Anasayfa / Devrimci Teori / Enternasyonal Devrimcilik Milliyetçilik ve Şovenizmin Panzehiridir…!

Enternasyonal Devrimcilik Milliyetçilik ve Şovenizmin Panzehiridir…!

Nereye baksak karşımıza milliyetçiliğin iki görüngüsü çıkıyor. Egemen sınıflar ve burjuva medya, Kemalist ve liberal solcular ‘ulusalcı’ olduklarını söylemekten geri durmuyor ve emekçileri zehirlemek için yoğun bir Türk milliyetçiliğin propagandası yapıyorlar. Peki nedir milliyetçilik ? Bilindiği üzere feodalizmin gerilemesi, kapitalizmin yükselişi dönemi, feodal parçalanmışlığın ortadan kaldırılması ve bölgeler arasındaki bağlarını güçlenmesi ve yerel pazarların tek bir pazar halinde kaynaşması, insan topluluklarının uluslar biçiminde örgütlenmesi dönemidir. Bu süreci, dil, toprak, iktisadi yaşantı ve kültürel birlikte ifadesini bulan ruhi şekillenme birliği temelinde tarihsel oluşan istikrarlı insan topluluklarına, yani ulusların oluşmasına yol açmıştı.

Kapitalizmin yükseliş döneminin belli bir evresine, 17 .yüzyıldan başlayarak 1871’e değin burjuvazi ulusun ve ulusal gelişmenin öncü gücü olmuştur. Batı Avrupa da ulusların doğmasıyla buralarda-İrlanda hariç- devletlerde bağımsız ulusal devletlere dönüştüler. Ancak Doğu Avrupa da durum daha farklı gelişti. Buralarda ise örgütlü ve tarihi olarak oluşmuş soyluluğun güçlü bir askeri- bürokrasisi bulan diğer ulusları bir devlet çatısı altında birleştirmişlerdi. Bu devletler çok uluslu devletlerdi. Çarlık Rusyası, Osmanlı İmparatorluğu böyle devletlerdi. Bütün bu süreç boyunca burjuvazi, ideolojik zeminde sürekli milliyetçilik sloganını yazmış, işçi ve köylüleri bu yolla burjuvazinin bayrağı altında toplamaya çalışmış, kendisiyle işçi sınıfı arasında çıkar karşıtlığını gizlemenin aracı yapmıştır.

Tarihsel bir kategori olarak ulus; tarihin belli bir aşamasında doğan ve belirli aşamada ortadan kalkacak olan, bir diğer ifadeyle; öncesiz ve sonrasız olmayan bir olgudur. Bu sürecin değişik aşamalarına bağlı olarak milliyetçilikte değişik roller oynamıştır. Burjuvazi devlet iktidarını ele geçirme mücadelesinde, feodal despotizmi yıkarken, ileri bir ekonomi ve toplumsal formasyon olan kapitalizmi sınırsızca ve hızla geliştiriyordu. Böylece siyasal bakımdan da ilerici rol oynuyordu.

Çünkü, dünya gericiliğinin merkezi olan feodal gericiliğe darbe vuruyor, onu geriletiyordu. Ancak kendi iktidarını sağlamlaştırma aşamasında-devletin egemen sınıfı burjuvazi; ekonomik açıdan tekelleşme sürecine denk düşen bir evrede, politik bakımdan işçi sınıfının mücadele sahnesine burjuvaziden bağımsız ve kendisi için bir sınıf olarak çıkmaya başlaması karşısında gericileşmeye başladı ve feodal despotizmle uzlaştı. Bu evrenin ve burjuva gericiliğinin dünya çapında göstergesi, 1871 Paris Komününe karşı gerici terörüdür. Bu aynı zamanda tekelleşmenin de tamamlanarak emperyalist sistemin oluşmasıdır. Bu süreç, aynı zamanda milliyetçiliğin gericileşmesidir.

Gelişen kapitalizm, çürüyen, can çekişen kapitalizme dönüşüyor, burjuvazi içinde artık tümüyle gericileştiği bir dönem başlıyordu. Burjuva demokratik devrimler çağı sona eriyor, yeni bir çağ, merkezinde proletarya ile burjuvazinin sınıf savaşımının, proleter devrimlerin yer aldığı, emperyalizm ve proleter devrimleri çağı başlıyordu. Burjuvaziyle gericileşmeye başlayan milliyetçilik bu yeni çağda tamamen gerici bir ideoloji haline geldi. İdeolojik bakımından, ulusu oluşturan karşıt sınıflardan proleterleri, burjuvazinin sınıf çıkarları arkasına bağlayarak, onun karşı devrimci sınıf diktatörlüğünü ayakta tutmaya hizmet ederken, uluslararası planda da gerici rol oynadı.

Komşu uluslar arasında burjuva diktatörlüklerin çıkarlar için halkların ulusal boğazlaşmalarla kırdırılması, emperyalist burjuvazinin sömürge, nüfus alanları, sermaye, meta ihraç ve hammadde alanları ele geçirme yayılmacılığını aracı oldu. Milliyetçiliğin, bir ulusun diğerinden ya da diğerlerinden üstün olduğu, başka ulusları boyunduruk altına alan ve ulusal boğazlaşmaları kışkırtan bu aşırı gerici biçimi şovenizmdir. Şovenizm, emperyalist ulusların tekelci burjuvazinin yanı sıra,”çok uluslu” burjuva devletlerin ezen ulusunun burjuvazisinin de ideolojisidir; bağımlı, ezilen, sömürge ulusları boyunduruk altında tutma, soykırıma uğratmada, kendi ulusundan işçi ve köylüleri aldatmasının, kullanmasının etkileyici bir aracıdır.

Emperyalizm ve proleter devrimleri çağında, milliyetçi hareketlerin politik bakımından niteliğini belirleyen ölçüt, çağın gericiliğinin merkezinde duran emperyalist sisteme darbe vurup vurmadığı, onu zayıflatıp zayıflatmadığıdır. Emperyalist uluslarda, nüfus alanları, sermaye ve meta ihraç alanları, sömürge edinme yayılmacılığının, ilhakçılığın ideolojisi olarak milliyetçilik, politik bakımından gerici rol oynarken emperyalist sistemin ve bağımlılık boyunduruğunun, tarih sahnesine çıkarak kendisine karşı kurtuluşu savaşıma ittiği, ezilen ilhak altındaki ve sömürge uluslarda ise, ilerici rol oynamaya devam etmektedir.

Emperyalizm ve ilhakçı boyunduruktan bağımsızlıkçı, onu zayıflatıcı rol oynadığı ölçüde, milliyetçi/ulusalcı hareket politik bakımından, ilerici, devrimci bir rol oynar. Örneğin Siyonizm Yahudi milliyetçiliği bakımından gericidir.

Çünkü dünya gericiliğinin merkezi emperyalizmi güçlendiren bir rol oynamaktadır. Emperyalizme darbe vuran ve onu gerileten Filistin ve Kürt ulusal kurtuluş hareketleri ilerici ve devrimcidir. Emperyalizme darbe vuran ulusalcı hareketlerin ilerici, devrimci rol oynaması, çağın tayin edici hareketi proleter devrimlerin başlıca müttefiki olmasına yol açar.

Ancak milliyetçilik burjuvazi ve küçük burjuvazinin ideolojisi olması nedeniyle, ezilen ulusların burjuva demokratik kurtuluş savaşımı içinde yer alan bu sınıflar, ulusal kurtuluş devriminde de kendi çıkarları doğrultusunda milliyetçi akımlar olarak yer alır ve hegemonya kurmaya çalışırlar. Ezilen ulus burjuvazisi bir elini emperyalizme, diğer elini kendi ulusal kurtuluş savaşımını yürüten proleter ve emekçi halka uzatarak. devrimin karsı-devrimci bir uzlaşma ve iktidarla sona ermesine çalışır. Bunu gerçekleştiren grupları ada bir bütün olarak bunu gerçekleştirdiği an ilerici sıfatını yitirerek, karşı devrimci reformcu rol oynar hale gelir. Kemalizm Türk milliyetçiliğinin karşı devrimci rolünü 1920’lerde oynarken, Barzani bugün Güney Kürdistan da Kürt milliyetçiliğinin karşı devrimci rolünü oynamaktadır.

Küçük burjuva devrimci ve ilerici milliyetçi hareketlerde, esasen ezilen ulus burjuvazinin sınıf çıkarlarını aşan programa sahip olmadıkları, ezilen ulus burjuva milliyetçiliğinin bayrağı arkasına takıldıkları için, politik bakımdan devrimcilikten reformculuğa doğru evrim gösterirler. Ulusal devlet koşullarında giderek reforumcu karşı devrimci rol oynar hale gelirler. Reformculuk, milliyetçiliğin kaçınılmaz olarak ürettiği ve sınıf karakterinin tedricen yol açtığı sonuçtur.

Devrimci proletarya, politik bakımından gerici ve yayılmacı milliyetçiliğe, şovenizme karşı savaşırken, reformcu milliyetçiliğe ve sosyal şovenizme karşı onları yığınlardan yalıtarak kararlı devrimci savaşım yürütür; yanı sıra ilerici ve devrimci ulusalcı hareketleri, Filistin, PKK vb.- oynadıkları rol gereği müttefik olarak görür ve destekler. Ama her halükarda, gerici ve ilerici ne olursa olsun milliyetçiliğe, ideolojik bakımından karşı çıkar, milliyetçiliğin karşısına proleter enternasyonalizmini çıkarır. İlerici ve devrimci bir rol oynayan küçük burjuva milliyetçiliği bile, işçileri çitler içine hapseder, bu kendi ulusunun burjuvazisiyle uzlaşarak proleter devrimi engeller. Bu nedenle, emperyalizme karşı evrensel çapta savaşım verme, onu tarihin çöplüğüne atma yeteneğinde değildir. Sonuna dek tutarlı tek sınıf olarak proletarya ulusal kurtuluş savaşının da en tutarlı sınıfıdır.

İşçi sınıfı ve emekçi halkların uluslar arası birliği her zaman ulusal birliğinden önde gelir. Son yıllarda yeniden diriltilerek geliştirilmeye çalışılan milliyetçiliğinin her iki biçimine-öncelikle egemen ulus şovenizmine -karşı işçi sınıfının uluslararası birliği ve enternasyonal dayanışma bilinciyle geliştirilmesi komünistlerin bugün daha bir kararlılıkla savunması gereken bir görevdir.

 

HALKIN BİRLİĞİ

FAŞİST ŞERİATÇILARCA 27.YIL ÖNCE HÜNHARCA KATLEDİLEN KARANLIĞA KARŞI BİR IŞIK HÜZMESİ OLAN TURAN DURSUN ..!

Karanlığa karşı verdiği mücadele nedeniyle faşist şeriatçılar tarafından hedef haline getirilen aydınlanmacı yazar Turan Dursun, …