Anasayfa / Onlardan Bize / Büyük Ölüm Orucu Direnişçisi Ali Ekber Barış Yoldaşla Yaşanmış Anılar Geleceği Var Edip Anlamlaştırır..!

Büyük Ölüm Orucu Direnişçisi Ali Ekber Barış Yoldaşla Yaşanmış Anılar Geleceği Var Edip Anlamlaştırır..!

Anılar yaşanmışlıkların yeniden su yüzüne çıkması bir yerde dünün bugüne taşınması demektir.
F tipi teslimiyet dayatmasına karşı KP-İÖ’nün 2.ölüm orucu savaşçısı olarak öne çıkan ve sorumluluk üstlenen Ali Ekber Barış yoldaş 180 günlük direnişin ardında 18 Ekim 2001 tarihinde ölümsüzler ordusuna katıldı. 1996 yılında İstanbul’da polise yönelik askeri eylem gerçekleştirdiği iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklanan evli ve bir çocuk babası Ali Ekber yoldaş mahkemede ve zindanlarda da devrimci görevlerinin gereğine uygun olarak hareket etti. 19 Aralık 2000 tarihinde Ecevit hükümetinin talimatıyla 20 zindanda aynı anda binlerce asker-polis ve özel timce başlatılan F Tipleri zindanına geçiş operasyonunun ardında dayatılan teslimiyet ve ihanet saldırısına binlerce devrimci tutsak önce açlık grevi ve ardından uzun sürece yayılan ve 122 devrimcinin ölümü kucakladığı büyük ölüm orucu direnişiyle yanıt verildi. İşte tamda burada devrimci duruş ve sorumluluğun arttığı ve bir yerde devrimciliğin sınandığı bir sürecin önü açılmıştı. Ya zindanlar teslimiyet ve ihanetin merkezleri yada devrimci direnişle faşizmin teslimiyeti ölümü hiçe sayan direnişle boşa çıkarılacaktı. Yüzlerce devrimci gibi KP-İÖ savaşçısı Ali Ekber Barış yoldaşta, teslimiyete ve ihanete karşı bedenini milim milim ölüme yatırma irade savaşında bir adım öne çıkarak, ölüm orucu zırhını giymeye aday olan yoldaşların başındaydı. Aslında ölüm orucu kişinin ne ölçüde devrime ve sosyalizme, kendi ideallerine bağlı kaldığının sınandığı bir alandı. Ali Ekber yoldaş omuzlamış olduğu ölümü hiçe sayan ve sonunda ölüm olan direniş savaşında alnının akıyla çıktı. Bu süreçte bir çok kişi hazır olmadıklarından dolayı direnişi sonuna kadar taşıyamayıp yarı yolda bıraktılar.
Neki Ali Ekber yoldaş başladığı devrimci işini sonuna kadar götürerek 18 Ekim 2002 tarihinde yoldaşlarına el sallayarak ihaneti ve teslimiyeti bedeniyle yere çaldı.
Devrimci savaşımda aynı amaçlar için omuz omuza dövüşenler zaman içinde yaşayan mekanları hatırlarla. Biliyoruz ki hep var olacaktır zaman ve mekanlar, içindeki renkler, sesler ve atılan kahkalar özlemdir anıları yaratan. Tabi ayrılık da hep acıları yaşatacaktır. Süre giden, gidiş ve gelişleri. Şu an hepsinden uzak yüreğimde özlem yükünü taşıyorum ama yaşamıma giren yeni mekan ve zamanlar hep eskiye bağlı yenilikler yaratıyor. Doğru bir gerçekliktir zamanın akıp gidişi ama sadece zaman mı akıp gider? Yoksa akıp giden zamanlar içindeki anılar mıdır? Aslında hepsi bir nehir gibi akıyor. Nasıl bir suyun değişikliği oluyorsa işte yaşamda hep yeniliklerin gelişiyle akışkan ve değişkendir. Anılar bizlere yeni bir gelecek yaratır. Çünkü her yeni zamanlarda anılar yeniden yeşerir ve her yeni yaşama tanıklık yapan zamanlardaki anılar unutulmaz o zaman, solunan nefesin yolculuğunu ve yoldaşlığını yapan zaman, mekan, anılar ve insan. Değişir o zaman akıntıda olan zaman ama anıların anlamı değişmez hep ilk gibi yaşatır kendisini insanda. O zaman yaşam ya bir gülümsemeyle ya bir anımsama ya da sözcüklerle anlatılmayan bir hissedilişle yaşanır.
Bir devrimci yolcunun en çok gördüğü şey sürekli değişen olaylardır. Ama yaşadıkları asla değişmez. Hele ki bu yolcu bir devrim ve sosyalizm savaşçısıysa yaşadıklarını asla unutmaz. Hep en yüce anlamda buluşur. En çok yolcunun unutmadığı kat ettiği yolda yaşadıkları ve gördüğü mekan ile insanlardır. Ve hep anlamda buluşan anılarıdır. Geriye dönüp baktığımızda anılarıyla yüreğimizi okşayan ne çok yoldaş varmış. Hepsi bizde bir şey aldı, bir şey verdi. Bir çoğu İrfan, Münir, Yücel, Mustafalar, Fahri, Necla, Kiliste ölümsüzleşen 6’lar ve AliEkber yoldaş. Bu yoldaşların çoğu şu anda bedenen aramızda ayrıldılar ama sanki bir göz bakışı gibi hislerimiz en yüce derinliklerde buluşuyor. Hani yolcunun tek değişmeyeni var ya işte o anılarıdır. Ve hep özlemin en acısını yaşar. Bedenen olmasa da yarattıkları devrimci değerler ve duruşlarıyla devrimci özü yaşatan ve hep yenileri yaratmanın en değişmeyen gerçekliğidir. Devrim ve sosyalizm savaşımında yol alınan zaman, yaşamın akışıdır. Anılar ise yarattıkları ve yaratılmak istenen anlam mücadelesinin özüdür. Anıları hep yaratılan gelecekte var olup, bedenleri toprağa düşmüş olsa da ruh ve anıları hep toprakta yeniden yeşerenlerle doğar, büyür ve olgunlaşıp anlamlaşırlar.
Devrimci bir kişi kendi gerçekliğini tanıyıp, özünü yaşattığı zaman daha önce hiç yaşanmayan duygular ve hisler yaşar. Bütün zorluk ve acılara rağmen anlamı sorgular ve özü yakalamak ister. Bütün bunları ilk bu zorlu devrim ve sosyalizm yolunda, yolcusu olduğumuz devrimci yaşamda tanıdık, öğrendik ve yaşadık. Her ne kadar acı ve sevincini kabullenmede zorluk yaşansa da gerçekle yüzleşmek kaçınılmaz bir zorunluluk oluyor. Hani! insan çok sever, hiç beklenmedik bir anda kaybeder ve kaybedişiyle herşeyin bittiğini hisseder ya! Ali Ekber yoldaşı zindanda yazdığı mektuplarda ve yoldaşların vermiş olduğu bilgilerde tanıdım. Zor dönemlerde her daima serin kanlılığını koruyan ve davaya sıkıca bağlı kalan bir yoldaştı az konuşur ama öz konuşurdu. Ölüm orucu direnişinde sorumluluk alma mektubunda net ifade ediyordu: mücadele uzun süreci alacak ve bu işi sonuna kadar götürmede kararlı olanlara sorumluluk verilmelidir” sözleriyle aslında, ölüm orucu direnişinde sorumluluk üstlenmede tereddütsüz olduğunu ve eylemin sonuçta nereye gideceğini bilerek buna her bakımdan hazır olduğunu dile getiriyordu. Verdiği sözün arkasında duran Ali Ekber yoldaş bu tutumuyla söz ile eylem arasındaki ilişkinin doğru kurulmasını da yeniden hatırlatmış oldu.
Kandıra F Tipi zindanına sevk edilen ölüm orucu savaşçısı yoldaşlar, hem operasyonda işkenceden geçirilmiş ve hem de zindanda olanaksızlıklarla yüz yüz kalmışlardı. Temiz su kullanmanın bile sorun olduğu Kandıra F Tipi zindanında Ali Ekber yoldaş, tüm tecrit ve yoksunluk koşullarına karşın dimdik durmasını bildi. Yoldaşlara yardımcı olmanın acısı bütün bedenimi ve ruhumu kavuran acının en derin anlamıydı. Zaman geçtikçe ve mekan değiştikçe yolu kat ettiğimiz geçen yolun yükü o kadar ağırlaştı ve güç de o kadar çoğaldı. Faşizmin teslimiyet dayatmasına karşı ölüm orucu direnişi özlemi kokan devrimci kavgamızda anılarımızı okşayan yürek köprüsünde duran yüreğimizin acı kafesine ne kadar yoldaş anılar sığdırmışız. Hepsi acı, zorluk, sevgi, dayanışma, paylaşım ve yoldaşlık anlamının taşıyıcısı olmuşlar. Hepsi yaratılmak istenilen eşit ve yaşamın sembolü ve yaşanılan özgürlüğün tadı olmuşlar. Güneşin doğuş ve batış kızıllığından, doruklarda ve gökyüzünde kızıl yıldızım özgürlük marşların tadı, rengi ve sesi olup tarih sayfalarına en güzel ve özlü sayfaya işlenmiştir. Geçen zamanlar ve anlar, anılarımın içindeki anlar özlem duygusunu geçen bütün zamanlarda anımsar ve hissederiz. Çünkü o zaman onların anılarına anlam katıp, hislerimin içinde konuşan mantığın gerçekliğini ve en özgür iradeye ulaşıp yaşamı ve anılarını anlamlaştırabiliriz.
Zaten yaşam sadece bedenin işlevsiz kalmasıyla son bulmaz, bedene anlam veren ruhun kendisidir. Sonsuzluk ise o ruhun içinde his, duygu ve düşüncenin geleceğe anlamlaştırmasıdır. Onun için geçmişte de ve gelecekte de ruhumun öz mayası olacaklar. Bu gerçekliğe ulaşmak için ise devrim kızgınlığında devrimci duruş biçiminin sahibi olmak gerekir. Tıpkı ölüm orucunda bedenini milim milim eriten Ali Ekber Barış yoldaşı Biçimin gerçekliği ise özün kendisini ifade eder. Özün kendisi ise anlamın kendisidir. Yılları geride bırakırken devrim içinde ne kadar çok şey yaşadık. Şu an geçmiş zamana uzanıyoruz. O anları gözlerimle görüyorum ve yüreğimle yaşıyorum. Bazılarını ise tarihe mal olduklarını duydum. O zaman insan aynı yol ve amaçta yaşadığında, ister birebir kendisi yaşamış olsun, isterse de farklı zaman ve mekanlarda yaşananları olsun aynıdır. Devrim için ölümsüzleşen yoldaşlar geçmişte ve gelecekte ayrılmaz parçaların anlam ifadesidir. O zaman yaşanılan anıların acısı da ve mutluluğu da paylaşanılandır.
Gerçekliğe uzanırken görüp yaşadığımız büyük direnişler şu küçük dünyada yüreğimize taşıdık. . Ülkemin bir yönünden, başka bir yönüne yol alıyordum. Çünkü bir özgürlük savaşçısı olarak, ilklerin bir çoğunu ve yenisini tanıyıp, yaşayacağım mekan ve adres oldu bizim için. Yani yeni bir çok şey! sevgiyi, öfkeyi, acıyı, dayanışmayı, paylaşımı, mutluluğu, yoldaşlığı zindanda ölüm orucu direnişinde bulduk. İnsan hislerinde yaratılan hayallerin zamanla beraber mekanlarda yeşeren emeğin tadını tanıyacaktık. Zorluğun hissediliş ifadesini ve sonucun yaratacağı anlam sevincini yani hepsini bilerek kavgada yaşadığımız zorluk ve yorgunluğun anlamı da bu başladığımız ii sonuna kadar götürmede belirlenmişti.
Erken gelen bir sonbaharda Kocaelin de bir hastane odasında direnişi zaferine yolculuk yapıyordun . Ve o erken sonbaharda baharda tanıdık tarihin içinde yaşanmış olup şu an hala yaşanan insanların yaşayış biçimlerini. Sonbahardı birçok farklılığın olduğu mevsimdi o gün. O sonbahar ki, ölümsü kefen beyazlığındaki soğuk, yağmurların yağıp coşkuyla haykırışlarıyla toprağı sulayıp ve toprağa düşen tohuma can verip filizlendirmesidir. Bu mevsimdir sömür ve zulmü yere çalıp dünya emekçi halklarına düş olan zamanlarda. Sevilmez mi bu mevsim. En güzel ve coşkulu duygularla sevilir. Evet yaşamımda akıp giden cümleler ve beyaz sayfaları karalayan kalemim ilklerin çoğunu o erken gelen mevsimde yaşadı ve tanıdı. 14 Ekim 1989 yılında Mehmet Türk, 27 Ekim de 1991 Hüseyin Toraman, 27 ekim 1992’de Kiliste ölümsüzleşen Mehmet Beşgen, Saim Bozkurt, Hasan Çiçek, Müslüm Akyol, Ertan uzun yayla ve Erdoğan Tatar ve 18 Ekimde 2001’de ölüm orucunda Ali Ekber Barış yoldaşı kaybettik. Bedenleri toprağa ve ruhlarını devrimci savaşımımızın gelişip güçlenmesine vermiş olan yoldaşların anıları hiçbir zaman unutulmayacak ve hep yanış başımızda kavgamızda omuzdaş olmaya devam edeceklerdir. Bizlere bıraktıkları büyüyen ve olgunlaşıp güçlenen umut ve fikirleridir. Onun içindir ki arayışlarımın temelini oluşturan tarih olmuştur. Zaten yaşamak istediğimiz anlam geçmişte yitip giden yiğitlerin geçmişi ve bizlere bu geleceği yaratan iradenin ifade bütünlüğü olmuştur.
Bu sonbaharda, her sonbaharda olan bir çok değişiklik vardı. Ama içinde bir yaşam, bir fikir ve yarıda kalan umutları vardı. O ölümsüz yiğitlerin anılarıydı bize bu patikada yürüme gücü veren 14 Ekim 1989 yılında Mehmet Türk, 27 Ekimde 1991 Hüseyin Toraman, 27 ekim 1992’de Kiliste ölümsüzleşen Mehmet Beşgen, Saim Bozkurt, Hasan Çiçek, Müslüm Akyol, Ertan uzun yayla ve Erdoğan Tatar ve 18 Ekimde ölüm orucunda Ali Ekber Barış yoldaşlar, sizleri sonbaharın gülümseyişiyle selamlıyoruz. Ve şu an hep döner diye gözlediğimiz devrimci yolunda ilerliyoruz. Yüreğimizde sizin yüreğiniz ile anılarınızla ilerliyoruz. Dur durak bilmeden inadına devrim ve yoldaşlık diyen sözlerinizle hatırlayarak anlatacağız ölümü gözlerinde küçülterek yere çalan sizleri emekçilere. Devrim yürüyüşçüleri dönmediğiniz yolda yol alıyor. Acı veren soğuk ve beyaz yolda güneş ve toprak hüküm sürüyor bu sizlersiz sonbaharda.
Ali Ekber Barış Yoldaş Ölümsüzdür.!
Yaşasın Büyük Ölüm Orucu Direnişimiz..!

HALKIN BİRLİĞİ

Kont-gerillaca Katledildiğinin 47. Yılında Taylan Özgürün Katli Hala Faili Meçhuller Arasında..!

1969 yılında İstanbul Beyazıt’ta ODTÜ öğrencisi, devrimci 68 Kuşağı’nın güvenlik güçleri tarafından sırtından vurularak katledilen …

instagram web viewer instagram profile