Anasayfa / Onlardan Bize / Fahri Kaya Yoldaş İçeriğinin Bozulup Ayağa Düşürüldüğü Gerçek Yoldaşlığın Adıydı..!

Fahri Kaya Yoldaş İçeriğinin Bozulup Ayağa Düşürüldüğü Gerçek Yoldaşlığın Adıydı..!

Yolum Fahri yoldaşın memleketine düştü. Kuşku yok ki ilk başta yapmam gereken benim için gerçek yoldaşlığın örneği olan, cebindeki parasını ve herşeyini emekçilerle ve özellikle de yoldaşlarıyla paylaşan, her yere koşan ve fedakarlıkta sınır tanımayan çoğu kez birlikte mücadele içinde yakınen tanıdığım Fahri yoldaşın mezarını ziyaret etmek be birazda dertleşmek oldu.
Fahri yoldaşın mezarı başında önce saygı duruşunda bulundum, bende önce ziyaret edenler mezarı temizlemiş ve çiçek dikmişlerdi, ben yalnızca mezarı suladım ve resmine dokunup, sevgiyle okşamanın ardında uzun zamandır içimde birikmişleri özellikle yoldaşlık hakkında birşeyler mırıldanmaya başladım. Sakince sanki beni dinliyormuş duygusu içinde düşüncelerimi sıralamaya başladım. Önce erkence aramızda ayrılması nedeniyle sitem ettim. “Halklarımıza daha fazla hizmet edeceğin bir zamanda bizleri bırakıp gittin diyerek” karşılıklı konuşuyormuşum duygusunu yaşadım. Fahri yoldaş sen gittiğinden sonrası devrimci mücadele ve örgütlü savaşım ileriye hamle yapamadığı gibi daha zorlu ve müthiş bir yozlaşma ve çürüme sürecini girildiğine belittim. Devrimci hareketin kadroların ciddi ölçüde inanç çözülmesine uğrayıp ya burjuva düzenine geri döndükleri yada devrimci mücadelede kararlı olmaktan ve feda ruhu içinde ileriye atılmakta uzak kaldıklarını ve düzen devrimciliğinin geliştiğine tanık olarak çok üzüldüm. Örneğin kırk dere su getirerek bir dergiyi alıp bir yere vermeyen bir bildiriyi çoğaltıp etrafına dağıtmayan, bir eyleme katılmayan, devrimci çalışmaya beş kuruş destek vermezken kendi bireysel ve ailesel çıkarları söz konusu olunca, nasıl bir rahatlık içinde davrandıklarını görünce içim sızladı. İşkencede katledilen, polis kurşunlarına göğüslerini geren, idam sehpasına yürürken yaşasın devrim ve sosyalizm şiarını haykıran, ölüm kapıyı çalınca ön sırada ben olmalıyım diyen şehit yoldaşları ve seni düşündüm.
Demem ki sevgili yoldaşım, bu süreçte yakıcı olarak açığa çıkardı ki, zor ve olanaksızlıklar kapıyı çalınca kaçan ya çürüyüp savrulan kişiler gerçekten devrimciliği özümlememişler ve burjuva kapitalist sistemle her alanda bağını kesemeyen, özel mülkiyet düzenine kılıç çalamayan kişilerdir. Aslından sende öncede vardı bu asalaklar ve çürümüşler ama senden sonra daha da arttılar.
Kuşku yok ki bütün bunlar insanın kendine yabancılaşmasıyla bağlıdır. Dahası yabancılaşma kavramı, insan faaliyetini de kapsamak üzere oldukça genişlemiş durumdadır. Aşırı uzmanlaşma sınırına kadar götürülmüş bir iş bölümüne dayalı bu kapitalist toplumda insanların ufukları, son derece daralmıştır. Karşılıklı anlaşma ve iletişim kapasitelerinde bir yabancılaşma durumu ortaya çıkmıştır. Sonuçta, bireyler arasındaki sosyal ilişkiler “metalaşmış”. İnsanlar birbirini giderek iş ilişkisi ya da ekonomik ilişki olarak görmeye başlamıştır. Kısaca, insanı insan yapan en önemli özellik olan iletişim-dayanışma ve ortaklaşma, bir birine gelip gitme, acısını ve sevincini paylaşmada yetisi de en kötü biçimde yabancılaşmış ve yozlaşmıştır. Daha da kötüsü, biz olma yerini ben olma almıştır.
Çünkü iletişim, örgütlü toplumdur. İletişim, düşünme ve dildir. Kapitalist toplum ulaştığı aşamada bu temel insan yeteneğini neredeyse tarumar etmiş ve bencilleştirmiştir. Günümüzde insanı daha ileri bir yaşam biçimine taşıması beklenen teknoloji, iletişim kapasitesini ve bildirişmeyi tüm insanlar bakımından daraltmıştır. Duyguların, sevgilerin ve ilişkileri tümden metalaşmasıdır bu. Ve bu durumun yarattığı aşırı bireycilik, aşırı yalnızlık ve içe kapanmaya, örgüt yerine aile-arkadaşı geçirme eğilimi gelişmiş.
Sevgili Fahri yoldaşım; en acımasızı da, günümüzde insanların, giderek birbirlerini dinleyebilme niteliklerini yitip, yalnızlık alanını genişletmeleri. Nitekim bu durum, insansızlaşmadan yani sürü haline gelmeden başka bir şey değildir.
Bu noktada bizi ilgilendiren, yabancılaşma ve insansızlaşmadan devrimcilere düşen paydır. Çünkü şimdilerde devrimciler arasında “yoldaş” sözcüğünün bile kimi zaman bir resmiyeti çağrıştırarak yabancılaşma ögesi olarak kullanıldığı gözlenmektedir. Ama kuşkusuz en önemlisi birbirine “yoldaş” diyenler arasındaki mesafe ve iletişim eksikliğidir. Yoldaş olmak adı üstünde aynı yolda yürümek, aynı inancı aynı davayı ve kavgayı bölüşmektir. Her anlamda paylaşma ve dayanışmadır. Yoldaşlık hiçbir vakit basit bir politik ortaklık olarak görülmemelidir. Yoldaşlığı bu tür yaşamak; düşünce de ; duyguda ve paylaşımda ortaklık olarak kolektivizmi pratiğe geçirememek, devrimciler arasında kapitalist yabancılaşmanın en belirgin göstergesidir.
Sevgili Fahri yoldaşım: Aslında bu konularda Hareketimizin geleneği oldukça olumlu örneklerle doludur.
Vartinik baskınında kom’a girerek yoldaşlarını baskından kurtarmak için önce onları uyarıp ardından bombayı düşmanın üzene atıp elindeki tüfekle düşmanı oyalayarak, kendi bedenini yoldaşları için feda etmekten geri kalmayan Ali Haydar Yıldızın yaptığıdır yoldaşlık, ya da bir ölüm orucu direnişinde “ilk ben olmalıyım” diyen Ali Ekber Barışın adanmışlığı. Yada düşman etrafı sardığında ateş etmeyin teslim oluyorum diyerek düşmanı oyalayıp bayan yoldaşını ve çocukları çatışma alanında dışarıya çıkartan ve ardından son mermisine kadar çatışarak ölümsüzleşen Ekrem İnelaştır. Yaralı yakalandığında, düşmanın tedavi karşılığı örgütü ve yoldaşları hakkında bilgi vermeyi dayatan faşist diktatörlüğün işkencelerinde ölümü gülerek kucaklayan ve önderi Kaypakkaya yoldaşın ser ver ama sır verme kızıl direniş hattını ileriye taşıyan Yücel Hazardır yoldaşlığın adı. Böyle onlarca örnek vermek mümkündğr. Yarışmacılığın yerini alan ortak üretebilme yetisi ya da… Dürüst, çalışkan, yetenekli ve güven verici komünist devrimciler olmak , söylediği sözün arkasında durmak, bir yoldaş için olmazsa olmaz özelliklerdir kuşkusuz. Ancak bu yetmez. Mesafeli ve mekanik bir tarz iletişimsizlikle beslendiğinde bu özelikler pekala da anlamsızlaşabilir.
Hep söyleye geldiğimiz gibi, aynı ekmeği bölüşmek ve ortaklaşmak anlamına gelen “yoldaş” sözcüğünün birleştirdiği insanlar kendini yalnız hissediyorsa, anlaşılmadığını varsayıyorsa, dayanışma-paylaşım eksikliği, içe dönme, sevgide ısrar, ilgide inat yokluğu söz konusuysa, durup düşünmek gerekir. İnanç bir ortak paydadır. Ama yoldaş devrimcileri birbirine bağlayan ortak irade yanında ortak duygulardır önemlidir.
Dahası, ortaklaşan duygular devrimci kimliğin harcıdır.
Sevgili Fahri Yoldaşım:
Devrimci kimlik başkalarının yanında, kapitalist dünyanın yol açtığı metalaşmaya bir karşı duruş, nerede olunursa olsun o yalnız olmayış duygusudur. “Bir sevdadır böylesine yaşamak/ Tek başına/ Ölüme bir soluk kala,/ Tek başına/ Zindanda yatarken bile/ Asla yalnız kalmamak” dedirten, çoğalma duygusudur yoldaş devrimci olmayı. Yine yoldaşlığı güçlü kılan tam da bu değilmi dir.
Devrimcinin işi, bulunduğu duruma hücum etmek olduğunu söyleriz hep, eğer böyleyse mızrağın sivri ucunu önce kişi kendine yöneltmelidir. Yabancılaşmış devrimcilik hücum potansiyelini tümüyle yok eder. Çünkü bu tipler için devrimci kimlik yalnızca bir alışkanlık, nostalji ve bir koruyucu zırh, bir kaçış aracıdır. Bu durumda, değişim değil başkalaşım söz konusudur. Başkalaşımın son durağı ise çürümedir ve insanı değerleri geminin bordosun da deniz atmaktır. Yabancılaşmış devrimcilik, önlem alınmazsa hem bireyi hem de ortamı çürütür kokuşturur. Böylesi tiplerin oldukça fazla etrafta olduğunu görüyoruz.
