Anasayfa / İnşamız /   DEVRİMCİ ÇALIŞMADA POLİTİK TEŞHİRİN ÖNEMİ..!

  DEVRİMCİ ÇALIŞMADA POLİTİK TEŞHİRİN ÖNEMİ..!

Ülkemizde geniş işçi ve emekçi yığınların gittikçe hareketlenmekte oldukları bir dönemeçte bulunuyoruz. Dolayısıyla ben burada, Lenin’in, yığınların eyleminin geliştirilmesi için yaşamsal bir önem yüklediği siyasal gerçeklerin açıklanması ya da sergilenmesi görevine değinmek istiyoruz. Yığınları kazanmada temel bir yer işgal eden bu görevin, ülkemiz devrimci hareketinde yeterince iyi anlaşılamadığı kanısındayız. Öyle ki, çoğu zaman komünist ve devrimci akımlar, siyasal gerçeklerin açıklanması ya da sergilenmesi görevini, genel devrimci propaganda ile karıştırmışlardır ve karıştırmaya da devam etmektedirler. Yığınların gerçek durumunu ve bilinç düzeyini doğru kavramak, onların yaşamsal ve ivedi çıkarlarını saptamak ve bu verilerden yola çıkarak, devrim ve komünizm davasının propagandasını yapmak gerekiyor. Yığınların gerçek durumu ve bilinç düzeyini hesaba katmak, elbette onların geri bilincine teslim olmak ve kendiliğinden gelme hareketin kuyruğunda sürüklenmek demek değildir ve olmamalıdır. Ama, devrim ve komünizm propagandasının soyut bir söylem olarak kalmasını istemiyor ve yığınları gerçekten devrimci eyleme çekmek istiyorsak; onların gerçek durumunu, bilinç düzeyini, yaşamsal ve ivedi çıkarlarını göz önüne almak zorundayız.

Büyük Ekim Devrimi bile ” ekmek, barış ve toprak” isteyen işçi, koylu ve askerlerle ve bu sloganlarla yapılmadı mı? Lenin, bu olumsuz yapıtında şöyle diyordu: “Politik ajitasyonun gerekli olan genişlemesi için temel bir koşul, kapsamlı politik açığa vurmalarını örgütlenmesidir. Bu tür açığa vurmalar dışında başka hiç bir biçimde kitleler politik faaliyetin ve devrimci eylem yolunda eğitilemezler. Bu yüzden bu tur bir eylem , bir bütün olarak uluslararası sosyal demokrasinin (komünist hareketin) en önemli görevlerinden biridir; çünkü politik özgürlük bile hiç bir biçimde politik açığa vurmalarını gerekliliğini ortadan kaldıramaz; ancak bunların yöneldikleri alanını değiştirir,” Lenin, devamla sınıf bilinçli işçilerin, tüm ezilen sınıf ve katmanlara yönelik tüm baskılara karşı koyacak tarzda eğitilmelerinin, tüm sınıf ve katmanlarını özelliklerini ve karşılıklı ilişkilerini vb. tanıyacak tarzda eğitilmelerinin gereği üzerinde duruyor ve ardından şunları söylüyor:

“Kitleleri eyleme çağırmaya gelince; enerjik, politik ajitasyon, canlı ve çarpıcı açığa vurmalarla birlikte, bu da kendiliğinden gelecektir. Bir suçluyu suç üstü yakalamak ve onu halkın önünde her yerde teşhir etmek , bir sürü ‘çağrıdan’ çok daha etkilidir ve etkisi çoğu zaman öyledir ki, kimin kitlelere çağrıda bulunduğu ve şu yada bu gösteri planını kimin önerdiğini söylemek olanaksızlaşır. Genel olarak değil somur olarak eylem çağrıları ancak eylem yerinde anlama taşır, böyle çağrıları ancak kendileri de hemen eyleme katılanlar yapabilir”

Burada önemli olan kitlelerin karşısında sıcağı sıcağına yapılan politik açığa vurmaların, (yada daha alışılmış deyimle siyasal teşhirlerin)

” Kitlelerin devrimci eylem içinde eğitilmelerinin esas ve temel koşulu” (Lenin) olduğu ve bu politik açığa vurmaların kitleleri doğrudan eyleme çekmenin temel aracı olduğu ve olması gerektiği gerçeğidir. kitlelerle yüz yüze siyaset yapmanın, onların karşısında sözlü ajitasyon yapmanın yaşamsal önemi asla başka bir şeyle değiştirilemeyecek bir gerçekliktir. Böyle bir yöntemin çok az uygulanıyor olması ya da bu konuda belirgin bir isteksizliğin olmasına gelince, bunu; insanların konuşmakta zorlanması ya da konuşma deneyiminin az olması ile açıklayamayacağımızı düşünüyorum. Bizce, burada siyaset yapma tarzındaki bir yanlışlık ya da yetersizlik, kitlelerle yüz yüze gelme de çekingenlik ve kendine güvensizlik ya da güven eksikliğidir söz-konusu olan. Bunun üzerine kesin bir bi¬çimde gidilmeli ve olay yalnızca bir ajitasyon ya da ajitatör yetiştirme sorunu gibi kavranmamalıdır. Özellikle, kitlelerde devrimci bir hareketliliğin görüldüğü ortamlarda siyasal ajitasyon; kitle önderleri, siyasal önderler yetiştirmenin belki de en önemli yoludur, ya da en azından en önemli yollarından biridir. iliğine değin çürümüş olan kapitalist düzen ve faşist rejim, günlük yaşamın her alanında bir komünistin kullanacağı o kadar çok ajitasyon materyali sunuyor ki! Her yerde yüzlerce ve binlerce haksızlık, adaletsizlik ve çürüme örnekleri var. Örneğin bir Davutpaşa patlamasında Tuzla tersanelerinde bitmeyen cinayetlere, kadın kırımında, eflasyonun artışı karşısında  yığınlardan özveri ve “toplumsal uzlaşma” istenirken, Zarrabın trilyonları götürmesi ve  bakanları  rüşvetle  satın almaları ve olağanüstü şatafatlı düğünlerde vb harcamalarından, işçi emeklilerinin yapılan yasal düzenlemelerle, tümden açlığa mahkum edilmesine kadar her yerde, bir ajitatörün etkili bir biçimde ve tam bir haklılık ve meşruiyet duygusu içinde kullanabileceği pek çok haksızlık var. Ve bir devrimci mayalanma döneminde her komünist bir ajitatör olabilmeli, bir ajitatör gibi davranabilmelidir. Biz, neden bir vapurda, bir otobüste ya da kitlelerin bulunduğu her hangi bir yerde, burjuva basının kendisinin açığa vurmakta ol¬duğu pislik ve çürüme örneklerini günlük gazetelerdeki haberleri okuyup, oradaki kitlelere konuyu kendi komünist yorumumuzla birlikte anlatamayalım? Neden bir düğünün, bir sendika eğitim toplantısını, yüzlerce hastanın saatlerce kuyrukta beklediği devlet ya da SSK hastanelerini devrimci propaganda ve ajitasyon için kullanmayalım? Bizce burada bir siyaset yapma tarzı yanlışlığı/ yetersizliği ve kitlelerle yüz yüze gelmede bir çekingenlik/ kendi¬ne güvensizlik var. Ama bunun temelinde de kendi davamızın, düşüncelerimizin mutlak ve kesin düşüncelerinizin mutlak ve kesin doğruluğu ve haklılığı konusunda belli bir ikircimlik yatıyor. “Her yolun Roma’ya çıktığı » deyişine bir benzetme yapacak olursak ; bugün dünyada her sorunun çözümünün komünizme çıktığını kesin kez söyleyebileceğimiz önce kendimizin derinlemesine kavraması gerekiyor.

Neredeyse “ dağların taşların devrim ve sosyalizm istediği “ bir köhnemiş ücretli köleliğin egemen olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Dünya devrim dalgasının geriye düşüp yeniden belini doğrultmaya çalıştığı bir dönemde geçtiğimiz, gerek komünist ve gerekse de devrimci örgütlerin ve gerekse de sosyalizmin işçilerin ve diğer emekçi yığınların saflarında belli bir saygınlık yitiminin hala devam ettiği bir doğru olarak önümüzde durmaktadır.

Ama her şeyden önce, devrimci dalgasındaki tavsama artık durduğunu yeniden mücadelesinin toparlanıp ileriye doğru hamle yapmaya başladığını ortaya koyan veriler var ve bunlar gittikçe çoğalıyor.

Daha da önemlisi söz konusu gelişmelerin kapitalizmin ve emperyalizmin proletarya ve halklara yönelik çok yönlü saldırısında bir azalma değil, tersine bir artış olduğu gerçeğini, kapitalizmin ve emperyalizmle emekçi insanlık arasındaki uzlaşmaz gelişmenin giderek daha fazla açığa çıkmakta olduğu gerçeğini ortadan, ortadan kaldırmadığıdır. Sözün özü, bugün gerek Türkiye de gerekse de ve gerekse de dünya da, siyasal ve ideolojik (taktiksel anlamda değil) sürekli saldırı konumunda olması, kapitalizmi ve emperyalizmi ve onun sonuçlarının sürekli olarak suçlaması gereken biz olmalıyız. Dolayısıyla, bir savunma psikozuna girmemizin ne gereği var ne de zemini. Böylesi bir devrimci ruh hali yakalanmadan, siyasette pısırıklık ve kararsızlık aşılamaz.

Buna bağlı olarak, gerek konuşurken ve gerekse yazarken, kitlelerin anlayacağı bir dil kullanmanın önemine değinmek gerekiyor. Bu, marksist-leninist ilkeleri savunmada gevşeklik ya da bu ilkeleri sulandırma çağrısı değildir. Tersine, bu ilkelere sımsıkı sarılmayı, taktiksel esneklikle ve kitlelerin anlayacağı bir propa-ganda ve ajitasyon diliyle birleştirme çağrısıdır. Deyim yerindeyse, marksizm-leninizmi ete-kemiğe büründürme, onu kitle¬lerin günlük yaşam ve savaşımlarıyla birleştirme yeteneğimizi geliştirme çağrısıdır. Dimitrov, Komintern’in Yedinci Kongresi’nde yaptığı bir konuşmada, Hitler iktidara gelmeden once Almanya’da düzenlenen bir işsizler toplantısını anlatır. Bu toplantıda; nasyonal-sosyalist (yani Nazi) konuşmacının, ünlü bir dolandırıcının aylar suren mahkemesini demogojik bir tarzda eleştirmesine değinir ve söyle devam eder.

” Duruşmanın aylarca sürdüğünden yakındı ve bunun daha şimdiden Alman halkına kaç yüz bin marka mal olduğunu hesap etti. Alkışlar arasında dinleyicilere, Sklarek gibi haydutların hiç tereddütsüz kurşuna dizilmesi ve duruşma için harcanan paranın işsizlere verilmesi gerektiğini söyledi.”

Dimitrov devamla, o anda bir komünistin söz istediğini ve kürsüye çıkan komünist konuşmacının, dinleyicilere Komintern’in işçi sınıfının çoğunluğunun kazanılması ve işsizler hareketinin siyasallaştırılmasına ilişkin kararlarını, okuduğunu ve böylece Komintern’in gerçek kararlarını bu kararların özünü kitlelere sunduğunu sanan konuşmacının, gülüşmeler arasında kürsüden inmek zorunda kaldığını anlatır. Ve sözlerini şöyle bağlar: “Her birimiz aşağıdaki temel kuralı bir kanun, bir Bolşevik kanunu gibi kendimize tam olarak mal etmeliyiz.

Yazarken ve konuşurken; seni anlaması, senin çağrına inanması ve seni izlemeye hazır olması gereken sıradan işçiyi sık sık düşünmelisin! Kimin için yazdığını, kime hitap ettiğini düşünmelisin “.

Bizde Dimitrov’un örnek verdiği gibi konuşan ve yazanların hiç de az olmadığını unutmayalım. Özellikle yazılarımızda gereksiz yenilemeler, berrak olmayan anlatımlar. Türkçenin kötü ve anlaşılması, gereğinden gazla uzun ve çapraşık, tümceler, kitlelerin anlamadığı yaraşık tümceler, kitlelerin anlamadığı yabancı terimleri kullanmaya özen gösterme eğilimi eleştirmeli ve düzelmelidir. Canlı, yaşam kokan ve gerçekten militan ve devrimci bir konuşma ve yazma tarzına; kapitalizm, faşizm ve emperyalizme karşı duyduğumuz, duymamız gereken küçümseme, aşağılama ve hor görme duygusunu net bir şekilde yansıtan bir üsluba gereksinimiz var.

HALKIN BİRLİĞİ

Örgüt bilinci ve tartışma kültürü üzerine..!

Belki de üzerinde en fazla durulan konuların başında, örgüt bilinci ve buna bağlı temel ilkelerini …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle