Anasayfa / Dünden Bugüne / Anti-Emperyalist Bağımsızlık ve Özgürlük Mücadelesinin Simgelerinde Vedat Demircioğlunu Anarken..!

Anti-Emperyalist Bağımsızlık ve Özgürlük Mücadelesinin Simgelerinde Vedat Demircioğlunu Anarken..!

Amerikan 6. Filosu Türkiye karasularında ağır ağır yol alıp İstanbul’a yaklaşırken, bir genç, arkadaşlarıyla bu “kirli” ziyarete karşı hazırlanan afişleri asmak için çabalıyordu. Amerika ileri karakol olarak görmek istediği Türkiye’de filosuyla gövde gösterisi yapacaktı. Askerleri ise iskeleye çıkar çıkmaz “Yayılmacılığın verdiği yetkiye dayanarak” taşkınlıklara başlayacaktı. Buna karşı çıkmak için hazırlanan el ilanlarını günler öncesinden dağıtan o genç, geceleri de afiş asarak “6. Filo Defol!” haykırışını duvarlara işliyordu. Gece gündüz demeden çalışan o genç, Vedat Demircioğlu’ydu.
1943’te o dönem Konya’ya bağlı olan Taşkent’te doğan Vedat, henüz 25 yaşındaydı. Vefa Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitimine devam etti. 1968 yazında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Motor Enstitüsünde açılan kursa kaydoldu. Böylece hem İTÜ’lü arkadaşlarıyla mücadele yürütüyor hem de İTÜ’nün yurdunda kaldığı oluyordu.
Vedat, emekçi bir gençti. Eğitimini sürdürebilmek için sayısız iş yapmıştı. Arkadaşları onu bazen işportacılık, bazen otel katipliği yaparken görürdü. Bir yandan dersleri bir yandan harçlığını çıkarmak için yaptığı işler onu epey yoruyordu. Ancak mücadeleden asla vazgeçmedi. Türkiye İşçi Partisi üyesiydi. Arkadaşlarının anlatımlarına göre, gözünü budaktan sakınmayan, çalışkan devrimci bir gençti. Vedat boş durmazdı ya el ilanı dağıtır ya eylemlerde kitlelere seslenir ya da afiş asıyor olurdu.
6 Filo’nun Dolmabahçe’ye demirlemesi arkadaşları gibi Vedat’ı da öfkelendiriyordu. 6. Filo’nun korunması uğruna polislerin yapabileceklerinin sınırının olmadığı ise zamanla daha iyi anlaşılacaktı.
Devrimci Gençler, İstanbul’un Amerikan işgali altında olduğunu ve hükümetin buna çanak tuttuğunu göstermek amacıyla bayrakları yarıya indirmişti. Amerikalı askerlerin üzerine mürekkep ve zift atıyor, şapkalarını alıp fırlatıyorlardı. 6. Filo Dolmabahçe’ye demirler demirlemez Amerikan askerlerinin bazıları adet olduğu üzere Beyoğlu ve Galata sokaklarına dağıldı. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel bu konuda çok hassastı, en iyi şekilde ağırlanmalarını istiyordu. Polis teyakkuzu bundandı. Adet olduğu üzere İstanbul’daki genelevler badanalandı, gece kulüplerinde hummalı bir çalışma yürütüldü. Polis bazı caddeleri tutmuş, giriş ve çıkışları denetlemeye başlamıştı. Amerikan askerleri rahat gezsin diye yurttaşlar engelleniyordu.
Bu engellemelerden biri bardağı taşıran son damla olacaktı…
16 Temmuz günü sakin başlamıştı. Devrimci örgütlerin bir eğitim toplantısı vardı. Toplantı gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürmüş, acıkan öğrenciler Beyoğlu’da çorba içmeye karar vermişti. Öğrencilerin karşılarına polisler çıktı, öğrencilerden 11’i durduk yere tutuklandı! Sebebi aslında belliydi. Harun Karadeniz o günü, anılarında şöyle anlatacaktı:
“Polis, arkadaşlarımızı tutuklayınca tek kelimeyle tepemiz attı. Çünkü o gece bütün Beyoğlu’da sazlarda, barlarda Amerikan erleri gezip eğleniyorlardı. Biz bu memleketin gençleri olarak çorba içmeye gidemiyorduk. 6. Filo düpedüz işgal ordusu konumuna geliyordu gözümüzde.”’
Ertesi gün, gençlerin öfkesini tetikleyecek başka gelişmeler de oldu. Gençler sokağa çıkamazken yurdun hemen karşısındaki otele Amerikalı erler eğlenmek ve geceyi geçirmek için geldi. Öfke artık patlama noktasına ulaşmıştı. Bazı gençler oteli taşlayıp camı çerçeveyi indirdi. Gençler yurdun önündeki yolu da trafiğe kapattı. Amerikalıları bu caddeden geçirmeyeceklerdi!
Gerilim anbean artıyordu. Öğrencilerden biri otele taş atarken birisi onu yakalamaya çalıştı, öğrenci direnince itiş kakış başladı. O anda arkadaşları öğrencinin yardımına koştu ve saldıran kişiyi tutarak yurda getirdi. Üstü aranınca üzerinden bir silah çıktı. Yakaladıkları kişi bir sivil polisti.
Sivil polisi serbest bırakmanın en doğru karar olacağını düşündüler. Ama salıvermeden önce ona iyi muamele gördüğüne dair bir kağıt imzalattılar. İşte o esnada polis yurdu bastı! Harun Karadeniz o anı, “Ben hayatımda o kadar dehşet verici bir saldırı görmemiştim” diye anlatacaktı.
Yurt tamamen sarılmıştı ve polisler coplarla öğrencilerin üzerine atıldı. Öğrenciler yurdu savunmak için direndi ama polisin saldırısı çok sertti. Öğrenciler önce yurdun içine, ardından üst katlara doğru giderek kendilerini korumaya çalıştı. Polis onları üst katta da takip etti.
Arbede devam ederken Vedat pencereye doğru çekildi. Polisler son bir hamleyle Vedat’a saldırdı. Son darbe Vedat’ı pencereden aşağı atmak içindi! Vedat aldığı darbenin etkisiyle ikinci kattan düştü. Ama polislerin hıncı bitmemişti. Vedat’ın düştüğü yerde birden dört polis belirdi. Vedat’ın etrafını sarıp tekmelemeye başladılar. Ardından Vedat’ı tam 300 metre sürükleyerek dış kapıya götürdüler. Vedat’ın kan izleri günlerce yerde kaldı…
10 dakika kadar bulunduğu yerde kalan Vedat’ı bir polis İlkyardım Hastanesine götürüp hızla hastaneden uzaklaştı.
Ant dergisine göre Vedat’ın kafatası parçalanmış, kolları kırılmış, aldığı darbeler nedeniyle vücudu mosmor olmuştu. Kan kaybeden Vedat derhal ameliyata alındı ama girdiği komadan çıkamadı. 7 gün sonra, 24 Temmuz’ 1968’de yaşama gözlerini kapadı. Onu 6. Filo’yu korumak uğruna iktidardan emir alan polisler öldürmüştü. Annesi Naciye Hanım cenazeyi aldığında şunları söyledi:
“Ölmedi ki o, gitmedi ki… Kurban edildi, polislere vurduruldu. Elin gencecik çocuğundan ne istersiniz polisler…”
Yaşar Kemal, Vedat Demircioğlu’nun ölümü üzerine polisin tavrını Nazi polislerine benzeterek şu satırları kaleme aldı:
“Son Teknik Üniversite olayları gösterdi ki, bu polis gerçek bir SS’tir. Hitler en haşmetli devrinde bile bir üniversite bastırmaya cesaret edememiştir. Öylesine korkunç bir zihniyetle yetiştirilmiştir ki toplum polisi, gencecik kardeşlerini yerlerde sürükleyerek öldürmekten çekinmemişlerdir.”
Vedat, ’68 kuşağında öldürülen ilk gençti. Ant dergisi Vedat’ı, “İkinci kurtuluş savaşının ilk şehidi” diye andı.’
Vedat’ı öldürenler, 50’nin üzerinde genci de öldüresiye dövmüştü. Polis durmadı. Çok geçmeden bir sürek avı başlayacaktı. Hedef, devrimci gençlik liderleriydi. Veysi Sarısözen tutuklandı; Deniz Gezmiş, Bozkurt Nuhoğlu, Bora Gözen, Harun Karadeniz, Çetin Uygur, Kemal Bingöllü, Osman Saffet Arolat hakkında tutuklama kararı çıkarıldı.
Ama bu sürek avı dahi gençleri engelleyemedi. Vedat’ın komada olduğu haberiyle sarsılan gençler 18 Temmuz’da Taksim’de toplandı, sloganlar attı. Dolmabahçe’ye doğru binlerce kişilik ilerleyiş Deniz Gezmiş’in yükselen sesiyle başladı:
“Akın var akın/Güneşin zaptı yakın…”
Öğrenciler bir sel gibi limana akıyordu. Limanda bekleyen askerler neye uğradığını şaşırdı. Amerikan askerleri tekme ve yumruklarla denize atıldı! Amerikan araçları tahrip edildi.
Gelişmelerden haberdar olan ABD Ankara Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanlığı Sekreteri Zeki Kuneralp’i arayarak eğer ABD askerlerinin can güvenliği sağlanmazsa Türkiye-ABD ilişkilerinin temelinden zedelenebileceğini belirterek adeta bir ültimatom verdi. Bu konuşma üzerine 30 genç tutuklandı. Ancak gençlerin hiçbir şekilde geri adım atmayacağı anlaşılmıştı.
Vedat Demircioğlu’nun cenazesi memleketi Taşkent’e götürülürken, 6. Filo protestolarının önlenememesinin etkisiyle demir almıştı bile… Amerikan askerleri “geldikleri gibi gidiyorlardı”…
Öğrenciler arkadaşları Vedat’ın cenazesini istedi, cenaze verilmedi. Bunun üzerine sembolik bir tabutla tören düzenlendi. Törende yaklaşık 5 bin kişi vardı.
Aranmasına karşın Deniz Gezmiş cenaze töreninde en ön saflardaydı. Törene polis saldırınca ortalık yangın yerine döndü. Polisin yanında faşist dinci gruplar da vardı. Çatışmalarda çok sayıda öğrenci yaralandı.
Bu ziyaretlerden memnun olanlar da vardı. Faşist dinci gericiler, ABD gemileriyle kendilerine de güç devşirme derdindeydi. Bugün, Son Havadis gibi gazeteler “cihat” ilan edecek kadar ileriye gitti! Öyle ki, 6 Filo şubat ayında tekrar geldiğinde 6. Filo’ya karşı namaz kıldılar! Birbirlerini tanımak için yakalarına kağıtlar takan dinci gericiler, dağıtılan sopalarla 6. Filo’yu protesto eden devrimci gençlere saldırdı. 16 Şubat 1969’da yaşanan olaylarda 2 kişi öldü, 114 kişi yaralandı. Bu korkunç olay, tarihte “Kanlı Pazar” olarak anılageldi…
27 Temmuz 1968’de devrimci öğrencilerin çıkardığı Dolmabahçe Direnişi gazetesi 6. Filo’ya neden karşı çıkıldığını şu satırlarla anlatır: “Nedir iktidarın ve patronların bizden istediği? ‘Amerika’nın sınırları Kars’tan başlar’ diyen bir başkanın ülkesinin askerlerine alkış mı tutmalıydık? Açık denizlerde aylarca kaldıktan sonra cinsel bunalımlarını gidermek için gelen kişileri Amerikan genelevleri biçiminde çalışan otellere taşıyan komisyoncular mı olsaydık? Kendi ülkesinde yaşayan zencilere insanlık hakkı tanımayanların askerlerine çiçek mi verseydik? İnsan haklarından, barıştan söz eden liderleri kurşunla susturulan ülkenin askerlerine selâm mı dursaydık? Doğal kaynaklarımızdan sömürdüklerini, İstanbul sokaklarında dolaşan askerlerinden dilenerek mi geri alsaydık? Daha dün Kıbrıs olayında karşımıza çıkanlara sevgi gösterisinde mi bulunsaydık? İktisaden daha güçlü olabilmek için kasıtlı olarak sürdürdüğü savaşta Vietnam halkına işkence edenleri el-etek öperek karşılayan kişiler mi olsaydık? Evet, iktidar ve patronlar bunları istiyor gençlikten. Gençlik ise iktidar ve patronların yolunda değil, halkın yolunda ilerliyor.”
Katledilmesinin 51.yılında 68 devrimci gençliğin sembollerinde Vedat Demircioğlunu unutmadık, unutturmayacağız.
Devrimciler ölür devrim davası sürer..!

HALKIN BİRLİĞİ

5 yılda işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk zirve yaptı..!

Rapora göre, 10 Ağustos 2014’te Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’dan önce 950 milyar dolar olan milli gelirin …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle