Anasayfa / Dünden Bugüne / CHP’den AKP’ye Tek Parti Yönetimi ve Göstermelik Muhalefet..!

CHP’den AKP’ye Tek Parti Yönetimi ve Göstermelik Muhalefet..!

1920’ler Avrupa’da faşizmin iktidarı seçimlere dayanarak aldıkları ve ardından muhalifleri faşist baskı ve terörle sindirerek tek parti rejimlerinin hakim olduğu bir dönemdi. u.

İtalya’da Mussolini’nin “Faşist Partisi”, Almanya’da Hitler’in “Nasyonal Sosyalist Partisi” kendi dışındaki muhalefeti yok ederek ülkeyi bir “devlet partisi” ile yönetme anlayışının egemen olduğu yıllardı.

Bu liderlerin ortak özelliği kendilerini “büyük kurtarıcı” olarak görerek-göstererek kendi ideolojilerini zorla kabul ettirmek istemeleri ve muhalifleri kolayca “vatan haini, devlet ve rejim düşmanı” ilan etmeleriydi.

Türkiye’de Milli Mücadele farklı görüşteki insanların işgalcilere karşı “vatan kurtarma amacıyla” bir araya gelmeleriyle kazanılmıştı. Ancak M. Kemal ve arkadaşlarının amaçları devlete farklı bir kimlik kazandırmak olduğundan Milli Mücadele sonrasında muhalifler tasfiye edilmeye başladı.

1924’de muhalif olarak ortaya çıkan Terakkiperver Fırka’nın ömrü çok kısa oldu ve 1925 yılında Şeyh Sait İsyanı gerekçe yapılarak “rejim düşmanı” ilan edilerek kapatıldığı gibi lider kadrosundaki Kazım Karabekir, Rauf Bey, Refet Bele ve Ali Fuat Paşa siyasetten tasfiye edildiler.

Dahası tasfiyeler bunlarla sınırlı kalmadı. M.Kemal yönelik 1926 yılında ortaya çıkarılan İzmir Suikastı girişimi de gerçek anlamda örgütlü bir muhalefet yapabilecek tehlikesi taşıyan İttihat ve Terakki’nin son kalıntıları da tümüyle tasfiye edildi. Bu gelişmelerle tek parti rejiminin önündeki bütün engeller yok ediliyordu.

1929 Dünya Ekonomik Buhranının etkisiyle muhalefetin bir ihtiyaç olduğunu düşünen M. Kemal, “kontrollü bir muhalefet partisi” kurulmasını istedi ve 12 Ağustos 1930’da Fethi Okyar’a  Serbest Fırka’yı kurdurdu. Ancak M.Kemal kendisi hem cumhurbaşkanı hem de CHP genel başkanı olduğundan gerçek anlamda bir muhalefet imkânı yoktu. Zaten parti, “rejim düşmanlarının odağı” haline geldiği iddiasıyla birkaç ay sonra kendisini feshetti.

Bundan sonra artık ülkenin tek partisi olan CHP, “devlet partisi” olarak örgütlendi. İçişleri Bakanı partinin genel sekreterliğini yapmakta, valiler de il başkanlığı görevini üstlenmekte vekil olacağı M.Kemal ve arkadaşları tarafından belirliyordu.

Atatürk’ün ölümü üzerine en önemli adaylardan Fevzi Çakmak’ın desteğini alan “eski Başbakan” İnönü, cumhurbaşkanı seçildi. İnönü yeni döneme damgasını vurabilmek için Atatürk’e yakınlığıyla bilinen başta Şükrü Kaya ve Tevfik Rüştü Aras olmak üzere birçok kişiyi tasfiye etti. Önceki dönemin muhalifleri Rauf Bey, Karabekir, A. Fuat Paşa gibi kişileri de milletvekili yaptı.

Artık yeni bir dönem başlamıştı. Bu dönem “İnönü Dönemi” idi ve “Milli Şef” olarak tanımlanan İnönü aynı zamanda “tek partinin değişmez genel başkanı” olarak görev yapıyordu.

İkinci Dünya Savaşı yılları çok zor bir dönemdi. Türkiye’nin bir taraftan Alman veya ‘Sovyet işgaline’ karşı tedbir alması, öte yandan t savaş ortamında halkın ihtiyaçlarını karşılaması gerekiyordu. Ancak temel gıda maddeleri bile bulunamadığı gibi bir süre sonra ekmek de karneye bağlandı. Karaborsa yaygınlaşmakta, halk yoksullaşırken bazı kişiler anormal bir şekilde zenginleşmekteydi.

Bu tür sorunların çözümünde önemli bir faktör, yolsuzluk ve karaborsanın muhalefet partileri tarafından takip edilerek TBMM’ye getirilmesi gerekirdi.

İnönü’nün denetim için bulduğu çözüm, Suphi önderliğinde kurulan TKP’ye karşı M.Kemal’in sahte TKP kurdurttuğu gibi “kontrollü bir muhalefet” oluşturulması oldu. Bunun mantığı “bir muhalefet gerekiyorsa onu da biz kurarız”  bu memlekete “ komünizm gelecekse onu da biz getiririz” düşüncesiydi. Hâlbuki bu daha önce Serbest Fırka ile denenmişse de başarılı olunmamıştı.

Serbest Fırka tecrübesinden dokuz yıl sonra “kontrollü muhalefet” farklı bir şekilde organize edildi. Buna göre CHP milletvekillerinden bir grup, “muhalefet rolünü üstlenecek” ve halkla bir teması olmadan TBMM’de muhalefet yapacaktı.

“Müstakil Grup” adını alan bu grubun sınırları net bir şekilde çizilmişti. CHP’nin olduğu gibi bu grubun da başkanı İnönü olacak, grubun liderliğini İnönü tarafından tayin edilen bir milletvekili yapacaktı. Grupta yer alacak isimler de parti tarafından belirlenecekti.

Sahte ce danışık dövüşlü muhalif  grubun üyeleri partinin grup toplantılarına katılmaya devam edeceklerdi. Ancak bu toplantılarda söz alamayacaklar, görüş belirtemeyecekler ve oylamalara iştirak edemeyeceklerdi. Buna karşılık Mecliste görüşlerini açıklayabilecekler ve kendi grup kararlarına göre oy kullanacaklardı.

Sahte muhalif Grup’tan devletin işleyişini, partinin program, tüzük ve kurultay kararlarının hayata geçirilmesini kontrol etmesi isteniyordu. Ayrıca grup kararıyla hükümete soru sorma ve açıklama isteme hakkı da tanınmış hatta hükümetten güvenoyu istemesine izin verilmişti.

Aslında tüzükte yer alan şu ifade grubun konumunu tam olarak göstermekteydi: “Müstakil Grup nifak, ihtiras ve şahsiyata yer vermeden parti hükümetinin başarısı için çalışacaktır”.

Bir denetleme organı olarak düşünülmesine karşılık Müstakil Grubun başarılı olma şansı yoktu. Çünkü adı “müstakil” olsa da serbest ve bağımsız hareket etme imkânı verilmemişti.

Grubun başkanı partinin “değişmez genel başkanı” Cumhurbaşkanı İnönü olduğundan çalışma şekli ve faaliyetleri İnönü tarafından belirlenmekteydi.

Grubun reis vekilliğine Gümrük Bakanlığından istifa ettirilen Ali Rana Tarhan getirilmiş ve Tarhan bu görevi grubun feshedildiği 1946’ya kadar sürdürmüştür. Grubun üyelerine bakıldığında öne çıkabilecek isimlerin tercih edilmediği ve özellikle kamuoyu tarafından yakından tanınan Karabekir, Rauf Bey gibi isimler yerine ikinci plandaki kişilerin yer aldığı dikkat çekmektedir.

Müstakil Grup CHP tüzüğü doğrultusunda grup toplantılarını yapmış, bazen bakanlar da grup toplantısına gelerek bilgilendirmede bulunmuşlardır. Müstakil Grup üyesi milletvekilleri de düzenli olarak Meclis toplantılarına katılmışlar ve komisyonlarda görev almışlardır.

Meclis faaliyetleri incelendiğinde grup üyelerinin Mecliste çok söz almadıkları ve müdahalede bulunmadıkları görülmektedir. Bunun açıklamasını grubun reis vekili Tarhan’ın başkanı olduğu grubu “tek partili Türk halk idaresinin dehasından doğmuş bir murakabe cihazı” şeklindeki değerlendirmesinde görmek mümkündür.

Grubun “parti içinde ve parti denetiminde” dar bir çerçeveye hapsedilmesi gerçek bir muhalefet olmasını ve beklenen faydanın ortaya çıkmasını engellemiştir.

Gruba baştan itibaren biçilen roller dikkate alındığında suni olarak ortaya çıktığı ve siyaset anlamında bir karşılığı olmadığı çok açıktır. Grup üyeleri de bunun farkında olduklarından hiçbir zaman kendilerine belirlenen çizgi dışına çıkmamışlardır.

Hazırladıkları bir raporun başında İsmet İnönü için kullandıkları “Bütün yurt işlerinde eşsiz varlığından daima feyiz ve ilham aldığımız Yüce Şefimiz, Başkanımıza içten bağlılığımızı bu vesile ile de tekrarlarız ”ifadesi grubun göstermelik muhalefeti nedenini de ortaya koymaktadır.

Dönemin tanıklarına göre grup üyeleri Meclis toplantılarında canla başla hükümeti savunmuşlar ve kraldan çok kralcılık yaparak “diğer milletvekillerinden daha keskin CHP’li görünmek” için yarışmışlardır.

Bu yıllarda Milli Korunma Kanunu, Varlık Vergisi ve Toprak Mahsulleri Vergisi gibi CHP’nin halktan ve özellikle köylülerin sırtına vergiler yükleyerek yoksulluk ve sefaleti dayatan kanunlar meclisten geçerken ve halk gittikçe daha büyük sıkıntılara maruz kalırken sahte muhalif  grup ret veya çekimser oy kullanmak yerine hep lehte oy kullanmış ve göstermelikte olsa arada bir muhalefet partisi gibi hareket etmemiştir.

Grubun temkinli hareket etmesinde baştan sınırlar konulması yanında Terakkiperver Fırka ve Serbest Fırka’nın başına gelenlerin de etkili olduğu düşünülebilir.

Sonuç olarak “sahte muhalif  grup” örneği-MHP-CHP buna örnek- demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan muhalefetin asıl fonksiyonunu icra edemediğinde ülkenin bundan ne kadar büyük zarar gördüğünü göstermektedir.

En hayati konuları bile ülke gündemine getirmekten aciz ve sürekli olarak “vatan haini” damgası yeme endişesiyle ülkedeki adaletsiz uygulamaları ve halkın sıkıntılarını TBMM’de bile dile getiremeyen bir muhalefet anlayışı asıl itibarıyla en büyük zararı halka verdiğini unutmayalım.

HALKIN BİRLİĞİ

MHP Kılıçtaroğluna Yönelik Linç Girişiminin Baş sorumlusudur..!

Bugüne kadarki devlet merkezli tüm faşist katliamların koç başı rolünü oynayan faşist MHP-Ülkü Ocakları Ankara …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle