Anasayfa / Analiz-Polemik / Bir Dönemler TKP-ML Hareketi Saflarında Mücadele Yürüten Garbis Altınoğlu’nu Beyin Kanamasında Belçikada kaybettik. Bütün Devrimci ve Emekçilerin Başı Sağolsun..!

Bir Dönemler TKP-ML Hareketi Saflarında Mücadele Yürüten Garbis Altınoğlu’nu Beyin Kanamasında Belçikada kaybettik. Bütün Devrimci ve Emekçilerin Başı Sağolsun..!

Bu durumda ne yazılır diye çok düşündük. Ama bir kişiyi değerlendirirken toptancı değerlendirmenin hatalı olduğunu biliyoruz. Buradan olarak bir dönemden sonra farklı bir hatta savrulmasına rağmen devrim ve sosyalizm savaşımına önemli katkıları olmuş ve TKP-ML Hareketinin gelişip güçlenmesi için yoğun bir çaba içinde olmuş olan Garbis Altınoğlu’nu anmak ve Onun direnişçi özelliğini devrimci kuşaklara taşımak önem taşıyor.

Bu coğrafya faşist baskı ve zulme karşı ölümü hiçe sayan ve en zor dönemlerde alının akıyla çıkan öncü devrimcilere az rastladı.

Garbiste 94’de bu kadar faşist baskıya ve zulme direnme ve örgütlü savaşımda ısrarlı olmada öne çıkmış ve düşmanın hedefi olmuş, Ermeni milliyetinde kararlı ve dirençli bir komünist öncüydü. Kuşku yok ki her devrimci kavgaya katılırken, mücadeleyi sonuna kadar taşıma ve mücadelesi-yaşamıyla geride kalanlara örnek alma amacında olur.

Neki Türkiye devrimci hareketinde, devrimci mücadelenin sert ve acımasız bir hatta yürümesi , sınıfla birleşen yıllar geçmesine karşı güçlü bir komünist partisinin yaratılamaması ve bunlara eklenecek başka nedenlerden dolayı mücadelenin yada örgütlü savaşımın dışına düşmüş yığınla militan ve öncü devrimci söz konusu Hatta bir çok devrimci örgütün merkezi önderliğinde ve yönetici kademelerinden yer alan kadroların, süreç içinde umutsuzluğa kapılarak yada kariyerist eğilimlerin kurbanı olarak nasıl örgütlü sınıf savaşımının dışına düştüklerini ve bu bakımdan yeni devrimci kuşaklara ve emekçilere, devrimci kadrolara olumsuz örnek oldukları bir sır değildir.

Garbis Altınoğlu da 1994 yılında MLKP-K’nın kuruluşuna kadar önemli yetmezlikleri ve teorik dogmatik hatalarına karşın komünist bir öncü savaşçı olarak devrim ve sosyalizm savaşımına omuz vermiş ve bir çok devrimciye örnek ve direnişçi duruşuyla düşmanın korkulu rüyası olmuştur.

Garbis Altınoğlu’nu kendi öz-eleştirisinde de dile getirdiği gibi “beni yeniden kalıba döküp, sağlam bir komünist olmamı sağlayan TKP-ML Hareketiydi. Yani zor süreçlerde TKP-ML hareketi her daima yanı başımda oldu ve olgun yoldaşça yaklaşımlarıyla hata ve yetmezliklerimden çıkışın yolunu gösterdi. Onun içindir ki bir çok iyi özellikler kazanmamı sağlayan Hareketin kendisiydi. Bunu özel olarak belirtme gereği duyuyorum ” demesi aslında komünist kadroyu şekillendiren ideolojik-politik ve örgütsel duruş olduğunu doğru olarak teslim ediyordu.

Garbisi işkenceden ve zindanda direnişçi kılan ve ölümü her daima gözünde küçülten Kaypakkaya yoldaşın temellerini attı ve hareketimizin geliştirip ileri taşıdığı komünist hattı. Garbis’i önemli hatalardan alıp yeniden kalıba döken hareketimizin komünist ilkeleri ve emekçi özelliğiydi.

Garbis Altınoğlu, Ermeni milliyetinden bir komünist öncüsü olması nedeniyle, hem faşist karşı devrimin ve hem de Aydınlık-PDA gibi karşı devrimci akımların en çok saldırısına uğrayanlar başında geliyordu.. O hiç bir zaman milliyetçi bir bakışla olaylara bakmadığı gibi, proletarya enternasyonalizmini kendisine temel alarak ezilen ulus milliyetçiliğini de eleştirmekten ve hatta Ermeni milliyetçiliğinin hayalci dar ve sığ yaklaşımlarına karşı çıkmaktan geri durmayanlardandı.

Garbis Altınoğlu, Ermeni olması nedeniyle hem işkencehaneler de ve hem de zindanlarda daha fazla hatta özel faşist baskı ve uygulamalar, tecride maruz kaldığı bir sır değildi. Sırf Ermeni milliyetinden bir devrimci olması nedeniyle, işkenceciler tarafından özel işkencelere uğramıştır.

Biliyoruz ki 12 eylül 1980 askeri faşist darbesinin ardından sınır tanımaz işkencelere direnmek, devrimci omuru ayakta tutmak, ölümü hiçe sayan bir direniş hattında yürümek büyük önem taşıyordu. İşkencede direniş , ser verip sır vermeme geleneğini bayraklaştırmak bedel ödemeyi gerekli kılıyordu. İşte TKP-ML hareketinin öncü savaşçıları Kaypakkaya yoldaşın ser ver sır vermeme geleneğini kuşanarak, faşizmi işkencehaneler de yenilgiye uğratıyorlardı.

Garbiste bunlardan birisiydi her ne kadar işkencede Marmara Bölge Komitesi üyesi olduğunu ve bazı eylemeleri üstlenme hatasını işlese de, uzun süren işkencelere rağmen Kaypakkaya yoldaşın direniş geleneğini hem İstanbul 1-Şubesin de ve hem de 70 gün kaldığı K.Maraş işkencehanesin de bayraklaştırıyor ve düşmanın dayatmalarına, üzerine ifade verilenlerle yüzleştirilmesine rağmen tek bir kişi ve örgüt hakkında ifade vermeyerek düşmanı ininde yeniyordu.

Nitekim zorluklar ve işkenceler karşı nasıl bir duruş içinde olması gerektiğini dışarıya ilettiği bir mektubunda şöyle dillendiriyordu. “zorluklar, engeller, sıkıntılar bizlerin onları yenmesi ve aşması için vardır. ve bundan sonrası da varlıklarını çeşitli biçimde hatta öz değişiklikleriyle birlikte sürdüreceklerdir. İnsanlık hiç bir önemli başarısını ter ve kan dökmeden, acı ve eziyet çekmeden elde edememiştir. Bu yalnızca siyasal alanda geçerli olan bir önerme değildir. Üretim, bilim felsefe, teknoloji, sanat, edebiyat vb. alanlardaki bütün başarılı çıkış ve atılımlar hep yoğun ve zorlu savaşımlarla ve uğraşılar sonucunda gerçekleşmiştir.” ( Garbis Altınoğlu. 30-06.1988 tarihli mektup)

Aslında Garbis, polisin TKP-ML Hareketine yönelik yürütmüş olduğu operasyonda 31 aralık 1981 yılında İstanbul da yaralı olarak yakalandığında işkence ve zindanda direnmeyi bir çizgi haline getirmiş, karamsarlık ve yılgınlıkları elinin tersiyle itmiş, işkence ve zindanlarda direngenlikte önemli örneklerinden birisi olmuştu.

Garbis Altınoğlu, Ermeni milliyetinden yoksul bir ailenin çocuğu olarak,1946 yılında Amasya’ya başlı Gümüşhacı köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu yoksulluk içinde geçen Garbis İlkokulu Amasya’nın Yeşilırmak İlkokulu’nda oku. Amasya’daki ortaokula kaydının yapılmasından ardında, ama henüz ders yılı başlamadan önce Amasya’ya, Anadolu’da başarılı ve yoksul ailelerin çocuklarını saptayan ve onları yönlendiren bir rahip girişimi sonucunda Tıbrevank’a İstanbul’a gelir geldim. Benden önce, benim dönemimde ve benden sonra da Amasya’dan ve ilçelerinden Tıbrevank’a gelen başka öğrenciler geldi. orta-öğrenimi İstanbul da tamamladıktan sonra yüksek puanla Robert koleji-Bugünkü Boğaziçi üniversitesi-girmeyi hak kazanır.

Garbisin devrimcileşmesi,1965’li yılların ikinci yarısında yaygınlaşmaya başlayan anti-emperyalist öğrenci eylemlerinin yükselişiyle bşlar.1965 yılında TİP’in Beşiktaş Şube yöneticiliğini yapar. Anti-emperyalist-Anti-faşist gençliğin devrimci örgütlenmesin de aktif olarak yer alır. TİP reforumculuğuna karşı oluşan FKP( Fikir Kulüpleri federasyonu) devrimci gençlik saflarında faaliyetini sürdürür. Politik mücadelenin giderek yoğunlaşmasına koşut olarak yaygın bir saflaşmayı beraberin de getirdiği 1960ların sonlarına doğru TŞP-PDA ayrışmasında PDA saflarında yer alır. 1970 yılında bir grup arkadaşıyla Robert Kolejliler adıyla bir grup olarak PDA’dan ayrılır ve ayı bir grup olarak mücadelesini sürdürür. 12 Mart 1971 askeri faşist darbeyle yükselen devrimci halk hareketi ezmek amacıyla faşist diktatörlük balyoz hareketi başlatır .Bu dönemde yüzlerce devrimciye kurşunlanır, ya işkencede katledilir yada idam edilir. Binlercesi ise zindanlara kapatılır. Garbis Altınoğlu da 1971 faşist darbesinde payını alana devrimcilerden birdir. Garbis Altınoğlu, içeride olduğu dönemde sandık cinayeti adı altında hatalı ve karşı devrimci bir eyle nedeniyle sorumlu tutulur ve cezası artırılır. Garbis zindanda içinde yer aldığı çizginin eleştirisini yaparak özeleştiri yapıp, 1974 yılında zindan da TKP-ML Hareketine katılır.

Garbis 1974 affıyla tahliye olur. Bir yandan yarım kalan okulunu bitirmeye çalışırken diğer yandan örgütün yeniden toparlanması için yoğun bir devrimci çalışma içine girer. Örgüte maddi olanak yaratmak amacıyla girişilen bir eylemde deşifre olan Garbis Altınoğlu Kürdistan çalışmalarına görevlendirilir.

Garbisidağılmış TKP-ML Hareketinin yeniden ayağa dikilmesinde, gecesini gündüzüne katan yoğun bir örgütsel faaliyet içine yönelir. K.Maraş’ta Malatya’ya ,Gaziantepte Elazığ’a kadar bir çok alanda Kürdistan Komitesinin üyesi olarak sorumluluklar üstelenen Garbis, bölgede Hareketin etkinlik kurmasında önemli rol oynar. Bir çok devrimcinin örgüte kazanılması ve mücadeleye aktif olarak katılmasında Garbisin önemli katkısı olur. 1976 yılında Partizan dogmatiklerinin bölgede hemen hiçbir etkide bulunmamasında Garbisin önemli etkisi olmuştur.

1975 yılında 1980 12 Eylül faşist darbesine kadar Kürdistan da devrimci faaliyet yürüten Garbis 12 eylül faşist darbesinin ardından bölgede deşifre olması ve mücadelenin ihtiyaçları nedeniyle Marmara Bölge Komitesi çalışmasına atandı. Marmara bölge çalışmalarının devrimci bir temelde geliştirilmesi için özellikle fabrika işçi çalışmalarının geliştirilmesi için çaba gösterdi. ve faşist cuntanın örgütte açtığı gediklerin kapatılması için vur emriyle aranmasına karşı o toplantıda bu toplantıya koştu. Marmara bölge Komitesinin denetiminde çıkarılan İşçi Bayrağı gazetesinin yazı kurulunda sorumluluk üstelendi. Peş peşe yenilen darbe ve yakalanmalara karşın İşçi Bayrağı ve sıklıkla Faşist Cuntaya karşı emekçileri direnişe çağıran bildirilerin hazırlanıp kitlelere taşınmasında kararlı ve inatçı bir duruş içinde oldu.

Faşist burjuva Garbis Altınoğlu’nu sürekli olarak hedef gösterdi. Bu aynı işi Aydınlık-PDA karşı devrimcileri de yapmaktan geri kalmadılar. Faşist cunta K.Maraş katliamını Gabis Altınoğlu’na yüklemek için özel bir ajan şebekesi örgütledi ama onlar umduklarını bulmadılar ve Garbis korkuya paniğe kapılmadan devrimci kavganın en zor günlerinden metanetli olmaktan geri durmadı.

12 eylül faşist darbesinin ardından bir çok abbas yolcu mücadelede firar ederken, Garbis, daha fazla sorumluluklar altına girmekten geri durmadı. 31 Aralık 1981 yılına kaldığı evin polis tarafından sarıldığının farkına vardığında, polis çemberini yarmaya çalışırken polisle boğuşurken polisin silahında çıkan kurşunla sağ gözünde yaralandı. Türkiye de polisin yıllardır peşinde koştuğu, “Ermeni terörist başı” nihayet ellerindeydi. Gayrettepe adeta bir bayram havası yaşanıyordu. Çünkü aynı zamanda merkezi yayın organı İleri’nin ilk sayısı da düşmanın eline geçmişti.

İşkencecileri zaman geçirmeden hemen işkence tezgahını devreye soktular. Garbis tam 2 ay İstanbul 1.Şubesinde ağır işkenceye maruz kaldı. Onun üzerinde denemedikleri işkence yönetimi kalmadı. Ama sonuçta kazanan Garbisin komünist iradesiydi. Aynı dönemde İstanbul 1.Şubesinden olanlar Garbisin işkencedeki direnişçi tavrından dolayı büyük saygıyla söz etmektekten geri durmadılar. Nitekim Garbis, en ağır işkenceleri bedeninde tadarken bile, birlikte olduğu yoldaşlarına karşı olan sorumluluğunu bir an unutmadan ,insanlara esin ve moral kaynağı oluyordu.

İstanbul işkencecileri 2 aylık işkencelerin ardında Garbiste istediği sonucu alamayınca mahkemeye çıkarıp tutuklamak zorunda kaldı. Garbis işkenceleriyle ünlü Metris zindanına kapatıldı. Garbisi tutuklandıktan bir süre sonra K.Maraş polisince Maraş’ın ünlü RİNG denilen vahşi işkencelerin yapıldığı, Ali Ekber Yürek, Cennet Değirmenci, İsmet Ömürcan, Fehmi Özarslan ve Mehmet Ceren adlı devrimci ve komünistlerin katledildiği başlarında Yüzbaşı Yusuf Haznedaroğlu’nun bulunduğu işkencecilere teslim edildi.

Hatırlanacağı üzere Maraş işkencehanesin de Garbis’e yapılan işkence yöntemlerinin bazılarını işkence yapan itirafçı polis Sedat Caner 9 Şubat 1988 yılında Nokta dergisinde şanlatıyordu.Caner “çok dayanıklıydı” dediği Garbis Altınoğlu, işkencecilere “ilham kaynağı” olmuştu. Ve hem büyük bir acı verdiğini, hem de onur kırıcı olduğunu daha sonra pek çok olayda saptadıkları “kaplumbağa hücresi” ilk kez Garbis Altınoğlu’na uygulanmıştı. Bu “özgün yöntemi” şöyle anlatıyordu Sedat Caner: “İlk olaraktan Garbis Altınoğlu’na uygulanmıştı. Çömelerek sokulur suçlu içerisine. Kendisi tuvalet ihtiyacını falan gideremez yani, ancak altına yapacak. Kıpırdama imkanı da yok. Tüm eklemlerde kireçlenme olur. Garbis bir hafta tutulmuştu. Çıktığında kamburumsu yürüyordu. Onurunu kırıyor yani, acı da veriyor…” Bunlar, Garbis Altınoğlu’na “onur kırmak için” uygulananlardı. Kendisine yapılan öteki işkenceleri ise Garbis Altınoğlu, mahkemede verdiği ifadede şöyle anlatıyordu:

“Maraş’ta kaldığım 70 gün boyunca ben de ağır bir şekilde işkence gördüm. Bu işkenceler, aç ve susuz bırakma, uyku uyutmama, soğuk su banyosu, falaka, elektrik, çarmıha germe ve bunların bir kaçının bir arada uygulanması gibi değişik biçimlerde oluyordu… Gözaltında bulunduğum bu 70 gün içinde toplam 20 gün bütünüyle aç kadım. Bunun yanı sıra, son 15 günü saymazsam sürekli olarak yarı aç bırakıldım. İlk 5 gün boyunca hiç uyutulmadım. İşkencede olmadığım zamanlarda ellerim sürekli olarak zincirle bir demir boruya bağlanıyordu…”

Gerek itirafçı polis Sedat Canerin, gerekse de Garbis Altınoğlu’nun anlattıkları işkence yöntemeler belli başlı olanlarıdır. Acı çektirmek, çökertmek ve devrimci iradeyi kırmak için daha o kadar yöntem uygulanıyordu ki ..

Garbis yaklaşık 5 ay kadar gördüğü yoğun ve ağır işkencelerin ardında zindana gönderildi. Neki Garbis için işkenceli yaşam son bulmadı. Zindanlarda da işkence ve zulüm aynı yoğunlukla devam etti. zindanda zindana sürülme de işin cabasıydı. Garbis gittiği her yerde yoğun ve sınırsız işkencelere karşılaştı. ölümle burun buruna geldi. İdamla yargılanıyordu. 1984’ün başından itibaren sürekli olarak müşahede ve hücrelerde tecritte tutuldu. O işkence , yasaklar ve ağrı koşullara rağmen devrimci kişiliğinde ve politik inançlarında hiç taviz vermedi. Onun var olduğu yerde boyun eğiş ve teslimiyet rüzgarları değil, direnen ve onurun coşkusu egemen oldu. Ne Gayrettepe ne K.Maraş işkence merkezinde ne Selimiye, Davutpaşa, Metris, Sağmalcılar, Adana, Antep, Mersin ölüm hücreleri ve Sinop kalesi zapt-edildi.

Zindanları bir devrimci kul ve üretim merkezi olarak gören Garbis içeride olduğu sürece dışarıdaki mücadeleye sürekli ve sistemli olarak teorik-politik sorunları işleyen yazılı çalışmalarla destek verdi. 1986 yılında 1-olaşanüsü Konferansını toplayan TKP-ML Hareketi olarak zindanda olan Garbis Altınoğlu’nu Merkez Komitesine seçti. O Güne kadar Kürdistan ve Marmara Bölge Komitelerinde sorumluluklar üstlenmiş olan Garbis, aldığı görevleri yerine getirmedeki çalışkanlığı fedakarlığı, mütevazi yaşamı ve ilkeli duruşuyla örgütlü savaşımda olumlu örnek bir yaşam ve mücadele içinde olmuştur. Neki sağcı yaklaşımları, örgütün gücünü ve çizgisini küçümseyerek dışarıda medet uman oportünist hızlı birlikçi tutumlarıyla , TKP-ML hareketinin komünist gelenek ve değerlerinin hızla tüketilmesi ve MLKP’de yine aynı hızla kopuş yaşaması , komünist faaliyet örgütlü yürütülür düşüncesini savunmasına karşı bir dönem sonra bundan tamamen uzaklaşarak örgütlü savaşımın dışına düşmesi. 1994’ten sonrası adım adım oportünizme kapaklanarak örgüt içi mücadelede PKK ve DHKP-C’nin darbeci ve komplocu yöntemlerini temel alan bir çizgiye kayması ve örgüt içi mücadelede gerici şiddet yöntemlerine sarılması ,Garbisin nereden nereye savrulduğunu ve belli bir dönemden sonrası komünist değerler ve ilkelerden uzaklaştığını gösterir.

Garbis anarken yada hatırlarken objektif davranmaktan geri kalmadan gerçeklere temel almakla yükümlüyüz. Garbis bir çok hata ve yetmezliklerine karşın intikam hırsıyla devrime ve sosyalizme, örgütlülüğe saldırmamıştır. Ama teorik dogmatizm ve herşeyin en iyisini ben bilirim bireyci yaklaşımları Garbisi yapması gereken devrimci işlerin altına girmekten alı koyduğu gibi, devrimci hareketin geriye savrulmasında da sorumluluk altına itmiştir. MLKP’deki maceracılığın ve sınıf dışı eğilimlerin egemen kılınmasında, ve komploculuk ve darbeciliğin meşru hale getirilmesinde Garbisin etkisi önemli olmuştur.

Buradan olarak direngenliği, mütevazi yaşamı, devrimci bir mevzide tutunma çabasıyla Garbis Altınoğlu devrimci mücadelemizde yaşayacaktır.

HALKIN BİRLİĞİ

(YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

“Beklemeye tahammülü olmayan hiçbir yolculuğa çıkmasın.” [1] Günümüz yerküresi ve coğrafyamıza ilişkin soru(n)ları [2]  konuşmak/ …

instagram web viewer instagram profile