Yabancılaşmış devrimciliğin bir başka işareti, kuşkusuz başta genç devrimciler olmak üzere rastlanan “hafızasızlık ve erken unutkanlık ” durumudur. Belleksizleştirme, kapitalizmin varlığını sürdürmek için kullandığı temel ideolojik silahlardan biridir. Söz ve görüntü bu amaçla kullanılır. Geçmiş unutturulur ya da çarpıtılır. İdam sehpasına “Yaşasın Marksizm-Leninizm”, diye çıkan adamın muhalifliği sıradanlaştırılır ve “Susun artık konuşmacılar/ siz sıranızı savdınız/ söz sırası bizde” diyen kavga kararlılığının üstü örtülmeye çalışılır. Oysa, Türkiyeli devrimcilerin devraldığı geçmiş budur. Buraya basarak geleceğe yürüyeceğiz.
Genç devrimcilerin öncülleri; dayanışmayı, kavgayı bölüşmeyi, ölümün yüzüne gülerek bakmayı miras bırakmışlardır onlara.
Sonuçta, yoldaş denildiği zaman akla soyut bir kavram olarak daima gelişmiş bir kimlik gelmelidir. Kararlı, kültürlü, savaşçı, adanmış ve paylaşımcı. Ancak bulaşık ve yabancılaşmış bir toplumda yaşadığımız da unutulmamalıdır. Giyimiyle kuşamıyla, yeme ve içme alışkanlıklarıyla devrimci yaşama eklemlenen popüler kültür ürünleri de aramızdadır. Sonuçta, devrimci iş gelişmiş somuttan zengin bir soyutlamaya ulaşabilmek demektir. Bu da suni ayrımlardan değil, yeniyi deneyimle harmanlama yeteneğinden, hafızasızlığa karşı öğrenme ve merakı geliştirmekten geçmektedir. Devrimci geleneğin bize bıraktığı miras, en elverişsiz koşullarda kavgaya girebilme iradesi ve inadıdır.
Sevgili Fahri Yoldaşım:; yoldaşlığı mükemmelleştirmek yine yoldaşlara düşmektedir. İnatsızlık, israrsızlık, gelip geçicilik, vurdumduymazlık, hafızasızlık, hazcılık ve bireycilik kapitalist düzenin insana dayattığı niteliklerdir. Devrimci saflara bulaşması, yabancılaşmış devrimciliğe yol açmaktadır. Gelip geçicilik, kolektif ve bireysel sorunlar karşısında ilgi azlığı, bireysel hazların öne çıkması olarak kendini dışa vurmaktadır. Yabancılaşma yüzeye bakma ve derini görememe eğilimlerini ve ayrıntılara takılıp kalmayı besleyebilmektedir. Bu yüzden, devrimci bireyin kendisiyle kararlı bir ideolojik ve pratik kavga yürütmesi gerekmektedir. Devrimci inatçılık işte budur. Umursamazlık, ilgisizlik, banenecilik, risksizlik ve günü kurtarmacı tarz, henüz yarım ve bulaşık devrimciliğe denk düşmektedir.
Haliyle, sevgisizliği, aldırmazlığı beslemekte ve değişme iradesini zayıflatmaktadır. Bu durumda, devrimci yaşama ilgisizlik umut eksikliğine neden olan bir sonuçtur. Biz kuşku yok ki zorlukların ortasında dalgalarla boğuşarak kıyaya ulaşan yoldaşların yoldaşıyız. Asla karamsar değilim, ama eskiye takılıp kalmadan yeni genç ve dinamik güçlere yönelik çalışmalarımızı yöneltmeliyiz.
Yorgunlaşmış ve kendine haliyle devrime ve emekçilere güvenini yitirmiş kişilerde ısrar etmenin, zaman kaybından başka bir anlama gelmeyeceğini artık anlamalıyız.
Sevgili yoldaşım umarım beni yanlış anlamamışındır. Senden sonra kavgaya daha sıkıca sarılacakları üzerine söz verenler maalesef verdikleri sözleri erkence unutup yorgun savaşçı oldular. Buradan olarak atık gerçek yoldaşlıkla bağı kalmamış olanları arkada bırakarak ilerlemeliyiz. Ancak bu yoldan şehitlerimizin bizlere teslim ettiği kızıl bayrağı yere düşürmeden daha yukarılara çekebiliriz. Seni tüm devrimci sıcaklığımla anarken, senin fedakarlıkta sınır tanımayan ve gerçek yoldaşlık özelliklerini yeni yetişen genç kuşaklara anlatmaya devam edeceğim.
Bir Yoldaş

HALKIN BİRLİĞİ

SİNAN CEMGİL KADİR MANGA ALPASLAN ÖZDOĞAN NURHAK’A ABİDE KALDI..!

Sen Ne Zaman Büyüdün? Eski duvar diplerinde karanlık sular ay vurmuş gölgelenmiş kuytular canım oğul …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle