Anasayfa / Dünden Bugüne / İBRAHİM KAYPAKKAYAYI BİRDE HASAN KİYAFETİN KALEMİNDEN OKUYALIM..!

İBRAHİM KAYPAKKAYAYI BİRDE HASAN KİYAFETİN KALEMİNDEN OKUYALIM..!

Tarih, haklı olduğu halde öldürülmüşlerin acı öyküleri ile dolu olsa bile, haklıların yenilmişliğine tanık olmamıştır. Geçici düşüşler , kalkışlar, çekilişler bizi şaşırtmamalıdır. Emekle sermaye arasındaki var olan çelişkiyi görmeyen canlı , ne yazık ki anladığımız anlamda insanlaşmış sayılmıyor. Bir milyon yıl önce iki ayak üstüne kalkması, gülmeyi öğrenmesi bile insan olmasına yetmiyor. Eğer yetse idi, bu gün böylesine eşitsiz, böylesine haksız ve rezil bir dünyaya katlanabilir miydi?

Ne demek istiyorum? Uyandırılmamış geniş kitlelerin iyinin, güzelin, haklının yanında kolayca yer almadığını vurgulamak istiyorum. Bunun anlamı kuşkusuz halkı suçlamak değildir. Ezilenler için yola çıkan,

katledilen önderlerin işinin zorluğunun altını çizmek istiyorum.

Bilgi , halen burjuvazinin tekelindedir. Dahası onun tutsağıdır. Bilgilenmeyen insansa henüz evrimini tamamlayamamıştır. Bu bakımdan ilk aydınlanmanın burjuva dünyasında başlamışlığını kabul etmek zorundayız. Sonradan içinden çıktığı kaynağı terk

etmek zorunda kalsa bile. Ne yazık ki hümanizm de burjuva kültürünün bağrında yeşermiştir. İlk burjuva kökenli aydınlar devrimci görüşlerin ışığını yakmışlardır.

Bunlar kendi sınıflarına karşı tavır almış erdemli, namuslu kişilerdir. Dolayısıyla emekçi sınıfların, gerçek aydınların onlara hep bir teşekkür borcu vardır. Fakat sorun burada bitmez. Dahası çözümü en zor problem burada başlar…

Yeniden ne demek istiyorum? Namuslu burjuva aydınları, haklıdan yana devrimci görüşleri, emekçilere taşırken kaçınılmaz olarak bir takım yanlışları, lekeleri birlikte getirirler Bu bağrında yetiştikleri ve

tarihin en tutucu, acımasız sınıfının kalıtımsal hastalığıdır. Söz konusu lekeler katran bulaşığı gibi Arap sabunuyla çıkmaz. Örneğin, halka tepeden bakmak, günlük yaşamda çevresindekilere benzememek, dahası zaman zaman bencilleşmek gibi. Yani teorik

bilgileriyle, pratikte çelişirler.

Belki de emekçi sınıfların en büyük sancısı burada başlamıştır. Kendi kurtuluşlarına giden görüşün yürüyüşünü başlatan burjuva kökenli devrimci aydınlar, önderler, ellerinde olmadan devrimin yolunu tıkamaya başlarlar. Halka ters ve de anlaşılması güç işler yaparlar. Hele de yanlarında yakınlarında bir halk kurmayı, iş içinde yetişmiş biri yoksa?

Yeniden ne demek istiyorum?

Tarihi, önderler, kahramanlar değil süreç içinde nesnel koşullar belirler. Ne var ki, önderin yani kişi unsurunun önemi de küçümsenemez. Franko gibi yetenekli

faşist önder, İspanya’da krallığın ömrünü kırk yıl uzatmıştır. Hitler, Mussolini , Pinochet kısa bir süre için bile olsa insanlığa kan kusturmuşlardır. Kuşkusuz

bunların tersini de görmek mümkündür. Lenin gibi, Mao gibi, Castro gibi… Lenin dünya emekçilerinin bayrağının da kale burcuna çekileceğini kanıtlamıştır. Böylece bir buçuk milyar insanı açlıktan kölelikten kurtaran Mao’ya, Castro’ya, Kuzey Kore’ye ve de bütün

dünyaya ışık olmuştur.

Burada önderleri, kahramanları da her şey gibi iki gruba ayırmak gerekir. Burjuvazinin çıkarları için çalışan önderler, kahramanlar, emekçiler için çalışanlar olmak üzere. Burjuva kahramanlar ve sadece savundukları sömürücü sınıfa değil, kendi halklarına

da pahalıya mal olmuşlardır. Napolyon, Churchil, İskender, Yavuz Sultan Selim, Atilla kahraman olmak için az mı kan dökmüşlerdir? İnsanlık bu tür önderlerden, kahramanlardan çok çekmiştir. Keşke ne bu

tür kahramanlar, ne de savaşlar olsa idi.

Benim önderlik, kahramanlık anlayışım

burjuvazininkinden çok farklıdır.

Önder deyince, ezilenlerin, emekçilerin gayretini kuşatan, haklıdan yana olanları anlarım. Bu anlamda özellikle 1960’dan sonra yetişmiş gerçekten yiğit önderlerimiz vardır. Onlara sadece önder değil, kahraman da demek gerekir.

Bir düşünürün dediği gibi, “Uyanmamış insanları kurtarmak isteyen önderler, kahramanlar, ya krallar ya da uyandırmak istedikleri halklar tarafından öldürülmüşlerdir.” Bizimkilerin sonu, büyük çoğunluğu da işte böyle olmuştur.

Konumuz devrimci önderlerden İbo idi. Hepsi başlı başına birer değer, kahraman olan bütün devrimci önderler yiğitti, değerliydi. Hepsini de çok severim, ama İbo’yu kendime daha yakın bulmuşumdur. Bu belki de

ikimizin de köylülüğünden, ya da meslektaş

oluşumuzdandı. Nedense Onu hep hakkı yenmiş, değeri yeterince anlaşılamamış biri olarak algıladım. Çoğu Köy Enstitüsü kökenli yazarlar gibi İbo da görmezden gelindi. Bunu sadece sağ tandanslı yazar, çizerler değil solcular da yaptılar. Oysa İbo, Anadolu insanını en iyi kavramış devrimci,önderlerden biriydi.. Bu tümcenin önemini yıllar bana

daha iyi anlattı. O doğduğu yer olarak köylüyü, öksüz yetişerek yetimliği, çıraklık, işçilik yaparak emekçileri, okuyarak da kenti öğrenmişti.

Kısacası Kaypakkaya yaparak yaşayarak öğrenmiş, ayağına çakır dikeni battığı için çarığın değerini bilen biriydi.

Halkımız kendi diliyle konuşan ve kendinden

liderlerini ne yazık ki henüz bulamadı. Emek ve emekçiden yana pek çok burjuva aydını yetişti kuşkusuz. Fakat bu bile halkın dilini yakalamaya yetmedi. Eğer yetseydi hem bu kadar haklı, hem de bu kadar kayıplı nasıl olabilirdik?

Çorlu’da Hones Con Roket Taburunda gecikmiş askerliği yedek subay tercüman olarak yapıyordum. İstanbul’a sivil geldiğim bir gün sevgili İbrahim’e rastladım. Sarıldık, kucaklaştık. Beni Divan yolundaki büroya

götürdü. Gençler harıl harıl bildiri, gazete

katlıyorlardı. Bir uçtan ben de işe başladım. İbo olanca sevecenliğiyle:

“Arkadaşlar, Hasan Ağabeyin ellerini karalamayalım. O şöyle oturup çayını içsin yeter” dedi. Kendisiyle ortak yanlarımız çoktu. Ben Köy Enstitülü, O ise aynı kökenden gelen Hasanoğlan Öğretmen Okulundandı. Daha ilginci bir bulunmaz eğitimci olan müzik öğretmeni Ahmet Kayalıdere, farklı zamanlarda

ikimizin de öğretmeni olmuştu. Gelmişten geçmişten konuşurken O “Ağabey, insanların yüksekliğinin boyu ile ölçülemeyeceğine Ahmet Kayalıdere beni iyice inandırdı” dedi. Gülüştük. Gerçekten de öyle idi. Kayalıdere kısa boylu, çelimsiz Gandi gibi biriydi.

Devlet Köy Enstitülerini kapatarak, kır emekçilerinin çocuklarının yüksek öğrenim yapma yollarını tıkamıştı. Felsefe, mantık, yabancı dil derslerini programlarından çıkarmıştı. İşte Kayalıdere gibi dev

öğretmenler burada kendilerini göstermiş,

öğrencilerine bedava özel yabancı dil kursları vererek bu açığı kapatmaya çalışmışlardı.

Yeniden görüşmek dileğiyle ayrılırken; “İbo gidişat nasıl?” gibi bir şeyler sordum. O her zaman gülen gözleri ve hiç çıkartmadığı şapkasıyla bir süre düşündü. “Ağabey, gidişat gidenin hızına, yürüdüğü yöne, arazinin yüzey şekillerine ve de hava koşullarına bağlıdır. Yani iyi değil, ama bu soluk bu yokuşu aşmak zorunda başka çaremiz yok” dedi. İbo için daha çok şey yazılacak, çok şey söylenecektir.

Hasanoğlan’daki başka bir öğretmenin şu sözü bunu kanıtlamaz mı? “Bu okul kuruldu kurulalı İbo gibi zeki bir öğrenci görmemiştir…”

Burjuvazi halkın dilinden anlayan yerli önderlerini tanıyıp yok etmekte çok hünerlidir. İbo’yu da bu anlamda tez tanıdı ve fiziki anlamda yok etti. Ama gerçek önderler, fiziki varlıkları ile değil fikirleri ile yaşarlar. İbo gibiler süreç içinde daha çok anlaşılacak ve sonsuza dek yaşayacaklardır. Dünyanın çektiği sıkıntıların bir nedeni de halen kültürün

burjuvazinin tekelinden kurtulamayışıdır. Bu durum ise emekçi sınıfların kendi içinden önder yetiştirmesini güçleştirmektedir.

Öğrenci gençlik önderleri, dahası tüm sol, geçmişte kendi değerlerini yeterince tanıyamadı. Çünkü yetiştikleri sistemin eğitim anlayışı bunu böyle planlamıştı. Yabancı sosyoloji, çeviri pedagoji,

psikoloji ile yerli halk tanınamazdı. Örneğin Güney Amerika, Rus, Fransız, İngiliz edebiyatını kendi edebiyatımızdan iyi tanıyorduk. Oysa Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Dinamo, Bekir Yıldız,

Apaydın, Başaran’ı tanımadan Anadolu halkını nasıl tanırdık?

İşte burada İbo’yu diğer devrim önderlerimizden bir birim daha ileride bulurum. Çünkü O, mesleği, geldiği yer gereği söz konusu yazarlarımızı tanıyordu. Yani halkını tanıyordu..

Gençlik için, toplumun en az kirlenmiş, en duyarlı organıdır denir. Bu yapılarıyla her yeni taleplerinde olağanüstü biçimde haklıdırlar. Bir Tatar atasözü; “değişmeyen fikirler, değişmeyen gömlekler gibi

kirlenir” diyor. Gençlik ise doğal olarak değişim demektir. Geçmişte kanına girilen gençlik liderleri bütünüyle temiz, değişimci yani kirliliğe karşı kahramanlardı.

Kısacası İbo’yu sağlığında tanımış olmayı kendim için bir şans, şeref sayıyorum. O ender halk önderlerinden birisiydi. Ortak özlemlerimiz sömürünün son bulmasıydı. Halkın acılarının bin an önce dinmesi üstüneydi. O göremedi, belki ben de göremeyeceğim, ama sizler mutlaka göreceksiniz, sevgili dostlar.

İbo’nun anısı yolumuzu ışıtsın.

HASAN KIYAFET

 

HALKIN BİRLİĞİ

SETAda Yeni Andıç : İhbarcılığın rapor hali..!

SETA, siyaset, dış politika, ekonomi, toplum ve medya, hukuk ve insan hakları, güvenlik, strateji, eğitim …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle