Anasayfa / Haberler / Faşist Cunta Erdal Eren’i Yeni Devrimci Kuşaklar Yetişmesin Diye Astı..!

Faşist Cunta Erdal Eren’i Yeni Devrimci Kuşaklar Yetişmesin Diye Astı..!

“Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin

Unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz

Ölü balıklar geçiyor kırışık bir denizin sofrasında

Ve ellerinde fenerleriyle benim arkadaşlarım

Durmadan düşünüyorum

Ne kadar çok öldük yaşamak için.”
Erdal Eren, 12 Eylül askeri faşist darbesi sonrası yaşı büyütülerek asıldı. Eren’in doğum tarihi 25 Eylül 1964, asılma tarihi 13 Aralık 1980.

Yani Erdal eren daha 17 yaşına bile girmemişti. Astılar onu. Astılar çünkü faşist rejime karşı mücadele eden bir devrimci kuşak yetişmesini istemediler. Çocuk yaşta astılar onu çünkü, genç yüreklerinde kavga büyümesin istediler. Ezilmiş, sindirilmiş bir kuşak gelişsin istediler.

Faşist diktatörlük emekçilerin hafızasında devrim şehitlerini silmek için ellerinden geleni yaptılar. Öyle ki, Erdal Eren’in okuduğu Kadıköy Ortaokulu’nun ismi daha sonra, Kenan Evren Lisesi olarak değiştirildi. Bugün devrimcileri itibarsızlaştırmak isteyenler, Eren’lere “iade-i itibar”dan bahsediyorlar. Erdal Eren’in boynuna 17 yaşında ip geçiren zihniyet, bugün zırhlı araçlarla çocukları katlediyor. Erdal Eren’in itibarını bugüne taşıyanlar, tüm yasa ve kurumlarıyla faşist rejimin ortadan kaldırılması mücadelesini devam ettiriyorlar.

Erdal kısa ömrünün dört yılını devrimci olarak geçirmişti. Erdal siyasete doğduğu yer olan Giresun’un Şebinkarahisar Halkevinde daha küçük yaşlarda ilgi duymaya başlar. Babasının öğretmen olması nedeniyle, 1970’lerde Ankara’ya yerleşti ve burada Ankara Yapı Meslek Lisesinde Halkın Kurtuluşu taraftarlarıyla tanışır ve sempati duymaya başlar .Aynı zamanda Yurtsever Devrimci Gençlik Derneğine gidip gelerek, devrimci faaliyete katılır.

Halkın Kurtuluşu saflarında liseli gençlik içerisindeki çalışmasında aktif yerini alır. O devrimci bir militandır artık. Bu onun yaşamını değiştiren ve vücudundaki hayat kaynağı olur. Burjuva düzene, sermayenin uşaklarına karşı alacağı tavrın ve duruşunda belirleyicisidir. Onun genç yaşına rağmen düşman karşısında almış olduğu devrimci duruşun temelleri burada atılır. Çünkü devrimcilerin düşman karşısında alacağı tavır, düşmanın ele geçmeden, kişinin devrimci mücadelesi içerisinde ortaya çıkar onun canlı pratiğinde şekillenerek, çelikleşir. Bu nedenledir ki devrimcilerin günlük yaşamı, devrimci pratiği ve mücadele içerisinde ki tutumu düşman eline geçtiğindeki alacağı tavrın da aynasıdır.

Örgütlü mücadele içerisinde yer almayan ve gerçek anlamda proletaryanın dünya görüşünü özümseyip onu günlük yaşamında pratik hayata geçiremeyen, düşünce olarak devrim ve sosyalizme inanan ve bunu savunanlar günlük yaşamı içerisinde buna uygun hareket edip, onu hayata geçiremediği sürece gerçek anlamda bir dönüşüm sağlayamadıkları gibi mücadelenin zor koşullarında ve yenilgi yıllarında soluğu burjuvaziye sığınmakta, ona ricat etmekte bulurlar.

Bu konunun başlı başına ele alınıp detaylıca değerlendirilmesi gerekir- Ve o gece bu dört yıllık devrimci yaşamında, bir devrimci olarak son görevi yerine getirecekti. Görev açık ve netti. Celladın karşısında devrimi ve devrimci örgütü savunmak. Ve birçok devrimci gibi işi cellada bırakmamak…

Erdal Eren o gece celladından tez davranamadı; sehpada “Kahrolsun Faşist Diktatörlük! Yaşasın TDKP!” diyebildi ancak.

Sehpayı cellat çekti ama cellatlar bile o tablo karşısında dayanamadılar.

Erdal, 17 yaşındaydı… Oysa burjuvazi için, önemli olan, bir insanın yaşı değil ona karşı örgütlü mücadeleye girmesidir. Bunun yakın zamandan zihinlerde canlılığını koruyan bir örneği Filistinli- Kürdistanlı çocuklardır. Bu günlerde Filistin’de Kürdistanlı çocuklar katlediliyor. Bu çocuk ölümleri ile ilgili T.C. ve İsrail yetkilileri “ o çocukların bize karşı nasıl kin tuttuklarını biliyorsunuz ama” diyerek onların öldürülüşünü, işkence edilişini savunuyor. Burjuvazi bir o kadar tok ve bir o kadar «pişkin.» İsrail ve T.C. devleti yetkilileri o insanların çocuk olup olmaması ile değil, İsrail askerlerine taş atması ile ilgileniyor. Burjuva her yerde aynı. Bu topraklardaki burjuvalar da Erdalların yaşıyla değil onların taş atmasıyla, yani örgütlü bir mücadeleye girmesi ile ilgileniyor. Bizlerin sahiplendiği, savunduğu ve örnek aldığı yer de bu noktadır; burjuvaziye karşı örgütlü bir mücadeleye girmesidir…

Eren, bir korsan gösteride asker Zekeriya Önge’yi öldürmek suçundan tutuklandı. 2 Şubat’ta gözaltına alınan Erdal Eren, hızlı bir yargılama sürecinin ardından, 19 Mart 1980’de (gözaltına alındıktan 46 gün sonra) idama mahkum edildi. Erdal Eren’in henüz 17 yaşında olması, avukatlarının sundukları deliller ve tanıkların ifadeleri kararın uygulanmasını engelleyemedi.

Erdal Eren bir devrimci militan olduğu için oldu bittiye getirilerek idam edildi. Erdal, İdam sehpasına çıktığında son sözlerinde; “Kahrolsun Faşist Diktatörlük, Yaşasın TDKP!” diye haykıran bir devrimciydi. Tıpkı THKO kurucularından DENİZ, YUSUF ve HÜSEYİN yoldaşların idam sehpasında ki “YAŞASIN M-L” diye haykıran, yürekleri sonuna kadar devrim için atan birer devrimci militan oldukları gibi. Erdal Eren’in her devrimcinin sahip olması gereken bu boyun eğmez tutumu bugün pek çok devrimci değer gibi unutturmak istenen başlıca manevi mevzilerimizdendir. Uzun zamandır « Ter dökmek, emek sarf etmek, hayatını ortaya koymak, sadece canını vermek değil bütün ömrünü bu amaca adamak, bunlar şimdi modası geçmiş görünen, nostaljik bir iç çekmeyle karşılanan kavramlar. Yine de bunlar komünistlerin ideolojik ve manevi mevzileri arasında önemli bir yer tutuyorlar.

Erdal’ı anmakla yetinmeyip onu ve onun gibi nice devrim ve sosyalizm militanlarını yaşatmak ve çoğaltmak ancak bu değerli mirasa daha sıkıca korumakla olacaktır. Varsın hafıza kaybını bir erdem olarak benimseyen liberaller reformistler bizi sekterlikle suçlasınlar. Erdal Eren bizim aklımızda 17 yaşında devletin kirli kurumlarında yaşamını yitirmiş bir devrimci militan bir genç olarak kalmayacak; örgütlü devrimci bir militanın mahkemede, cezaevin de ve en sonunda idam sehpasında gösterdiği devrimci tutumun bir örneği olarak kalacak. Zaten Erdal da bunu ümit edip buna güveniyordu. İdam sehpasına kadar sağlam duruşu bu inancı sayesindeydi.

Erdal bir devrimci militan olarak ne yazık ki çok az yaşadı. Ama ölüme giderken örnek aldığı Denizlerin örneğini yaşatacak kadar dolu yaşadı. Onu devrim ve komünizm davasına kazananların pek çoğu ondan uzun yaşadılar ama hayatlarını onun gibi sonlandırma onurunu da çoktan yitirmiş oldular. Bu nedenle Erdal’ın kısa yaşamı sadece genç devrimcilere örnek olmakla kalmamalı, aynı zamanda onun yaşamı ve ölümü tasfiyeciliğe ve dönekliğe karşı mücadeleye ışık tutan bir silah olarak kuşanılmalıdır.

Erdal Eren’i Devrimci kavgamızda yaşatacağız!..

Yaşasın Direniş Kahrolsun Teslimiyet

Faşizmi Devrimle Ezeceğiz..!

HALKIN BİRLİĞİ

Ölüm orucundaki Mahir Kılıç hastaneye sevk edildi..!

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde 11 yıl kadrosuz çalıştırıldıktan sonra 2017 yılında işten çıkarılan Mahir Kılıç, CHP …

instagram web viewer instagram profile