Anasayfa / Özgür Kürsü / DEPREM VE SARAY REJİMİNİN PERVASIZLIĞI..!

DEPREM VE SARAY REJİMİNİN PERVASIZLIĞI..!

Elazığ merkezli deprem birkez daha saray rejinin nasıl bir yozlaşma ve çürüme içinde olduğunu açığa serdi. Depremden ardında başında Şef Erdoğan’ın kimseye hesap vermek zorunda değilim diyerek başkanlık rejiminin ne olduğunu şu sözlerle ortaya koyuyordu: “Deprem paralarını harcanması gereken yerlere harcadık. Bundan sonra da bu tür şeylerin hesabını vermeye zamanımız yok!” . Bu tutumu afetin gerçekleştiği günden bu yana Saray rejiminin görevlileri benimsemiş durumda “Hele sosyal medyada insanı tahrik eden bazı mesajlar var ki (…) berbat, ahlaksızca. (..) Depremi durdurma şansımız var mı?” diyen bir başkan varken, aksi beklenebilir mi? Haliyle Hitler taslağı şef adının hakkını veriyor. İşin dahada ilginç olanı toplumun büyük çoğunluğunu faşist baskı ve zindan tehdit etkisiyle de olsa bu muameleyi kanıksamış olması. Aslında kokudan dolayı ses çıkarılmamış olsa da insanlar olanların farkında. Oysa tüm toplumun ortalama beş yaş zekasına sahip olduğunu zanneden bir faşist rejim var karşımızda. Deprem için vergi konmuş, çok ciddi miktarda fon oluşturulmuş. Fakat belli ki bu toplanan milyarları bulan vergiler amacı dışında kullanılmış. Aslında Saray yandaşlarınca cebellezi edilmiş bu paralar. . Deprem parasına el atmak nedir, bir düşünsenize! İnsanlardan yardım diye vergi topluyorlar. Sonra çocuklarına ayırdığı paranın bir bölümünü tokatlıyorlar! Kaldı ki hesap verilmiyorsa bu açıktan fonun yandaşlara aktarıldığı anlamına geliyor. Sözde devlet kanunsuz vergi toplayamaz, toplanan vergileri amacı dışında kullanamaz. Dahası yine sözde Kamu kaynağı olan ve vergilere dayanan devlet gelirleri gelişigüzel kullanılamayacağı gibi, idarenin kullandığı kamusal kaynakların hesabını her zaman verme yükümlülüğü vardır. “Hesabını vermeye zamanımız yok!” ne demek? Bu, Erdoğan’a göre “devlet benim” kimse bana karışamaz “demektir.

Depremden sonra anlaşılıyor ki, aslında devletler bakımdan çeteleşmiş bir organize suç örgütü gibi çalışıyor. Erdoğan kendi kabul etmiş olduğu anayasaya yada yasalara bile uyma gereği duymuyor. Buda şeflik rejiminin neme nem birşey olduğunu gösteriyor.

Depremden sonra deprem fonlarının akıbetini soranları “berbatlıkla” ve “ahlaksızlıkla” suçlayan bir Cumhurbaşkanının kendi yasalarına bile uyma gereği duymadığını ve açıktan halkı hiçe saydığını gösteriyor. Emekçilerden Vatandaştan vergi toplayacaksın, herkes kazancından belli bir yüzde devlete aktaracak, bu toplanan vergilerle deprem fonu oluşturacaksın, sonra da çıkıp diyeceksin ki, aslında biz bu paraları “başka amaçlar için” kullandık!

Depremden sonra açık konuşmakta yarar var: bu tutum artık Erdoğan iktidarının zıvanadan çıktığını işaret ediyor. Derileri o kadar kalın ki, artık hiçbir şeyden korkmuyor, çekinmiyorlar. Türkiye’nin patronu biziz, her şey bizden sorulur tutumu içindeler. Eleştiriye tahammülleri yok. Artık hapisteki gazetecileri, akademisyenleri, kamudan ihraç edilenleri veya seyahat özgürlüğü gasp edilenleri falan geçtik, son derece apolitik ve de insani konularla alakalı bir konu olan deprem faciasında bile soru ve eleştiri kabul etmiyorsa bir faşist saray rejimi, bu sadece onun otoriterliğinden değil, aynı zamanda yozlaşma, yolsuzluk, çürüme, rüşvetçilik, ahlaksızlık, yiyicilik, ve suiistimal düzenin nasıl işlediğini ortaya koyuyor kaynaklanmaktadır.

Depremden sonra, deprem paralarının tokatlanması apaçık ahlaki çürümenin boyutlarını gözler önüne seriyor. Kızılay’ın paralarını peşkeş çekenler, deprem vergilerinden biriken fonu tokatlayanlar, vergi mükelleflerinden emilen gelirlerle palazlanan İslamcı-Türkçü vampirler, günümüz Türkiye’sinde hapishanedeki bebekler veya seyahat özgürlüğü kısıtlanarak ölüme mahkum edilen hasta tutuklular veya tutuklu yakınları kadar gerçek.

Bu çürümüşlük ve bozuk saray düzeni, depremden sonra görüyoruz ki, hücresel seviyelere kadar sinmiş, Türkiye’nin tüm bünyesini etkisi altına almış bulunuyor. Deprem sonrası “Erzincan Kürt mü?” sorusunu internette en sık aranan sorulardan biri yapan bir toplum haline gelmişse bugün Türkiye, söyler misiniz daha ne yazılıp çizilecek. Eğer HDP’nin topladığı yardımları yerel yönetim yerine ulaştırmayacak kadar kopmuşsa insaniyetten ve etikten, ne restore edilecek. Eğer Kızılay’ın topladığı yardım paraları Ensar Vakfı gibi tecavüzcü dinci vakıflara aktarılıyorsa, tüm bunlar devletin çivisini nasıl çıktığını ifade eder. Şu örnek bile Yüzlerce İslamcı cihatçı faşist çetenin önce Türk vatandaşı yapılıp, ardında TSK’ya alınmaları ve buna karşı çıkan bazı TSK personeline, “sizi FETÖ’den alırız ha!” diye tehdit etmeleri, Saray rejiminin nasıl bir hatta yürmeye çalıştığını açığa seriyor.

Bu faşist dinci Saray iktidarının kuşatmasını yarmak, öb ncelikle seyirci kalmakla mümkündür. Kuşku yok ki en başta ıfaşist kuşatmayı yarmayı, emekçilerin istemesi lazım. Bundan da önemlisi, toplumsal talep ve örgütlü bir mücadele olmaksızın bu faşist dinci rejimin değişmesi beklenmemeli. Yani değişim tabandan tavana doğru örgütlenip mücadele ederek gerçekleşmeli. Emekçileri,  “kurtaracak” bir mucize ve bu mucizeyi gerçekleştirecek doğaüstü güçlerle donatılmış bir karizmatik lider beklemek anlamsız ve boş düştür. Türkiye’yi faşist şeflik rejiminde kurtaracak bir Musa gelmeyecek. Bu halkın parya olmadığını emekçilerin birleşik bir savaşım içine girerek göstermesi ve kabustan bir an önce uyanması gerekiyor.

Ahim

HALKIN BİRLİĞİ

Kadınlardan bekçilere itiraz: Şiddet, taciz, tecavüz, önlenmiyor; hayatlarımıza müdahale ediliyor..!

2007 yılında değiştirilen Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, 2015 yılında polise sınırsız yetkiler tanıyan İç …

instagram web viewer instagram profile