Anasayfa / Özgür Kürsü / Bir garip öldü diyeler…!

Bir garip öldü diyeler…!

Memleketin bir ilçesinde 65 yaşında bir kadın öldü. İmamsız, namazsız, duasız gömüldü. Adı Emine’ydi. Müslümandı, dindardı ama Kürt’tü. Kimsenin haberi olmadı öldüğünden. Kimse ne çektiğini bilmedi. 64 yaşında üç ameliyat geçirdi ama her ameliyattan sonra bileğine hemencecik kelepçe vuruldu. Ranzaya bağlandı. Dağa giden oğlunu ararken yolu siyasete düşen, siyaset yaparken gizli tanık ifadesiyle hapse düşen, hapisteyken hastalıklarla boğuşan, en büyük hayali olan ‘barış’ı görmeden bu dünyadan ayrılan o kadından kimsenin haberi olmadı.

Bu yazı o kadının hayatını ve ölümünü anlatıyor:

Emine Aslan Aydoğan, 64 yıl evvel Mardin’in Kızıltepe ilçesine bağlı Ğus köyünde doğdu. Babası felçliydi. Kendisine ve diğer kardeşlerine annesi baktı. Koşullar el vermediği için okul yüzü görmedi. Çocukluğu ve gençliği yoksullukla geçti. Büyüdü, evlilik çağına geldi. Hayırlı bir kısmet arandı. Görücü usulüyle eşi Hasan Aydoğan ile görüştürüldü. Hasan Bey o dönem Sümerbank’ta memurluk yapıyordu. Görüşme olumlu geçti.

Emine Hanım evlilik kararını verince Allah’ın emri peygamberin kavliyle söz kesildi. Düğün tarihi belirlendi. O gün gelince ellere kınalar yakıldı, düğün yapıldı. O zamanki şartlar gereği gelin ata bindi ve yeni evinin yolunu tuttu. Evliler evine, köylüler köyüne uğurlandı.

Emine Hanım ve eşi Hasan Aydoğan birbirini severek, komşularıyla iyi geçinerek hayatlarını sürdürdü. Bu evlilikten sekiz çocukları oldu; dört kız, dört oğlan… Okul yüzü görmemiş olan Emine Hanım, azmetti, okuma yazma öğrendi, dışarıdan ilkokul okudu. Kendini geliştirdi.

Ailesi siyasetin içindeydi. Kardeşleri ve çocukları bir gün barış ve özgürlük gelir diye çabalıyordu. Ancak 1988 yılında bir çocuğu ortadan kayboldu. Anlatılanlara göre dağa gitmişti. Çocuklarına düşkün olan Emine Hanım, oğlunun izini aradı. Bulamadı. Belki denk gelirim ve barış mücadelesine katkı sunarım diye siyasete atıldı. O güne kadar çektiği eza ve cefanın üzerine, bir de halkının kaderi devreye girdi.

Emine Aslan Aydoğan siyaset hayatına HDP geleneğindeki partilerde başladı. Toplantılara katıldı, mahallelerde çalıştı, belediyeler için uğraştı, Barış Anneleri’nden biri olarak memleketin neresinde bir haksızlık gördüyse engel olmak için elinden geleni yaptı. Ankara’dan Viranşehir’e, Hakkari’den Urfa’ya gitti. Kitlesel eylemlere, panellere, konferanslara katıldı. Ayşe Sürücü, Leyla Güven gibi HDP milletvekilleriyle beraber çalıştı. Selahattin Demirtaş’ı çok sevdi.

Barışa ve halkların özgürlüğüne her şeyden çok inandı. Hayat mücadelesini “analar ağlamasın” felsefesi üzerine kurdu. Bu uğurda defalarca tehlikelere maruz kaldı. Gözaltılar, soruşturmalar, baskılar onu yıldırmadı.

Bir dönem onunla beraber çalışan HDP Urfa Milletvekili Ayşe Sürücü, Emine Aslan Aydoğan’ı “Barışa ve Kürt halkının özgürlüğüne inanırdı. Dirayetli ve mücadeleciydi. Onunla 2000’li yılların başında tanıştım. Korkmazdı, çekinmezdi” diye anlatıyor.

Emine Hanım ile olan bir anısını hiç unutmadığını ifade eden Sürücü, “Şırnak’ta 2010 yılında Canlı Kalkan eylemi vardı. Eylemin amacı operasyonlar dursun. Kimse ölmesin, analar ağlamasın üzerineydi. O gün orada yanımızdan asker konvoyu gidiyordu. Emine Anne kendini yolun ortasına konvoyun önüne attı ve askerlere ‘siz de ölmeyin, onlar da ölmesin, anneler ağlamasın’ dedi. Sonra orada herkes onunla beraber çatışma çıkmasın diye kendini yola attı” şeklinde anlatıyor ve bu çabalarla olası çatışmaların engellendiğini kaydediyor.

Çözüm Süreci’nin devam etmesi için de çok uğraştı, Emine Aslan. HDP Kadın Kolları’nda çalıştı. Namus cinayetleriyle, zorla yapılan evliliklerle, kadına karşı şiddetle mücadele etti. Kürtlerin, Ermenilerin, Alevilerin hakkı tanınsın diye çarşı pazar, dost meclisi ayrımı yapmadı. Herkes için demokrat oldu, herkese Müslüman oldu. İnsana değer verdi.

Siyasetin paralelinde ev ekonomisine de daima katkı yaptı. Küçük bir dükkânı vardı. Doğayla uyumlu davranmayı çok severdi. Bahçesindeki ağaçların güzel meyve vermesi için çapasını, suyunu eksik etmezdi. Bağ bahçe işlerine emek vererek dükkânında organik ürünler, kendi elleriyle yaptığı pul biberi, salça ve konserveleri satardı. Öğrencilere burs verilmesi için defalarca elinde avucunda ne varsa vermişti. İnsanların okuyarak, bilgilenerek daha iyi insan olacağına inanırdı.

Çocuklarına düşkündü. Hangi çocuğunun en çok hangi yemeği sevdiğini bilirdi. O yemekleri yapardı. Dağa giden çocuğunu bulmak için yıllarca mücadele etti. Diğer çocuklarını hep sevdi, ayrım yapmadı. En küçük oğlu Ferat hapishanedeyken düzenli olarak onu ziyarete gitti.

Fakat Emine Hanım’la uğraşanlar da hiç eksik olmadı. Kendisine örgüt üyeliğinden soruşturma açıldı. Gizli tanık ifadesiyle süren dava bir sonra karara bağlandı. Sekiz yıl yedi ay ceza aldı. Bir süre sonra yakalandı. Böylece 16 ay evvel hapse atıldı. Yaşı ilerlediği için sağlık sorunları baş göstermeye başladı. Oğulları emniyetin, savcılığın, adalet bakanlığının kapısını çok aşındırdı. Defalarca dilekçeler verdiler, ev hapsi talep ettiler ama netice alınamadı. Sağlık durumu gittikçe kötüye gitti. İki defa heyet raporu almak için hastaneye çıktı ama oradaki doktorlar ‘kafa sallayıp’ rapor vermediler. Emine Aslan’ı hasta haliyle tekrar hapishaneye yolladılar. Bu şekilde hastaneden hapishaneye, hapishaneden hastaneye defalarca geri nakledildi. Emine Hanım iki yıl önce cezaevindeyken eşi Hasan Aydoğan’ı da kaybetmişti, bu ölüm acılarına acı kattı. Derinden sarsıldı ve hastalıkları hızla ilerledi.

Hapiste onu birkaç defa ziyaret eden Urfa İHD avukatlarından Mustafa Vefa, çok yaşlı olduğunu ve hastalıklarının çok ilerlediğini anlatıyor. Emine Hanım, avukata sürekli hastalıklarından ve yaşlılık nedeniyle çektiği zorlukları anlattı. Hatta bir seferinde avukat görüşünde iken tansiyonu yükselince avukatıyla görüşmeyi yarıda kesti. Buna rağmen ev hapsi gibi seçenekleri devlet kurumları kabul etmedi. Vefat ettiği günü anlatan avukat Vefa şunları söylüyor:

“Kafasında yağ bezleri vardı. Şekeri vardı. Saçları dökülüyordu. Tansiyon problemi vardı. Tümör oluşmuştu. Böbrekleri ağrıyordu. İHD olarak onu hemen hasta tutsak listesine alıp bakanlığa ev hapsi talebinde bulunduk. Fakat sonuç alamadık. 10 gün evvel böbreğinde tümör olduğunu oğulları gelip anlattı. Çocukları bana vekâlet verdi. Ben de raporu alıp infazı durdurma talebinde bulunmak için yola çıktım. Fakat öğrendik ki o gün saat yedide vefat etmiş.”

En küçük oğlu Ferat ise annesinin çok yaşlandığını, bir sürü hastalıkla mücadele ettiğini, defalarca devlet kurumlarının kapısını çaldığını ama kendilerine olumlu bir yanıt vermediklerini söylüyor. Sürece anlatan Ferat, 64 yaşındaki Emine Hanım’ın tam üç ameliyat geçirdiğini ancak her ameliyat sonrası eline kelepçe takıldığını ve ranzaya kelepçelenerek bağlandığını söylüyor.

Ferat kendisinin hapisteyken annesi Emine Hanım’ın onun görüşüne geldiğini, annesi hapse düşünce de kendisinin onu ziyarete gittiğini söylüyor. Aynı durum hastanede de olmuş. Ferat yıllar evvel üç ameliyat geçirmiş ve hastanede 21 gün yatmış. Ona refakat eden ise annesi olmuş. Sonrasındaysa Ferat, annesi için hastane yollarına düşmüş. Ferat Aslan, “Ben ameliyat olduğum zaman hastanede annem için yastık yoktu. Kendisi başucumda beklerdi. Uykusu gelince terliklerini yastık yerine kullanırdı. Terliği başının altına alıp öyle uyurdu” diyerek o görüntünün gözlerinin önünden hiç gitmediğini söylüyor.

Emine Hanım’ın yaşamı gibi ölümü de zor oldu. Büyük oğlu Şükrü Aydoğan, annesinin namazına niyazına bağlı olduğunu, orucunu tuttuğunu, dini bütün bir insan olduğunu söylüyor. Ancak bu kadar dindar bir insanın dini vecibelerinin yerine getirilmesi de engellendi. Önce cenaze arabası, ardından tabut verilmedi. Sonrasındaysa taziye çadırı kurulmasına izin verilmedi. Cenaze namazını kıldırmak için oğulları imam çağırdı. Ancak polis engel oldu ve imam geri gitmek zorunda kaldı. Bu nedenle cenaze namazı kılınmadan defin işleme yapıldı. Kepçenin dahi gelip mezar kazmasına izin verilmedi. Aile o acılarıyla ve kendi elleriyle mezarı kazdı. Kendi çabalarıyla bir tabut tedarik etti. Mezarlık alanında polis cenazeye katılımı önlemek için GBT yaparak aileden olanları kabul etti. Diğer insanların cenazesine katılım için izin verilmedi. Emine Hanım’ın cenazesiyse vasiyeti üzerine kocası Hasan Bey ile torununun yanına gömüldü.

Emine Hanım’ın büyük oğlu Şükrü Bey bir Müslümana bu zulmü İsrail gibi bir devletin bile yapmadığını söylüyor. Din Âlimleri Derneği Diya-Der Başkanı Ekrem Baran ise “ölüden ve deliden hükmün kalktığını”, peygamberin bir müşrik cenazesi karşısında ayağa kalktığını ve gömülme işleminin inanca göre yapılması gerektiğini söylüyor. Cenaze namazı kılınmadan defin işlemi yapılmasının caiz olmadığını, cenaze namazının farz-ı kifaye olduğunu belirterek, “Cenaze namazı kılınmadan gömülüyorsa bir Müslüman, o şehrin hepsi günahkar olur. Mutlaka kılınması lazım. Birileri sonra gidip orada, mezarlıkta gıyaben kılabilir. Yalnız bu olaya İslami kesim tepki vermelidir. Bu olaya İslami kesim tepki göstermiyorsa bu kesimin ayıbıdır. Biri yaşarken ne suç işlemişse olsun, cenaze masumdur. Peygamberimiz gayrimüslim birinin cenazesine saygı göstererek ayağa kalkmıştır” diyerek yapılanların İslam’a uygun olmadığını ifade ediyor.

Emine Aslan Aydoğan’ın yaşadıklarına sessiz kalamayan bir isim de HDP Urfa Milletvekili Ömer Öcalan oldu. Öcalan, meclise verdiği önergede örf ve adetlere uygun olarak defin işleminin herkesin hakkı olduğunu ama Emine Hanım’ın bu hakkının bile ihlal edildiğini söyledi. Ahval’e konuşan Öcalan, “Kendisi, kardeşi, ailesi barış için mücadele etti. O yaşına rağmen çalıştı. Dirayetli ve cesur bir insandı. Ömrünü barışa adadı. Kürt halkının mücadelesinde onun yeri çok önemlidir” diyerek böyle değerli bir insana yapılan bu muamelenin ahlaka sığmadığını, Emine Aslan Aydoğan’ın hep hayırla yâd edileceğini söyledi.

Maaz İbrahimoğlu

Ahval

HALKIN BİRLİĞİ

HDP’ye kurulan tuzak ters tepti..!

Ekran üçe bölünmüştü; sol başta sunucu Didem Arslan Yılmaz, ortada Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu …

instagram web viewer instagram profile