Anasayfa / Genel / BAŞKAN ERDOĞANIN  ÜLKESİNDE FAŞİZMİN ADINA DEMOKRASİ DENİYOR..!

BAŞKAN ERDOĞANIN  ÜLKESİNDE FAŞİZMİN ADINA DEMOKRASİ DENİYOR..!

Erdoğan’ın şeflik rejimi faşizmin sınır tanımazlığını uygulamalarıyla netçe açığa seriyor. Bir yanda milliyetçi din sosuna batırılmış demagoji yüklü ABD-AB-İsrail karşıtı söylemler öte yandan dur durak bilmeden süren emekçilere yönelik baskı ve saldırlar. İç politikada sıkışan ve ekonomik krizin toplumsal bir hal alması Erdoğanın şeflik rejimini dikkatleri daha çok vatana saldırı yalanı arkasına gizlenmeye itiyor.  Dolduran sigarasını ciğerlerine çekip, ağzının içini dolduran dumanı dışarı yavaşça veriyor ve sanki bunu yapmayınca sigara içişinde bir eksiklik olabileceğine inanıyordu. Zaten her şeye çabuk inanan bir yönü vardı… Çalışan, vergisini ödeyen, kanunlara uyan, ona ne denilirse, “Devletin bir bildiği var elbet” deyip, buna koşulsuz riayet eden ve elbette her beş yılda bir sandığa gidip oyunu kullanan milyonlarca insandan sadece biriydi ve ona göre bunda anormal bir taraf da bulunmuyordu.

Zaten bay başkan Erdoğanın ülkesinde bir vatandaşa düşen görevler de bunlar değil miydi?

Caddede adımlarını atarken ortalıkta yalın ayak dolaşarak ellerindeki mendilleri satmaya çalışan iki esmer çocuk gördü. Evet, hiç kuşku yok ki bu çocuklar Suriye’deki iç savaşın kurbanlarıydı. Fakat ona göre böylesine bir yoksulluk içinde debelenmelerine karşın sırf hayatta oldukları için bay başkana teşekkür edip, ellerini semaha açarak ona dua etmeleri gerekirdi. Her ne kadar bay başkanın, kurbanlık koyun keser gibi insan kesen bir çeşit sadist örgütlere yardım edip, iç savaşın uzamasına neden olduğu ile alakalı bir takım iddialar ortaya atılsa da bunun dış ülkelerin bitmek bilmez oyunları olduğu su götürmez bir gerçekti. Hem bir suç varsa da bu suçun tüm yükü sadece bir kişinin omuzlarına yüklenemezdi.

Dünyada ne kadar hatırı sayılır devlet yöneticisi varsa onların da ellerine sıçramıştı bu kan… Ayrıca bay başkan her şeyin en iyisini düşünürdü. Çünkü bay başkanın duble yolları, köprüleri, havalimanları, trol ordusu, korkuları ve bir de sarayı vardı. Bay başkanı kıskananlar bu yüzden çok, onu çekememezlik bu yüzden haddinden fazlaydı.

Yüzlerce odası olan, şaşaası ve genişliği ile insanı kendisine hayran bırakan, lüksün ve şatafatın eksik olmadığı bir saraydı bu. Bazen bay başkan sarayına çekilir, altın yaldızlı tavanına arada bir bakıp gözlerini penceresinden dışarı uzatır ve onca kudretine rağmen bir şeylerin kendisini hâlâ rahatsız etmekte olduğunu hissederek bundan ziyadesi ile nahoş bir tutum takınıp, etrafına emirler yağdırırdı… Gerçi cümleler daha ağzından dökülür dökülmez şakkadanak yerine getirilse de onun huzursuzluğu asla bu minvalde son bulmazdı.

Demokrasiye inanırdı. Ve fakat tek bir şart ileri sürmeyi de ihmal etmezdi. Kendisi gibi düşünülmesi kaidesi ile… Eğer kendisi gibi düşünülmüyor, aldığı kararlar eleştiriliyor ve bu da yetmezmiş gibi bir de kendisine karşı çıkılıyorsa, işte bu, bay başkanın zangır zangır titremesine yol açacak kadar onu sinirlendiren bir ayıptı. Ve bu ayıbı her kim işlediyse, gözünün yaşına dahi bakılmadan derhal bunun cezasını çekmeli, yaptığına pişman olacak raddeye getirilmeliydi.

Zira bay başkan, halkının desteği ile göreve gelmiş, rüştünü ispatlamış ve aldığı yetki ile ne yapıp ne yapamayacağı meselesinde ziyadesi ile tecrübe edinmişti. Kimse ondan daha iyi bilemezdi.

Çünkü yeri geldiğinde jinekolog, psikolog, antropolog, sosyolog, yeri geldiğinde ise ekonomist, stratejist, feylosof, aile planlamacısı ve tarihçiydi… Hayatı boyunca okuduğu kitaplar, aldığı yaşını pek geçmese de hayatın okulunda piştiğini, kendisine kitap gerekmediğini, tanrı vergisi zekâsı ile her işin üstesinden geleceğini düşünüyor ve aksini söyleyen var ise de kendisini çekemediklerini, onlara en iyi cevabı yine sandıkta milletinin vereceğini bas bas bağırıyordu.

Elini cebine atıp, bay başkanın icraatlarını düşünürken gururlanmıştı. Dünyadaki her ülkenin başına böyle bir başkan gerekti.

Hoş! Ülke sert bir ekonomik darboğazdan geçiyordu. İşsizlik rakamları artıyor, zamları yeni zamlar takip ediyor, geçim her geçen gün daha da zorlaşıyordu. Sadece bununla kalınmıyordu elbet; zira bay başkanın ülkesindeki cezaevleri, ona itiraz eden muhaliflerle ve gazetecilerle doluydu. Hatta öyle doluydu ki dünyada bu alanda birinci bile olmuştu… İşlerinden sorgusuz sualsiz atılanlar, atanamadıkları için intihar eden öğretmen adayları, iş bulamayan üniversite mezunları, gırtlağına kadar borç batağına saplanmış nice insanlar ve ölümün, ülkenin üzerinde birer gölge gibi dolaştığı talihsiz zamanlar…

Bay başkanın ülkesi nevi şahsına münhasır bir ülkeydi. Ortada yanlış giden bir şey yoktu. Varsa da bu çekemeyenlerin kuru iftirasıydı. Eli cebinde dolaşıp arada bir sigarasının dumanını içine çektikten sonra onu yavaşça dışarı bırakarak etrafı amaçsız duygularla izleyen sade vatandaşımıza göre bay başkan, halkının desteğini arkasına alarak daha nice cezaevleri inşa edecek, yeni yeni yasaklar ilan edecek, tüm ayrık otlarını yolacak ve kendisine irili ufaklı saraycıklar yapmaya devam edecekti. Çünkü o bay başkandı ve milletinin desteğine sahipti…

Bay başkanın ülkesinde hemen hergün, faşist baskı, zulüm ve  sömürünün sınırsızı yaşanıdığı Türkiyede ve faşizme adına demokrasi deniyordu.

HALKIN BİRLİĞİ

Dünya’da her dört günde bir gazeteci öldürüyor..!

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Almanya temsilciliği tarafından Gazetecilere Karşı İşlenen Suçların …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle