Anasayfa / Analiz-Polemik /  İSTANBUL YEREL SEÇİMLERİNDE HEDEF FAŞİST CUMHUR İTTİFAKININ YENİLMESİ OLMALIDIR..!

 İSTANBUL YEREL SEÇİMLERİNDE HEDEF FAŞİST CUMHUR İTTİFAKININ YENİLMESİ OLMALIDIR..!

Hatırlanacağı, üzere Benito Mussolini, Hitler, Franco, Salazar vb. faşistleri seçimle işbaşına gelmişlerdi. Neki faşist diktatörler özelikle dinci faşist iktidarlar asla seçimle gitmemişlerdir. 
Bunu çok uzağa gitmeden Türkiye gerçekliğinde görmek mümkündür. Dinci faşist AKP iktidarı 2015 Haziran’ın ağır bir hezimetle seçimleri kaybetmişti. Devletin tüm olanaklarını seferber edip  provokasyonu devreye sokarak,  kirli savaşı pratiğe sürerek  yeniden seçim kararıyla halkın iradesini boşa düşürmüştü. 31 Mart seçim sonuçları ve büyük kentlerin kaybedilmesinin ardından, CHP ve HDP’nin bir çok büyük kenti kazanması, AKP-MHP faşist Cumhur ittifakını, “beka sorunu” yalanıyla yerel seçim sonuçlarını kabul etmeme ve provokasyon yaratarak özellikle İstanbul seçimleri iptal ettirmenin telaşına düşmüştü. Çünkü Erdoğan ve Bahçeli faşist kliği için İstanbul demek Türkiye demekti. Bir yerde İstanbul’u kaybetmek Türkiye’yi kaybetmek anlamına geliyordu. Yani Erdoğan ve Bahçeli için İstanbul’da yerel iktidarı kazanmak varlık-yokluk sorunu niteliğindeydi. 20 milyona yakın Türkiye’nin en büyük sanayi kenti olan İstanbul 25.yıllık AKP iktidarının ardından el değiştirmesi AKP’nin somutta iniş geçtiği ve kitlelerin AKP’de kopuşu hızlandırdığı anlamına geliyordu. Devlet gücünü arkasına alan AKP-MHP faşizmi her türlü engelleme yaparak sandıkta kaybettiklerini sandık dışında yeniden kazanmaya çalışıyorlar. Kitleler sokağa çıkıp Saray faşizminin dayatmasının karşısında durmadan, faşizmin dayatmalarından vazgeçmesi düşünülemez. 
Geriye dönüp baktığımızda AKP faşizmi en büyük paniği 7 Haziran 2015 seçimlerinde yaşamıştı “devletin derinlikleri”.
Yüzde 10 barajını aşmış, parlamentoya üçüncü büyük parti olarak girmiş HDP en büyük korkuları olmuştu. “Yarın yüzde 20’lere çıkar, iktidara ortak olur, hele Milli Güvenlik Kurulu’na girerlerse felaket olur” diye dillendiriyorlardı yaşadıkları korkuyu.
Parlamentoda çoğunluğu yitiren AKP’ye karşı kurulacak koalisyona kapılarını tümüyle kapatarak ilk desteğini vermişti Bahçeli’nin MHP’si.
15 Temmuz 2016 başarısız darbenin ardında Erdoğan MHP’yi de yanına alarak, Türk İslam sentezine uygun olarak devletin yukarından aşağıya yeniden inşasına girişti.  Hükümet olan ama iktidar olmayı başaramayan Erdoğan’ın AKP’si darbeyi bahane yaparak, karşı sivil darbeyle; bir ucunda çözüm sürecinden çoktan vazgeçmiş AKP, diğer tarafında MHP ve devletin karanlık uzantıları yeni bir oluşum peşindeydi.
İlk adım, bölgede ara verilen çatışmalı süreci yeniden başlatılarak atıldı.
Türkiye, AKP’nin tekrar iktidara gelmesi için “yeniden seçime” gidiyordu; Kürt kentlerinde başlayan kirli savaşla, meydanlarda patlayan bombalarla, insanların makinalı tüfeklerle, bombalarla sokaklarda-mahzenlerde hunharca katledildiği  büyük bir kan gölüyle.
Sınır ötesi bombardımanlara başlamanın bahanesi olarak gösterilmişti Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi. Tüm sanıkların berat ettiğini unutmayalım. Kirli Savaşı başlatma bahanesi olarak gösterilen iki polisin katledilmesi bugün hâlâ “faili meçhul” olarak duruyor orta yerde.
15 Temmuz’daki başarısız darbe girişimini de fırsat bilerek, AKP’nin içinde bulunduğu FETO’cuların yerine “devlet ittifakı”na faşist kafatasçı MHP de eklemlendi.
Devlet Bahçeli’nin partisi tüm gücüyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne destek verdi..
Böylece bir yandan şeflik rejimi kurulacak ama diğer yandan Kürtler için artık engel teşkil etmeyen yüzde 10 seçim barajı fiilen yüzde 50’ye çıkartılacaktı.
Şaibeli bir seçim süreciyle, YSK’nın aldığı yasa dışı kararlarla 16 Nisan referandumunda yüzde 50’nin biraz üzerinde “Evet” oyu aldı bu sistem.
24 Haziran seçimlerinde de rakibi Muharrem İnce’nin ifadesiyle “adam kazandı”.
Yaklaşık 10 aydır uygulanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, 31 Mart seçimlerinde alınan sonuçlarla çok net olarak ortaya çıkmıştır ki, Türkiye bu sistemi taşıyamadı.
Bugün egemen sınıf klikleri arasında yaşanan krizin  en büyük sorumlularının başında şeflik rejimi gelmektedir.
31 Mart seçimlerinde ortaya çıkan sonuçlarla daha bir yılını bile doldurmamış olan  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin meşruiyetini tartışma gündemine gelmiştir.
Bunu Erdoğan’ın akıl hocası ve  rejimin ortağı MHP Lideri Devlet Bahçeli söylüyor.
31 Mart seçimleri yaklaşırken Cumhur İttifakı’nın iki lideri Erdoğan ve Bahçeli “herkes kendi yoluna” diye restleşmişti 2018’in Ekim ayında.
İşte o sürecin yaşandığı günlerde, 13 Ekim 2018’de Bahçeli çıkıp bu sistemin meşruluğunu hangi noktada yitireceğini gayet net biçimde söylemişti:
“Yerel seçimlerde alınacak sonuç, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin oturması ve yürümesi açısından çok önemli. Alınacak kötü sonuç her şeyi tersyüz edebilir. Özellikle üç büyük şehir çok önemli. Buralarda HDP, CHP ve diğer partiler destek verip yerel yönetimler kazanabilir. Bu olduğu takdirde daha o gece ‘bu sistemin meşruiyeti’ni tartışmaya açarlar. Bu da içinde bulunduğumuz şu geçiş döneminin altüst olması demektir. (…) Bu seçimde Güneydoğu’da alınacak oylar çok önemli. Orada 101 belediyeye kayyım atandı. Şimdi o parti oralarda yine kazanırsa bu çok kötü olur. Çıkarlar, bunu plebisit gibi sunarlar.”
Aslında 31 Mart seçimlerinde Bahçeli’nin yazdığı “kötü senaryo” tümüyle gerçekleşti. AKP İzmir’i kazanamadı, üstüne üstlük İstanbul’u ve Ankara’yı kaybetti. Muhalefet ayrıca Mersin, Adana, Antalya gibi büyük kentleri kazandı.
Tüm faşist baskıya, tehditlere, tutuklama terörüne, seçmen kaydırmaları, YSK darbesine rağmen HDP, kayyım atanan belediyelerin büyük bölümünü kazandı.
Yüzde 10 barajı yetersiz görülerek önlerine yüzde 50 barajı çıkartılan Kürt seçmenler ve HDP bileşenleri Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin meşruluğunu tartıştıracak düzeyde bir oy vererek, yine  Millet İttifakı’na destek sunarak bu uyduruk sistemin teşhir edilmesine katkı sundu.
Seçim süreci boyunca kendine karşı olan bütün muhalefeti; CHP’sinden İYİ Parti’sine, Saadet’ine kadar herkesi PKK’li ve “FETÖ”cü ilan eden; toplumu birbirine karşı düşmanlaştıran, muhaliflerini düşman, seçimi savaş olarak algılayan, kendisine oy vermeyecek herkesi “vatan haini” ilan eden faşist Cumhur İttifakı tüm halka savaş açmıştır. Öyle bir noktaya gelindi ki, Türkiye’nin en büyük kentine İstanbul belediye başkanı seçilen CHP’li İmamoğlu’nun kazandığı seçim masa başı sahte gerekçeler üreticilere, YSK devreye sokularak iptal ettirildi. 20 milyona yakın halkların yaşadığı bu koca kentin belediye başkalığını kaybetmemek için devlet olanakları, yandaş medyanın yanında tüm cemaatler devreye sokularak, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere içişleri bakanının da savunma bakanına kadar tüm devlet güçleri harekete geçirilerek İstanbul halkın iradesi çalındı.
  Yerel seçim yenilgisini kabul etmede hazımsızlık yaşayan ve ayak direyen Erdoğan-Bahçeli kliği, İstanbul seçimlerini iptal ettirmek için her yolu devreye soktular. Bir yandan kendi yasalarını yok sayarak YSK eliyle adım adım İstanbul seçimleri iptal etmenin yolunu döşerken, öte yandan Muhalefetin sindirmek ve gözünü korkutmak için Ankara’nın Çubuk kentinde asker cenazesinde hem de devlet erkanın gözünün önünde faşist şeriatçılarca  Kılıçdaroğlu linç edilmeye kalkışıldı. Linçte canını zor kurtaran Kılıçtaroğluna, Erdoğan ve Bahçeli, “ne iş yaptın da sana yumruk attılar” diyerek linç saldırısının arkasında olduklarını ortaya koydular. Ancak olaydan bir gün sonra iki sosyal medya mesajı atarak bu korkunç olayı geçiştirmeye çalışıyor.
Cezaevlerinin durumunu, açlık grevlerini, ekonomik çöküntüyü, yaşanan krizi damadının okuduğu yarım sömestrlik ekonomi dersiyle atlatacağına inanan Erdoğan bu yeni getirilen ve her tarafı işlemez hale gelmiş olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin başında.
Devletin tüm kurumlarını, neredeyse bütün medyasını ele geçirmiş Hitler vari tek adam rejimi olmasına rağmen, yine de gelinen durumda R Erdoğan-Bahçeli kliği  ülkeyi yönetmede zorlanır  hale düşmüşlerdir.
Aynen Bahçeli’nin dediği koşullar oluşmuş ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin meşruiyeti tartışmalı hale gelmiştir. Erdoğan-Bahçeli kliği İstanbul yerel seçimlerini kazanarak sarsılmış olan iktidarını ve kaybetmiş olduğu moral motiveyi yeniden canlandırmak ve şeflik rejiminin yoluna devam etmesini istiyor.
  Mevcut durum 31 Mart öncesinden farklı bir politik düzeye evrilmiştir. Bir tarafta şeflik rejimini yerellerde pekiştirme ve sarsılan iktidarını yoluna koymak ve buradan alacağı güçle  muhalefete yönelik  faşist baskı, zulüm ve tutuklama terörünü artırarak sürdüreceği ayan beyan ortada duran, eşitlik, demokrasi ve özgürlük kısacası halk düşmanı, başını Erdoğan-Bahçeli faşist kliğinin çektiği bütün faşist dinci parti ve cemaatlerin birleştiği devlet iktidarını elinde tutan Cumhur İttifakı,  öte yandan fiili olarak, bu faşist dinci halk düşmanı devlet iktidarını darbelemeyi, eşitlik demokrasi ve özgürlük savaşımının olanaklarının genişlemesi, korku duvarlarının darbelenmesi, emekçilerin kendi güçlerinin ayırdına varmasını sağlayacak, işçi ve emekçi yığınları politik savaşıma çekecek olan, moral motive sağlayacak olan ,kişi ve program olarak tasvip etmesek, içimiz burukluk içinde olmuş olsa da  CHP adayı  İmamoğlu’nun kazanması çabası içinde olmak gerekiyor.
  Burada temel sorun devlet iktidarı kimin elinde tuttuğudur. Devrimci savaşımın özü iktidarı alma ve emekçilerin devrimci iktidarını kurma hedefli olduğuna göre, faşist diktatörlüğün darbelenmesi devrimci savaşımımızn odağında duracaktır. Yığınların bırakalım parlamento yada seçimlerde umudunu kestiğini, tersini örgütsüz ve dağınık, kendi hak ve özgürlüklerine sahip çıkmada çok gerilerde seyrettiği, burjuva düzen partilerinin kolayca yığınları maniple ettiği ve  burjuva seçimlerin artık yığınların büyük çoğunluğunca işe yaramaz hale gelmediği aksine yığınların ezici çoğunluğunun seçimlerde çare aradığı ortamda seçimleri boykot etmek yada sandığa gidip boş oy kullanmak verili koşullarda devrimci halk hareketinin önündeki barikatların yıkılmasına yardımcı olmayacaktır.
 Çünkü mevcut politik gerçeklik yığınların faşizm ve sermayeye yönelik grev, kitle gösterileri, yasadığı eylemlerin gelişip güçlendiği devrimci yükseliş içinde geçilmediğini, aksine yığın hareketinde içe kapanıklık ve durgunluğun sürdüğü ortada duran bir olgudur. Buradan hareket ettiğimizde, devrimci ve demokratik halk hareketinin önünde son üç yıldır sınır tanımaz faşist baskı, yasak ve terörle kitle hareketinin önünü alan ve korku duvarlarını büyüterek, hak arama ve örgütlenme bilincini, “hainlik, devlet düşmanlığı, beka sorunu” olarak hedefe oturtan, gözaltı ve tutuklama terörüyle toplumu dipten doruğa terörize eden AKP-MHP faşist diktatörlüğünün kuşatmasının yarılması, başta devrimci-sosyalist ve Kürt ulusal güçlerinin aynı kulvarda bulaşarak pratikte demokratik güç birliğinin sağlanması ve ortak düşmana karşı birlikte hareket edilmesi gerekiyor.
Kuşku yok ki AKP-MHP faşist diktatörlüğünün kuşatmasına ve şeflik rejiminin pekiştirilmesine karşı çıkıp mücadele eden güçlerin pratikte aynı kulvarda buluşmaları, bunların aynı amaç ve hedefler doğrultusunda hareket ettiklerini göstermez. AKP-MHP faşist diktatörlüğüne karşı mücadelelerinde devrimci ve sosyalistlerin amaç ve hedefleri ile CHP-İYİ Parti-SP vb. gibi parti ve örgütlerin amaç ve hedefleri farklıdır. Devrimci ve sosyalistler AKP-MHP faşizme karşı mücadeleyi iktidarın yıkılması ve emekçilerin devrimci iktidarının işbaşına gelmesine bağlarken, CHP-İyi Parti-SP vb. gibi burjuva düzen partileri devletin kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn edilmesini amaçlamaktadır. Haliyle devrimci ve sosyalistler, burjuva düzen partileri arasındaki egemenlik savaşımını -elbette bu güçlerin yedeğine düşmeden- kendi devrimci programımız ve bağımsız politik duruşu yani devrimi iktidar perspektifini unutmadan, derinleştiren bir hatta yürümeliyiz.
  AKP-MHP faşist şeflik rejiminin darbelenmesi ve gedikler açılması her bakımdan devrimci halk hareketinin manevra yapması ve başını yukarıya kaldırıp ileri doğru yürümesin de önemli katkı sağlayacak ve yenilgi psikozunu aşarak, kendi gücüne olan inancı güçlendirecek, devrimci hareketin moral-motive kazanmasına güç katacaktır.  Aynı zamanda devrimci ve sosyalist hareketin eleştirileriyle birlikte zorunlu olarak fiilliyatta CHP adayı İmamoğlunu desteklemesi, CHP ve Millet ittifakının programını desteklemek anlamına gelmeyeceğini unutmamak gerekiyor.
 Tüm demagoji ve çarpıtmalar geçit vermemek için emekçilerin demokrasi ve özgürlük istemlerinin hangi ortamda bayraklaştırılacağı ve hangi ortamlarda işçi ve emekçi yığınların örgütlü savaşımına alan açılacağının ve ileriye hamle yapmanın yolunun döşeneceğinin doğru olarak algılanması gerekiyor.
 AKP-MHP faşist Cumhur ittifakının İstanbul seçimlerini yeniden alması, faşist şeflik rejiminin yoluna devam etmesi ve emekçilerin moral motivesinin kaybedilmesi ve haliyle kendi öz-gücüne güven kaybına neden olacağını akıldan çıkarmamak lazım. Mevcut halde 25.yıldan bu yana İstanbul belediyesi her bakımdan devrim ve sosyalizm mücadelesine, işçilerin sendikal örgütlenmesine karşı duruşuyla, faşist şeriatçı çetelerin örgütlenmesi bakımından, 60 bin militan’a bankamatik aylığı bağlanarak, tüm Cemaatler’e ve dini gerici kurumlara milyarlarca para akıtılıp ve emlak desteği sağlanarak faşist dinci gericiliğin merkezlerinden olmuştur. Sırf bu bakımdan bile olsa, İstanbul yerel seçimleri faşist Cumhur ittifakının kaybetmesi gerekiyor.
Elbette CHP adayı İmamoğlu’nun İstanbul belediyesini kazanması halkçı belediyeciliğin uygulanacağı, talan ve rantın sona ereceği anlamına gelmiyor. Neki yenilmez addedilen AKP-MHP faşist diktatörlüğünde gedik açılması ve buradan emekçi yığın eylemlerinin gelişip ileri taşınarak gediği büyütüp demokrasi, eşitlik ve özgürlük savaşımının ileri taşınması yanında, devrimci hareketin toparlanmasına daha güçlü zemin yaratması hiçte güç olmayacaktır.
23 Haziranda İstanbul belediye başkanlığı seçiminde devleti arkasına almış, halka faşist baskı ve zulmü reva gören, sandıkla geldik ama sandıkla gitmeyiz diyerek ayak direyen faşist şeflik rejimini pekiştirmeyi hedefleyen  AKP-MHP’nin başını çektiği faşist dinci Cumhur ittifakına oy vermeyip hesap sormak, AKP-MHP faşist ittifakını parçalamak için, ehveni şer yaklaşımı içinde herşey güzel olacak hayaline kapılmadan, Millet İttifakına yönelik eleştirilerimizi sıcak tutarak, seçimlerin emekçiler için çare olmadığını unutmadan, yüreğimize taş basarak, bağımsız devrimci duruşumuzu bayraklaştırarak, faşist Cumhur ittifakının darbelenmesi için emekçi yığınları savaşıma seferber etmeliyiz.

HALKIN BİRLİĞİ

Cumhur İttifakı’nda 3 milyondan fazla fire: AKP 61 ilde oy kaybetti..!

Cumhur İttifakı 24 Haziran’dan bu yana geçen 10 ay içerisinde 3 milyon 257 bin 487 …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle