Anasayfa / Onlardan Bize / İŞKENCEDE DİRENİŞİN FEDAKARLIĞIN TİMSALİ MUSTAFA TUNÇ’U ANIYORUZ..!

İŞKENCEDE DİRENİŞİN FEDAKARLIĞIN TİMSALİ MUSTAFA TUNÇ’U ANIYORUZ..!

 

“HOŞÇA KAL ANA

Hoşça kal ana,

düşen kardeşlerimin,

yarıda bıraktığı Ekini ekmeye,

Türküsünü söylemeye gidiyorum.

Döneceğime dair,

Ne hayal kur ,

Ne düş gör,

Ne de umutsuz ol

Ekinimiz yeşerince,

Bir şafak vakti,

Sana dönerim ANA …

Ser ve­rip sır ver­me­yen­ler or­du­su­nun yi­ğit ne­fer­le­rin­den Mus­ta­fa Tunç yol­da­şı an­la­ta­ca­ğız. Düş­ma­nı de­fa­lar­ca di­ze ge­tir­miş ve ön­de­ri İb­ra­him Kay­pak­ka­ya’nın ge­le­ne­ği­ni ile­ri ta­şı­mış Hı­şır’ı an­la­ta­ca­ğız.

Örgüt iş­çi­si ve fe­da­kar­lık ne­dir so­ru­la­rı­na pra­ti­ğiy­le ya­nıt ve­ren yürek­li ko­münist Mus­ta­fa yol­daş 1956 yı­lın­da yok­sul bir ai­le­nin ço­cu­ğu ola­rak  Elbis­tan’da dün­yaya gel­di. 1970’li yıl­lar­da ça­lış­mak için İs­tan­bul’a gel­di ve bu­ra­da devrim­ci dü­şün­ce­ler­le da­ha ya­kın­dan il­gi­len­me­ye baş­la­dı. 1978’de as­ker­lik dönüşü TKP/ML Ha­re­ke­ti’y­le da­ha ya­kın iliş­ki için­de ol­du. 1 Ma­yıs Ma­hal­le­si hal­kı­nın gecekon­du kav­ga­sın­da öne çı­kan­lar­dan­dı.

1979 yı­lın­da ha­re­ket aday üye­li­ği­ne ve da­ha son­ra üye­li­ğe alın­dı ve bun­dan son­ra da pro­fes­yo­nel bir dev­rim­ci ola­rak sa­va­şı­mı­nı sür­dür­dü. Bir kaç kez düş­man eli­ne düş­tü. Sus­ma hak­kı­nı kul­lan­dı­ğın­dan Ha­re­ket­le iliş­ki­le­ri açı­ğa çık­ma­dı ve kı­sa sü­re­li gö­zal­tı­la­rın­dan her de­fa­sın­da bi­len­miş ola­rak çık­tı ve kav­ga­ya da­ha sı­kı sa­rıl­dı.

Yok­sul emek­çi­le­rin ya­şam sa­va­şı­mı­nı ver­dik­le­ri 1 Ma­yıs Ma­hal­le’si­nin ku­rulma­sın­da ak­tif rol oyna­yan ve bu ala­nın zor­luk­la­rı­nı bir örgüt iş­çi­si ola­rak omuz­la­yan­lar­dan bi­ri­si Mus­ta­fa’ydı. Ya­kın­ma­yan, ge­ce-gün­düz deme­den iş­le­re sı­kı­ca sa­rıl­ma­sıy­la, et­ra­fın­da­ki yol­daş­la­rı­na da ör­nek­ti. Giz­li iş­le­rin ko­or­di­ne­si ve ma­ter­yal­le­rin za­ma­nın­da kit­le­le­re ulaş­tı­rıl­ma­sın­da mut­la­ka Mus­ta­fa’nın eli var­dı. Ya giz­li mat­baa­da bil­di­ri bas­mış, ya mum­lu ka­ğı­dı ha­zır­la­mış ya da ge­ce­nin ka­ran­lı­ğın­da ev­le­rin ka­pı alt­la­rın­da bil­di­ri­le­ri yı­ğın­la­ra ulaş­tır­mış­tı. İs­tan­bul’da bir uçtan bir uca ko­şan ve iş­le­ri müte­va­zi­ce ye­ri­ne ge­ti­ren Mus­ta­fa yol­daş, gözü pek­li­ği ve yi­ğit­li­ğiy­le de Ha­re­ke­tin güven­di­ği yol­daş­la­rın hep ba­şın­da gel­di.  Aca­le­ci­lik­ten ve göşte­ri­şçi­lik­ten uzak bir dev­rim­ci sa­va­şım için­de bu­lu­nan Mus­ta­fa, iş yapmayan mız­mız tip­ler­den nef­ret eder ve bun­la­rın müca­de­le­mi­ze za­rar ve­ren kurt­lar ol­duğunu söy­le­ye­rek, uz­laş­ma­cı eği­lim­le­re kar­şı eleş­ti­rel dav­ra­nır­dı.

Mus­ta­fa te­orik-politik ola­rak çok ileri olmasa da, pra­tik­te ge­liş­miş­lik düze­yi itiba­rıy­la Ha­re­ke­tin bu alan­da­ki ek­sik­lik­le­ri­ni aş­ma­da ye­te­nek­li bir ko­num­day­dı. İde­olo­jik sağ­lam­lı­ğı, giz­li­li­ğe özen gös­ter­me­si ve ka­rar­lı­lı­ğı Mus­ta­fa’yı illegal ba­sım ve da­ğı­tım göre­vi­ni üst­len­me­ye it­ti. Bu göre­vi al­dı­ğın­da el­de faz­la bir şey ol­ma­ma­sı­na rağ­men, ek­sik­lik­le­ri tes­pit ede­rek, bun­la­rın te­mi­ni için he­men işe ko­yul­du. Her­şe­yi üst­ten bek­le­mek ve mer­ke­zin ola­nak­la­rı­na da­ya­na­rak iş­le­ri ko­lay­ca ha­llet­mek Mus­ta­fa yol­da­şı ra­hat­sız edi­yor­du. Ön­celik­le bir okul­dan tek­sir ma­ki­na­sı ve dak­ti­lo el­de edil­me­si ge­re­ki­yor­du. Kı­sa bir araş­tır­ma ile bir or­ta­okul­da tek­sir ve dak­ti­lo tes­piti yap­tı. Bu işe faz­la yol­da­şı bu­laş­tır­ma­ma kay­gu­suy­la ön ça­lışma ve pla­nı da ken­di­si yaptı.

So­rum­lu­su yol­da­şın ona­yı­nı ala­rak ya­nı­na sı­ra­dan bir dev­rim­ci­yi­ de ka­ta­rak ba­sım evi­nin te­mel ih­ti­ya­cı olan tek­sir ma­ki­na­sı ve dak­ti­lo­yu el­de et­ti. Hem de hiç bir olum­suz du­rum­la kar­şı­laş­ma­dan. İşi ha­let­ti­ğin ­de ço­cuk­lar gi­bi sevi­ni­yor ve bir an ön­ce bil­di­ri­le­rin çı­kar­tıl­ma­sı sa­bır­sız­lı­ğı için­de olu­yor­du. İşin ilk adı­mı ta­mam­lan­mış­tı ama ikin­ci adı­mın atıl­ma­sı ge­re­ki­yor­du. Ya­ni ba­sı­me­vi­nin sağ­lam bir ye­re ku­rul­ma­sı ge­re­ki­yor­du. Düş­ma­nın ba­sım evi­ne ko­lay­ca ulaş­ma­ma­sı için ge­re­ken ti­tiz­li­ği gös­te­ri­yor­du.

Ni­te­kim bu iş için uy­gun bir yer­de ge­ce­kon­du tut­tu ve al­tı­na ba­sı­me­vi yap­tı. Ba­sı­me­vi için ge­re­ken bütün mal­ze­me­le­ri içi­ne de­po ya­pa­rak sık sık mal­ze­me ge­tir­mek­ten do­la­yı dik­kat çek­me­si­ni ön­le­me­ye ça­lış­tı. Mus­ta­fa’nın kur­du­ğu bu ba­sım evi da­ha iyi ve güve­ni­lir bir yer bu­lu­na­ dek mat­baa gi­bi ça­lış­tı. Ve Mus­ta­fa’nın te­ri, her bil­di­ri ve bro­şür­le­re ka­rı­şa­rak, kit­le­le­re ulaş­tı.

Müca­de­le­nin sert­leş­me­si ve fa­şist sal­dı­rı­la­rın yo­ğun­laş­ma­sı saf­lar­da zayıf un­sur­la­rın ka­çı­şı­nı hız­lan­dır­dı. Bir dönem­ler man­gal­da kül bı­rak­ma­yan­lar, zo­ru gör­dük­le­rin­de yel­ken­ler in­di­re­rek tat­lı su­la­ra ken­di­le­ri­ni bı­ra­ka­rak, saf­la­rı terk et­ti­ler. Mus­ta­fa bu tat­lı su ba­lık­la­rı­nın dev­rim ge­mi­si­ni erkence ter­k et­me­le­ri­ni nef­ret­le kar­şı­la­dı. Saf­lar­dan ka­çı­şı gör­dü­ğün­den da­va­ya da­ha sı­kı­ca sa­rıl­ma­nın ve da­ha faz­la görev omuz­la­ma­nın öne­mi­ni de­rin­den kav­ra­dı. Onun ki­ta­bın­da zor­luk­lar­dan yıl­ma ve ül­ke­si­ni öz­gür­lüğe ka­vu­şa­cak dev­rim­den yan çiz­me di­ye bir şey yaz­maz­dı. Mus­ta­fa yol­daş, ör­gütüne verdi­ği söze ya­şa­mı­nın so­nu­na ka­dar sıkıca bağ­lı kal­dı. Ha­re­ke­ti­mi­zin ko­münist çiz­gi­si­nin ka­rar­lı ve ıs­rar­lı ta­kip­çi­si olan Mus­ta­fa 1980 12 Ey­lül fa­şist dar­be­sin­de so­ğuk kan­lı­lık­la kar­şı­la­yan ve iş­le­re da­ha sı­kı­ca sa­rı­lan müca­de­le­ci­li­ği onun ko­münist özel­lik­le­ri­nin ge­liş­kin­lik düze­yi­ni gös­te­ri­yor­du.

Ni­tekim 1981 yı­lın­da 1 Mayıs Mahallesinde te­sa­düfi bir ara­may­la kar­şı­laş­tı. Üze­rin­de­ki not­la­rı im­ha eder­ken jan­dar­ma ta­ra­fın­dan ya­ka­lan­dı. Üm­ra­ni­ye ka­ra­ko­lu­na götürül­dü ve jan­dar­ma­nın ifa­de­si­ne ve yo­ğun iş­ken­ce­le­re rağ­men hiç bir şey ka­bul et­me­di. Üm­ra­ni­ye Üs­küdar ka­ra­ko­lu 12 Ey­lül’den son­ra iş­ken­ce yu­va­sı­na dönüş­türül­müş­tü. Rast­ge­le yol­dan alı­nan in­san­la­ra bi­le kor­kunç iş­ken­ce­ler ya­pı­lı­yor­du. Mus­ta­fa yol­daş üze­rin­de bütün iş­ken­ce­ler de­nen­di. Ama o, ser ve­rip sır ver­me­me ge­le­ne­ği­ne bağ­lı ka­la­rak, önderi Kaypakkaya’nın geleneğine bağlı kalarak po­li­sin bütün id­di­ala­rı­nı red­det­ti.

Ümraniye karakolda yapılan vahşi ve yo­ğun iş­ken­ce­ler Mus­ta­fa’nın za­yıf  bün­ye­si­ni sarsmış­tı. Ama dev­rim­ci ira­de­si­ni as­la. O dev­ri­me, yol­daş­la­rı­na ve hal­kı­na ver­di­ği söze bağ­lı ka­la­rak, zor­lu iş­ken­ce ma­ra­to­nun­dan da al­nı­nın akıy­la çık­ma­sı­nı bil­di. Onun için bütün ya­ra iz­le­ri ge­çe­bi­lir­di, ama çö­zül­me­nin ge­ti­re­ce­ği derin ya­ra izi as­la.

Has­dal ve Sul­ta­nah­met zin­dan­la­rı Mus­ta­fa’yı baş­kal­dı­rı ve di­re­ni­şiy­le ta­nı­dı. 12 Ey­lül fa­şiz­mi­nin tüm tes­lim al­ma sal­dı­rı­la­rı­na, inan­cı ve bağ­lı­lı­ğıy­la kar­şı du­ran Mus­ta­fa yol­da­şın iç or­gan­la­rın­da ağır tah­ri­bat­lar ya­rat­mış­tı. Ha­ya­la­rı­na ve­ri­len yoğun elek­trik so­nu­cu tes­tis­le­ri ku­ru­ma ya­pa­rak, iç or­gan­la­rı­nı par­ça­la­mış­tı. Bir yıl­lık süre­nin ar­dın­dan Mus­ta­fa yol­da­şın has­ta­lı­ğı Sul­ta­nah­met ce­za­evin­de açı­ğa çık­tı. Fa­şist yöne­ti­ci­le­rin bas­kı ve bi­linçli tu­tum­la­rı ne­de­niy­le Mus­ta­fa yol­daş uzun bir süre has­ta­ne­ye götürül­me­di. Has­ta­lık hız­la iler­le­di ve kan­ser ol­du­ğu açı­ğa çık­tı. Bütün bun­la­rı bil­me­si­ne kar­şın yi­ne de Mus­ta­fa coşku do­luy­du. Dev­ri­me da­ha faz­la hiz­met ede­ce­ği bir du­rum­da yol­daş­la­rı­nı bı­rakıp git­me­si­ni ka­bul­le­ne­mi­yor­du

Faşist diktatörlüğün zindanları teslim alma saldırılarının yoğunlaştığı koşullarda, Mustafa Tunç yoldaşı hastaneye götürmeyerek ölüme terk edenler Sultanahmet cezaevi yönetimiydi. Son günlerde hastalığı ağırlaştığından sabahlara kadar uyuyamıyordu.

Dışarıya yoldaşlarının çabasıyla çıkarılıyordu. Bütün bunlara rağmen faşist idare Mustafa’yı hastaneye göndermemekteydi. Özgürlük tutsakları duruma sesli olarak müdahale ederek, Mustafa yoldaşın hastaneye sevkini gerçekleştirdiler. Mustafa yoldaş hastaneye giderken hastalığı ilerlemişti.

Buna rağmen son kez yoldaşlarından ayrılmanın burukluğuyla üzüldü ve biliyordu ki bu, yoldaşlarıyla son birlikteliğiydi.

Nitekim proletaryanın bu yiğit savaşçısı ve direnişçisi Haydarpaşa hastanesinde tedavi altına alındığında artık yapılacak birşey kalmamıştı. Mustafa yoldaş kanser hastalığının bütün ağırlığına ve vücudunun direncini adım adım kırmasına ancak 8 Temmuz 1982’ye kadar dayandı ve  devrime bağlılığı özgürlük tutkusuna olan inancıyla şehitler ordusuna katıldı.

Katledilmesinin 36.yılında Mustafa Tunç yoldaşın anısı devrim ve sosyalizm yürüyüşünde daima yaşayacaktır.

HALKIN BİRLİĞİ

Mütevaziliğin ve İlkeli Duruşun Adı  MÜNİR DIŞKAYA YOLDAŞ..!

  Devrim ve sosyalizm şehitlerinden öğrenmek ve  onların erdemleriyle donanmak , hem şehilerimizin ideallerini bayraklaştırmka …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle