla dahi bu sürece katkıları olabilir ve olacaktır. Bu sürecin birlikte örülebileceğini, önderliğin mücadele içinde ortaya çıkacağı bilinciyle hareket etmek gerekiyor. Topluma demokrasi ve özgürlükler önerirken, kendi içinde diyalogdan yoksun bir örgüt ve örgütler ilişkisi ile bu mümkün olabilir mi? Türkiye devrimci ve sosyalist hareketi yaşanan olumsuzluklarını ve geçmişten taşıdığı bu çok parçalı yapısını ve Kürt özgürlük hareketiyle olan mesafeli ilişkilerini da böylesi bir mücadele içinde aşabilir. Bu aşamada öncelikli örgütlerin değil halkın istem ve taleplerini öne çıkaran bir yaklaşım içinde olmak ve buradan halklarının birliğini sağlayabilmektir. 7 Haziran seçimlerinde halk, birleşik bir mücadelenin önemini kavramış ve bunun gereğini yerinde getirmişti.Türkiye devrimci hareketi ve Kürt özgürlük hareketi, tıpkı Gezi’de ve 6-8 Ekim Serhildanın da olduğu gibi, 7 Haziran’dan da birleşik mücadele zeminini ileriye taşıyabilecek bir örgütlenme düşüncesi yaratamadı. Bu ihtiyacı göremeyen ve bunun gereklerini yerine getiremeyenlerin önümüzdeki dönemde politikada etkili olmaları mümkün değildir. Ancak sorunumuz, örgütlerin istemleri değil, halklarımızın demokrasi, eşitlik ve özgürlük istemleridir.

HALKIN BİRLİĞİ

CHP Faşizmin Yedek Lastiği Olduğunu Tezkereye Onay vererek Bir kez daha Ortaya Koydu..!

Zor dönemlerde Saray iktidarına devletin bekası adına omuz veren CHP, Suriye Kürdistan’ın işgalinde birkez daha …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle