Anasayfa / Analiz-Polemik / KDHC İncelemesi : Ne Olacak Bu Kuzey Kore’nin Hali?

KDHC İncelemesi : Ne Olacak Bu Kuzey Kore’nin Hali?

Kuzey Kore nükleer savaş başlatacak mı, başlatmayacak mı? Amerika’yı bombalayacak mı bombalamayacak mı? Nükleer araştırmalara son verecek mi, vermeyecek mi? Askeri diktatörlük mü, Sosyalizm mi? Kim Jong eniştesini köpeklere yedirdi mi, yedirmedi mi? Kim Jong’un babaannesinin heykeli dikildi mi, dikilmedi mi? Kore halkı yoksul mu, değil mi?
Kuzey Kore’nin tabir-i caizse, ‘kapalı kutu’ konumundan ötürü aklımıza gelen yüzlerce soruya şeffaf olarak cevap veremiyor oluşumuz gerçekten sıkıcı bir durum. Bu yüzden burjuva basında yazılan haberlere itibar etmek çokta sağlıklı bir çözüm gibi durmuyor. Açık olan bir şey var ki, Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti üzerinde Amerika’nın ve Amerikan basının öncülüğünü yaptığı bir kara propaganda mevcut. Bu kara propaganda yeni olan bir şey değil. Kökleri Soğuk Savaş dönemine kadar dayanan uzun, eski ve köklü bir süreç. Kuzey Kore’nin ABD’ye karşı olan tutumunu anlamak için öncelikle Kore Savaşını, Kuzey Kore tarihini, Dünya ve ABD emperyalist sistemini iyi okumak gerekiyor. Bunun için, konuya hâkim olabilmek için Kore tarihine giriş yapmamız gerekiyor. İyi Okumalar.
Korelilerin Tarihi ve Kökenleri
Eski Korelilerin kökleri yaklaşık 10.000 – 15.000 yıl öncesine dayanıyor. Neolitik çağda, Bronz Devri boyunca Kore ırkının temeli oluşturulmuştu. Eski Koreliler, Mançurya (Kuzey Çin) ve Moğolistan’dan göç eden göçebe kavimlerden oluşmaktaydı. Bugünkü modern Korelilerin ataları işte bunlardır.
M.S 1.yüzyıla gelindiğinde Koreliler Üç Krallık Dönemi’ne geçiş yaptılar. Bu dönemde yerli Koreliler, Krallıklar halinde bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlardı. Baekche, Goguryeo ve Silla Krallıkları kurulmuş ve Çinli kolonilerin yerini almışlardı. Aynı şekilde bu üç krallıktan başka altı kabile güney bölgesinde Japonlarla gevşek ilişkiler kurmuşlardı. Üç krallık bu süreç içerisinde birbirleriyle rekabet içinde olup, avantaja ulaşma amacındaydılar. Bu nedenle Çin’e imkânlar oluşturmuş ve sıkı ilişkiler içerisine girmişlerdir. Üç Kore Krallığının ayrılığı 668 yılında son bulacak, tek çatı ve krallık altında birleşerek tek ulus devleti kuracaklardır. Bununla beraber Çin’i de Kore yarım adasından kovabileceklerdir. Birleşmesinin en temel özelliği ise, ‘Koreli’ ulus kimliğini oluşturmaları ve kendi kültürlerini yaratmaları olmuştur. Bunun yanında Çin’i yarım adadan kovmalarından sonra Çin’den kalan Siyaset Enstitülerine de sahip olmuşlardır ve sanat ve bilimde önemli gelişmeler kaydetmişlerdir.
889 yılına gelindiğinde ülkede isyanlar ve halk ayaklanmaları başlar. Akabinde bir dağılma sürecine giren Kore, 935 yılında Wang Kon adında bir general çevresinde iki devlet birleşmeyi başarmış, yeni kurulan devletin adını Goryeo koymuştur. Ülkenin ismi Goguryeo’nun kısaltması olup, ‘Kore’ isminin atası olmuştur. Sanat ve derin bilgelik üzerine merkezileşmiş devlet yapısı, Çin modeli bir devlet yapısı şeklinde gelişse de Kore’ye özgü sınıfsal yapı değişmedi. Soylular arası düşmanlık ve Moğollar’ın saldırıları devleti zayıflattı. Nihayet Moğollar yarım adanın kuzeyini işgal ederek Koryo Hanedanını desteklediler.
1392 yılında Goryeo Generali Yi Song-gye güç kazanarak Çin’le birlik oluşturdu. Meydana gelen Chosun Hanedanlığı beş asırdan fazla devam etti ve Konfiçyuzmu o kadar çok benimsedi ki Çin’den daha fazla Konfüçyen bir toplum haline geldi. Entelektüel alandaki gelişmeler ve başarılar devam etti. 1592 yılındaki Japon ve 1627 ila 1636 yılları arasındaki Mançurya saldırıları püskürtülse de savaş ülkenin dar görüşlü güç merkezi, Kore’nin ekonomisini epeyce yaraladı. [1]
1894-95 Çin’i ve 1905 yılında Rusya’yı yenilgiye uğratan Japon İmparatorluğu, 1910 yılında Kore’yi ele geçirerek sömürgeye bağladı. Kolonileştirilen Kore, 35 yıl boyunca, bağımsızlığını kazanana kadar, Japon sermayesi ve çeşitli sermayedarlara hammadde ve üretim merkezi olacaktır. Elde olan verilere bakıldığında bugün Kuzey Kore’nin toprak altı zenginliklerinin toplam değerinin 6 trilyon dolardan fazla olduğu tahmin ediliyor. Kuzey Kore; altın, demir, çinko, bakır, demir ve az sayıda bulunan toprak metallerine sahip. Bu kaynaklar göz önüne alındığında Kore’nin Kuzey kesimi sermayedarlar ve emperyalistler için paha biçilemez bir bölge konumunda. 35 yıllık Japon sömürü dönemi boyunca Kore halkının dilini kullanma özgürlüğünden elinden alınmış, madenlerde, fabrikalarda ve tarlalarda normalin çok üzerinde çalışma süresinde ve kötü şartlar altında çalıştırılmış, Japon İmparatorluğunun askeriyesinde en önde gönülsüz olmalarına rağmen görevlendirilerek Japon Ordusunun savaş ve misillemelerinde taşeronluk görevini yapmıştır. Tüm bunlar olup biterken bunun dışında 1910 yılından da önce Faşist Japon İmparatorluğu ve Amerika Birleşik Devletleri bir savaş içerisindeydi. Bu savaş Pearl Harbor’un Japonya tarafından bombalanmasıyla en üst seviyeye çıkmıştır. İkinci dünya savaşının Pasifik Kanadının en dikkat çeken anı ise kuşkusuz Japonya – ABD savaşıdır. Pasifik savaşından en büyük zararı yine Kore halkı görmüştür. Savaşın temel prensibi ise; Kore yarım adası ve pasifik bölgesinde ekonomik ve siyasi hâkimiyet kurmaktı. ABD’nin Tokyo’nun teslim olmasından sonra Kore yarım adasını da içine alan, eski Japon sömürgelerinin kontrolünü ele geçirme planı, 1945 yılına gelindiğinde gerilla lideri Kim il-sung tarafından bozulacaktı.
Kore’nin Bölünmesi
Kore yarımadasını 38. paralel boyunca ikiye bölenler Koreliler değildi. Bunu yapan Amerikalılardı. Sovyetler’in Kore yarımadasının kuzeyine beklenenden iki gün önce girmelerinin ardından, 10 Ağustos 1945’te iki Amerikan subayı Dean Rusk ve Charles Bonesteel’a Kore’yi iki ayrı işgal bölgesine bölmeleri emredildi: Biri ABD’ye, diğeri ise Sovyetlere. Amerikalılar 38. paraleli ara hattı olarak seçtiler. Japonya’nın teslim olmasından hemen birkaç hafta sonra, Koreliler için Korelilerce oluşturulan başkenti Seoul’de olan bir hükümet kuruldu. İsmi Kore Halk Cumhuriyeti olan bu devletin arka planında Kore’nin Bağımsızlığı Hazırlıkları Komitesi ve taşradaki halk komiteleri bulunuyordu. Demokrasinin savunucusu olduğunu iddia etmesine rağmen, ABD bu hükümeti tanımayı reddetti ve aktif bir şekilde baskı altında tutmaya çalıştı. ABD’nin bakış açışına göre Kore Halk Cumhuriyeti iki sebepten ötürü kabul edilemezdi: (a) ABD’ye karşı sorumlu değildi (b) niteliğinde komünizmin etkisi aşikârdı.
Yeni kurulan yerli hükümetin gelişimine izin vermektense, ABD 1943 yılında kurguladığı planını uygulamaya soktu: Amerikan askeri işgal rejimi. 1948’e kadar varlığını sürdüren bu rejime yerel halk çok büyük oranda karşıydı. Halk yabancı işgalinden bıkmış ve Kore içişlerine müdahaleden vazgeçmeye niyeti olmayan güneydeki işgalci güç tarafından yapay bir şekilde ikiye ayrılmış bir ülke yerine bağımsız ve birleşik bir Kore istiyordu.
Kim’in Önderliğinde Gerilla Hareketi
“Kayda değer bir gerilla hareketliliğinin eşlik ettiği geniş çaplı bir isyan takip etti tüm bu olanları. 1948’e gelindiğinde iç kesimlerdeki birçok köy halk tarafından büyük oranda desteklenen gerillalar tarafından kontrol ediliyordu. 1948 Ekiminde gerillalar Yosu kentini özgürleştirdi ve böylelikle isyan diğer kentlere de sıçramış oldu. Halk komiteleri yeniden kuruldu, Kuzey Kore bayrakları yükseltildi ve kuzeye bağlılık yeminleri edildi. İsyancıların gazetelerinden biri toprağın yeniden dağıtımı, Japon işbirlikçilerinin memuriyetlerinden alınması ve birleşik bir Kore çağrısı yapıyordu. ABD askeri hükümeti sol örgütlenmelere üyeliğe sözde izin veriyordu, ancak polis isyancıları ve solcuları hain olarak görüyor ve onları en iyi ihtimalle tutukluyor ya da kurşuna diziyordu.
1948 yılı içerisinde kuzeye ve komünizme sempatiyle bakan yaklaşık 200.000 Koreli, Ulusal Güvenlik Kanunu’nun gaddar hükümleri uyarınca yakalandı. 1949 yılına gelindiğinde 30.000 kadar komünist hapishanelerdeydi ve 70.000 kadarı da toplama kamplarına tıkılmıştı edebi kelam uyarınca bunlara rehberlik kampları adı veriliyordu. Solculara uygulanan baskı düşünüldüğünde, yarımadanın güneyi 20’lerin İtalya’sını ve 30’ların Almanya’sını hatırlatıyordu benzerlik her geçen gün büyüyordu. İsyana yönelik sıkı tedbirler ABD tarafından organize ediliyordu. Güney Kore askeri birimlerinin resmi kontrolünü ABD o zaman için bırakmış dahi olsa, gizli bir anlaşma uyarınca askeri birliklerin komutası hala ABD’nin elindeydi. Bugün bile Kore Cumhuriyeti ordusu bir savaş durumunda ABD ile hareket etmek durumundadır. Japon istilasına destek vermiş toprak sahibi azınlık ile nüfusun büyük bölümünü oluşturan yoksul köylülerden oluşan Kore ciddi bir şekilde sınıflara bölünmüş bir toplumdu.
ABD bölgeye toplumun çoğunluğunu karşısına alarak, toprak sahibi azınlığın çıkarlarını sürdürmek adına müdahale etmişti. 1948 tarihli CİA raporuna göre Güney Kore, taban tarafından desteklenen ve Japonlara direnişlerinden ötürü büyük saygınlık kazanan komünistlerce kurulan halk komitelerinin kuruluşuyla kendisini ifade eden bağımsızlık hareketi ile Japonlarla işbirliğine gitmiş, ülkenin zenginliklerini tekeline almış ve ABD tarafından desteklenen sağ bir azınlık arasındaki çatışmanın ürünü olarak ikiye bölünmüş durumdaydı. Sağ kanatın herhangi bir popülerliğinin bulunmamasından ötürü, bu grubun temsilcilerini seçimlerde öne sürmek imkânsızdı. Bu sebeple ABD, ülkede uzun süredir bulunmamalarından ötürü işbirlikçilik lekesini üzerinde taşımayan ve komünist fikirlere uzak sürgünlere yüzünü döndü. En sonunda ateşli bir antikomünist olan Syngman Rhee iktidara getirildi. 40 yıl boyunca ABD’de yaşamış Rhee, burada Princeton Üniversitesi’nden doktora derecesi elde etmiş ve bir Amerikalı kadınla evlenmiş biriydi. Bu bağlamda, 30’lu yıllardan bu yana Japonlara karşı direnişin öncüsü olan Kuzey Kore’nin kurucusu Kim İl-sung’la taban tabana zıt biriydi. Cuming’e göre, Güney Kore neredeyse 40 yıldır Kim ve arkadaşlarının 30’lardan itibaren on yılı aşkın bir zaman boyunca savaştıkları Japon efendilere hizmet etmiş askeri görevliler ve bürokratlarca yönetiliyor.
Büyük gerilla lideri Kim, Kore’nin dış bir güce direnişteki yetersizliklerine aldırmadı. Japonlar onu son derece yetenekli ve tehlikeli bir gerilla lideri olarak görüyordu, hatta onu yakalamak için özel bir anti-Kim siyan birimi dahi kurmuşlardı. Gerillalar Kore yarımadasının Korelilere ait olduğu şiarıyla hareket eden bağımsız bir güçtü, ne Sovyetler ne de Çin tarafından kontrol ediliyorlardı.
Japonların isyan karşıtı güçlerden kurtulmak için sık sık Sovyet topraklarına girseler de, Sovyetlerden büyük bir destek aldıkları söylenemezdi. Bölgede askeri bir hükümet kuran ve halk komitelerini baskı altında tutan Amerikalıların aksine Sovyetler, kendi işgal bölgelerinde daha adil bir yönetim sergiliyor, milliyetçilerden ve komünistlerden oluşan direniş koalisyonunun yaptıklarına ses etmiyordu. Böylelikle beş ay içerisinde halk komitelerine dayanan ilk merkezi hükümet kurulmuş oldu. Söylenenin aksine, Kim Sovyetlerin özellikle seçtiği ve başa geçirdiği biri değildi. Gerilla lideri olarak geçirdiği yılların ve ulusal özgürlüğe bağlılığının sonucu olarak büyük bir saygınlığı vardı ve arkasındaki destek büyüktü. Aslında Sovyetler hiçbir zaman ona güvenmedi. İşgalin başlangıcından bu yana 8 ay dahi geçmemişti ki, toprak reformu programı uygulanmaya başlandı herhangi bir tazminat olmaksızın toprak ağalarının topraklarına el konuldu ve bu insanlara güneye göç etme veyahut diğer köylüler gibi eşit büyüklükteki tarlalarda çalışma seçeneklerinden birini tercih etme şansı tanındı.
Bir yıl geçtiğinde, Kim’in İşçi Partisi ülkedeki en büyük siyasal güç haline gelmişti. Japonlardan kalan büyük sanayi işletmeleri kamulaştırıldı, Japon işbirlikçilerinin memuriyetliklerine son verildi. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Kore Cumhuriyeti’nin kuruluşunun üç hafta sonrasında, 9 Eylül 1948 tarihinde ilan edildi ve aynı yılın sonunda Sovyet birlikleri ülkeden çekildi. Bir karşılaştırma yapılacak olursa, 1945 yılından bu yana kimi zaman danışman sıfatıyla kimi zaman da askeri birlikler formunda ABD ordusu bölgededir. Bugün bile 30.000 ABD askeri Kore toprakları üzerindedir.” [2]
“Gerilla önderi Kim önderliğinde yürütülen etkili anti-emperyalist mücadele ve Kore İşçi Partisi çatısı altında örgütlenen halk kitlelerinin ‘Bağımsız Birleşik Kore’ şiarları ABD emperyalizmi ve onun iş birlikçilerini derinden rahatsız ediyordu.
Klasik anlatımda Kore Savaşı’nın başlangıcı olarak 1950 yılı işaret edilir. Fakat Hugh Deane bu savaşı anlattığı kitabına “Kore Savaşı, 1945–1953 (The Korean War, 1945–1953)” adını verdi. Deane’in kitabının hemen başında alıntıladığı Cumings’in dediği gibi Amerikalılara göre savaş 1950’de ani bir gök gürültüsü ile başladı. Korelilere göre savaş 1945 yılında, Amerikalıların geldiği ve henüz kurulmuş yerel hükümeti baskı altına aldığı yıl başladı.” [3]
9 Eylül 1948 yılında Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti kurulmuş, 1953 yılında da resmen Kore Savaşı son bulmuştu. Kuzey Kore’nin temel kuruluş esasında bir işçi-köylü iktidarı olması ve Marksizm – Leninizm (28 Aralık 1955 yılında Juche ideolojisi de eklenmiştir) temelinde şekillenmesiydi. Yaşanan ekonomik sıkıntılar, emperyalizmin baskı ve yıldırma politikaları ve tehditlerine rağmen KDHC fabrikaların kolektif mülkiyetinin sağlanması, sosyalist devrimin sağlamlaştırılması ve sosyalist toplumun inşasına devam etmiştir. Öte yandan Güney kesiminde ABD ve Japon imparatorluğu desteğiyle Güney Kore Cumhuriyeti kurulmuştur. Kore Savaşı’nın ardından geçen on yıllık sürede sanayi yılda yüzde 25’lik büyüme rakamlarını yakaladı, bu oran 1965 ile 1978 arasında yüzde 14 seviyesinde seyretti. Amerikalı yetkililer bir hayli geride kalan Güney Kore ekonomisi konusunda son derece endişeliydiler, çünkü bu durum Washington’un Kore’deki sağcı, kapitalist, yeni sömürgeci projesinin erdemleri üzerine soru işaretleri uyandırıyordu. 1980’e gelindiğinde Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang Asya’nın en iyi ve en verimli idare edilen kentlerinden biriydi. Diğer taraftan Seoul, büyük çoğunluğu evsiz olan nüfusunu Dante ya da Engels’in dudaklarını uçuklatacak kadar kötü çalışma koşullarının bulunduğu fabrikalara doldurmuştu.
Güney’in ekonomik sisteminin kuzeyinkinden daha üstün olduğunu göstermeye hevesli Washington Güney Kore’nin teşviklerin ve gümrük duvarlarının arkasına saklanmış planlı dinamik bir sanayileşme hamlesi gerçekleştirmesine ve aynı zamanda Güney Kore endüstrisinin dünya pazarlarına kolaylıkla girişine izin verdi. Sorunları çözmek için ülkeye yığınlar halinde yardım aktarıldı. Güney Kore’nin ihracatının sadece 200 milyon doları bulduğu bir zamanda, Japonya 35 yıllık kolonyal hâkimiyetinin faturası olarak ülkeye bağışlar ve borçlar halinde 800 milyon dolar aktardı. ABD 50.000 Kore askerinin Vietnam’da kendi yanlarında savaşması karşılığında Güney Kore’ye 1965 ve 1970 yılları arasında 1 milyar dolarlık bir ödeme yaptı bu para güneyin GSMH’ sının yüzde sekizine denk düşüyordu. Güney Koreli şirketlerle Amerikan ordusu arasında çeşitli sözleşmeler imzalandı ve Vietnam güneyin çelik ihracatının neredeyse tümünü sünger gibi çekti (üretimin yapıldığı çelik fabrikası da Japonya tarafından yapılan 800 milyon dolarlık yardım sayesinde kuruldu.)
Güneyin planlı sanayi hamlesi, ithal ikameci modeli, yüksek gümrük vergileri, ABD ve Japonya’dan gelen yardımların sayesinde, Güney Kore ekonomisi 80’lerin ortalarından itibaren kuzeyin önüne geçti. Büyüme kuzeyde yavaşlamasına rağmen, ortalama bir kuzeyli ile ortalama bir güneylinin yaşam standartları arasındaki fark hiçbir zaman Güney Kore’nin sponsorunun sizi inandırmaya çalıştığı kadar büyük olmadı. Tüketici ürünleri az bulunsa bile, günlük ihtiyaçlar destekleyici fiyatların varlığında fazlasıyla mevcuttu. Cumings kuzeyin çeşitli başarılarından söz eden (elbette gönülsüzce) bir CİA raporundan bahsediyor: “genel olarak çocuklara, özel olarak da savaş yetimlerine şefkatli bakım, kadının toplumdaki konumda yaşanan radikal değişim, ücretsiz iskân, ücretsiz sağlık ve koruyucu hekimlik (önleyici tıp), son kıtlığa değin gelişmiş devletlerle yarışır düzeyde olan çocuk ölüm oranları ve ortalama yaşam süresi.” [4]
Kuzey Kore’nin 80’lerin ortalarında yaşadığı ekonomik çıkış, 1984 yılında da gelişmeye devam ederek, SSCB ile ‘silahların yenilenmesi ve ekonomik yardım’ anlaşmaları imzalanacaktır. 1988 yılı ise Kore – Sovyet ilişkilerinde zirve yaşandığı dönem olarak adlandırılabilir. Bu yıl içerisinde Kore’nin Sovyetler Birliği ile yaptığı ticaret %60 seviyesine yükselmişti. Kuzey Kore, Sovyetlerle olan ticari ilişkilerinin büyük bir kısmını petrol, enerji ve enerji ticareti üzerine yapıyordu. Petrol ticareti bilhassa Sovyetler Birliği’nin büyük ödünler vererek gerçekleştirdiği bir ticaretti. (Sovyetler Birliği aynı tutumu Küba Devrimi sonrası Che’nin Ekonomi Bakanı olduğu dönemde de sürdürmüştür. Küba’ya 12 yılda ödenmek koşuluyla %2,5 faiz oranıyla kredi sağlamıştı.)
KDHC – SSCB ikili ilişkileri Kore Savaşı ve Soğuk Savaş dönemlerinde artarak, gelişerek hem siyasi anlamda hem ticari anlamda devam etmiştir. Ta ki 1989 ve Sovyetler ’in yıkılış tarihi olan 1991 yılına kadar. Bu dönemde ise Doğu Bloğu Ülkeleri ve sosyalist ülkeler derinden etkilenmişlerdir.
“Sosyalist bloğun çökmesiyle beraber kuzeyin ihraç pazarlarının çökmesi, doğal felaketler silsilesi, Washington’un durmak bilmeyen engellemeleri ve kısıtlı kaynakların askeri harcamalara aktarılması Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana Kuzey Kore ekonomisini büyük ölçüde zayıflattı.
Gorbaçev döneminde, Sovyetler ABD’lilerle uyum yakalamayı öngören bir dış politika izlemeye başladı. Bu uyum politikasının bir ayağını da eski müttefikleri terk etme gerekliliği oluşturuyordu. Sovyetlerle Kuzey Kore arasındaki ticaret 1988 ile 1992 yılları arasında yarı yarıya düşerken, deniz yoluyla yürütülen petrol nakliyatında 1991 yılında kesintiye gidildi.
Gorbaçev’in uygulamaları sosyalist devletlerin ekonomilerine büyük zararlar verdiğinde, sosyalist blok kendisini büyük bir kargaşanın içerisinde buldu. Kuzeyin ihraç pazarları kurudu ve Pyongyang kömür ve petrol ithali için gerekli olan döviz rezervlerinden mahrum kaldı. Yetersiz petrol sebebiyle makineli tarım durdu ve ülkenin kimya sanayisi büyük zarar gördü. Kimya sanayi düşüşe geçtiğinden, gübre üretimi de aynı şekilde büyük zarar gördü. Bu durum tarımsal üretimi çok derinden etkiledi ve besin kıtlığı büyük bir problem haline geldi 90’ların ortalarında gerçekleşen çok sayıda sel felaketi ve kuraklık nedeniyle problem giderek büyüdü.
İhraç pazarlarının kapanması sonrasında – Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yaptırımları ve Washington’un Kuzey Kore’yi küresel finans sisteminin dışına çekmek için gösterdiği gayret sebebiyle büyüyen bir problem bu – Kuzey Kore hayati ihtiyaçların ithalatına kaynak yaratmak doğrultusunda kendisini büyük bir balistik füze ihracatçısı haline dönüştürdü.
Makineli tarımda yaşanan güçlükler ve fabrikaların kapasitelerinin altında üretim yapması, Pyongyang’ın ülkesinin ihtiyaçlarını karşılamasını ve ABD’nin durmak bilmeyen tehditlerine karşı kendisini savunmasını sağlamasını oldukça güçleştirdi. Pentagon Kore çatışmasının alevlenmesi durumunda kullanılması amacıyla 1953’ten sonra güneyde bir nükleer silah stoku oluşturmaya başlamıştı. Kore yarımadasında onbinlerce Amerikan askeri bulunuyor, yine onbinlercesi de hemen Japonya’da kuzeyle herhangi bir savaş durumda hemen karaya çıkacak bir şekilde mevzilenmiş durumdaydı. Amerikan savaş gemileri Kuzey Kore kara sularının hemen yanı başında devriye geziyor ve burada nükleer silah denemeleri ve casus uçaklarının uçuşlarıyla Kore’yi sürekli tehdit ediyordu.” [5]
Ekonomik dayatmalar, emperyalizmin tehditleri, BM (Birleşmiş Milletler) ambargolarına, doğal felaketler ve sosyalist bloğun çözülüşünden kaynaklı olarak en büyük ticaret ağını kaybeden Kuzey Kore kıtlık, açlık, yoksulluk ve sefalet çekmiş bir ülkedir. Zaman zaman Juche ideolojisinin temel prensiplerinden olan “ekonomide kendi kendine yeterlilik” uygulamada sıkıntılar çekse de KDHC halkıyla bütünleşmiş, sosyalist ekonomi ve devletçi modelini benimsemiş ve uygulayan ve bu doğrultu da ülke ekonomisini şekillendiren bir ülkedir. Alternatif enerji kaynaklarına da yönelerek ülkede ki elektrik ve diğer enerji sıkıntılarını çözmeye çalışan Kuzey Kore, dizel jeneratör üretimi ve nükleer enerji üretimiyle ülkenin enerji sorunlarına çözümler üretebilmektedir. Kuzey Kore’nin yer altı kaynaklarının toplam değerinin bugün 6 trilyon dolardan fazla olduğu biliniyor. Günümüz de ise KDHC’nin en büyük ticaret ortağı ise Çin. İhracatının %75,8 ve ithalatının %76,4’ünü Çin’le gerçekleştirmektedir. (CIA World Factbook 2015 Verileri) Buna ek olarak 1,5 milyar dolarlık nükleer teknoloji satışı da gerçekleştirmektedir. Bu noktada KDHC’nin nükleer teknoloji ticareti ortakları Hindistan, Pakistan ve Güney Sudan oluşturmaktadır. (Bu ülkeler Amerika’nın 1968 yılında imzaya açtığı ve 1970 yılında yürürlüğe soktuğu Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na -NPT- da imza atmayan ülkeler arasında. Kuzey Kore bu anlaşmadan 1993 yılının Mart ayında çekilmişti.)
Nükleer Araştırmaları ve Füzeler
“1987 yılında kuzey tarafı Yongbyon’da 30 megavat gücünde bir nükleer reaktör kurdu. Bunun ardında yatan fikir ise, ülkenin yeterli miktardaki uranyum rezervlerine güvenerek ithal edilen kömür ve petrolü nükleer güçle ikame etmekti. Güney tarafı da Japonya da nükleer reaktörler kuruyorlardı ve petrol ithalatına olan bağımlılıklarını azaltma çabasındaydılar. Amerikalılar için Kore yarımadasındaki nükleer kriz 1993 yılının Mart ayında Pyongyang’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’ndan (NPT) çekilmesiyle başladı. Fakat Kuzey Korelilere göre kriz 1993 Şubatında, Amerikan stratejik kumandanı (STRATCOM) General Lee Butler’ın önceden Sovyetler Birliği’ni hedef almış olan silahların artık Kuzey Kore’yi menziline aldığını açıklamasıyla başladı. CİA’in başı James Woolsey’in Washington’un bütün ilgisini Kuzey Kore’ye çevirdiğini açıklamasının ardından Pyongyang büyük bir paniğe kapıldı. Mart ayında Kuzey Kore sınırının hemen yanında, onbinleri bulan Amerikan birliklerinin B-1’lerle, B-52’lerle ve güdümlü nükleer füze (kruz füzeleri) taşıyan savaş gemileriyle bir savaş tatbikatı düzenlemesiyle iş iyice ciddiye bindi. Washington’un yeni dış politikasının nefret objesi kendileri olduğuna göre, Pyongyang NPT’den çekilmenin en iyi karar olduğunu düşündü böylelikle ABD’yi kendilerine nükleer bir saldırı gerçekleşmekten caydıracak önlemleri düşünmeye başlayabilirlerdi.
Eski ABD Başkanı Jimmy Carter’ın Pyongyang’a uçması ve Kim İl-sung ile anlaşma çabalarına girişmesiyle kriz bir süreliğine sona erdi. Uzlaşma metni uyarınca kuzey tarafı NPT anlaşmasına yeniden girecek ve Yongbyon tesisini kapatacaktı bunun karşılığında ABD de ilişkileri normalleştirme söz vererek iki adet proliferasyona uygun hafif su reaktörü inşa edecek ve kuzeyin enerji ihtiyacını bir ölçüde karşılamak adına geçici bir süre için ülkeye gemiler aracılığıyla petrol tedarik edecekti. Uzun vadede sürecek bir barışın habercisi olarak gözükse de, anlaşma sadece infazın gecikmesi anlamını taşıyordu. Washington’un, Kuzey Kore’yle geçici bir anlaşma (modus vivendi) durumunda olmak işine gelmiyordu. Amerikan yetkililerine göre bu birkaç yıl sürecek bir durumdu ve kısa bir süre sonra ekonomik yaptırımlar etkisini gösterecek, Pyongyang’ın bütçesini felce uğratan savunma harcamalarıyla beraber ihraç pazarlarının çöküşü kuzeyin antiemperyalist kendine yeterlilik konumunu yerle bir edecekti. CİA’in planlamalarına göre Kuzey Kore 2002 yılında paramparça olacaktı. Washington’un çevirdiği dolaplar New York Times’da ortaya kondu. Kuzey Kore ekonomisinin çökeceği inancı, Beyaz Saray’ın 1994’te aldığı Pyongyang’ın NPT’ye yeniden girişi karşılığında Kuzey Kore’ye 2003 yılında hafif su reaktörleri vermesi kararında büyük etkiye sahipti. Clinton yönetiminde görevli kişilerle yapılan özel görüşmelerde aktarılanlara göre, ABD taahhütlerini gerçekleştireceği tarihe kadar Kim hükümetinin ayakta kalacağın ummuyordu.(12) Ancak reaktörlerin tamamlanma tarihi giderek yaklaşıyor ve tüm tahminlere rağmen Kim’in İşçi Partisi hala iktidarda ve ortada yakın zamanda bir çöküşün gerçekleşeceğini gösteren hiçbir şey yok. Kuzeyde bir yıkımın gerçekleşmeyeceğini fark eden Washington, yıkımı getirecek uydurma problemler yaratma yoluna gitti. Amerikan yetkililerine göre, Pyongyang gizli bir şekilde nükleer silah geliştirme programı üzerinde çalışıyor ve böylelikle anlaşma hükümlerini dikkate almıyor bu durumda anlaşmanın iptal edilmesi gerekiyordu. Sonuç olarak, bu zamana kadar ABD’nin pratikte yerine getirdiği petrol tedariki yükümlülüğü iptal etmesi Kuzey Kore’yi yeni bir enerji krizinin içine düşürdü ve Pyongyang’taki reaktörün yeniden faaliyete sokulmasını gerekli kıldı.
11 Eylül’ün ardından ABD Irak, İran ve Kuzey Kore’den oluşan şer eksenine savaş ilan etti. Başkan Bush’un konuşma metinlerini hazırlayan David Frum’un aktardığına göre, Kuzey Kore bu eksenin içine son anda eklendi, böylelikle Kuzey Kore kendini iyice sıkışmış hissedecekti.
Yaratılan baskının iyice hissedilmesi için Pentagon nükleer güce sahip olmayan ülkeleri de kapsayan ve önleyici saldırı konseptinin önünü açan yeni bir nükleer savaş stratejisi geliştirdi. Burada Kuzey Kore özellikle seçildi. Ardından, dönemin Amerikan Dışişleri Müsteşarı John Bolton ABD’nin Irak işgalini bir uyarı mahiyetinde kullanarak Kuzey Kore’nin (aynı zamanda Suriye ve İran’ın da) gerekli dersleri çıkarması gerektiğini belirtti. ABD yenilenmiş, küstah ve askeri bir emperyalizmi hayata geçiriyordu ve Kuzey Kore ya teslim olmalıydı ya da kendine dikkat etmeliydi. Felix Green ABD’nin kamuya duyurduğu bu siyasetinin temel hedefinin devrimci hükümetleri yok etmek olduğunu belirtiyor. ABD bunu ambargolar uygulayarak ve diğer ülkelerin de buna ses çıkarmaması için baskı uygulayarak gerçekleştiriyor.
Komünist devletlerin düşmanlarına mali ve askeri destek veriyor, sınırlarını sürekli taciz ediyor, onları nükleer savaş olasılığıyla tehdit ediyor ve bu ülkelerin halklarına sosyalist düşmanlığı ve kapitalizm propagandası yapıyor. ABD bu ülkelerin sömürüye yer tanımayan, refah içinde ve bağımsız bir düzen kurma çabalarına sürekli köstek olarak, olmazsa olmaz ihtiyaçların buralara ulaşmasının önüne türlü engeller koyarak, bu ülkelerin inanılmaz boyutlarda savunma harcamalarının altında ezilmesini sağlayarak gerçekten de kaçınılmaz ekonomik güçlükler yaratıyor buna da devrimci sosyalizmin yetersizliği ve ekonominin yanlış yönetimi adını veriyor.” [6]
Kuzey Kore Güney Kore’ye Düşman Mı?
Tarihsel olarak da, kültürel olarak da elde olan bilgilere baktığımızda böyle bir durumun olmadığını görüyoruz. İki ülkenin emekçi halkları Kore Savaşı’nda “Birleşik Bağımsız Kore” sloganlarıyla savaşım vermişlerdi, anti-emperyalist mücadeleleri esnasında Kore Halkı tek vücut olmuştur. Güney ve Kuzey Koreliler arasında nefret, öfke ve sevgisizlik belirtileri yoktur. Yazımızın içeriğinde de değinildiği ve tarihinde bize gösterdiği gibi, Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, kuruluş esaslarında da Kore Halklarının ulusal ve kültürel değerlerini temel alarak, Kore Ezilen Emekçi Halklarının mücadelesi zemininde kurulmuştur.
1960 yıllarda ve öncesinde iki bölünmüş olan Kore yarım adasının Güney kesiminde Kore Emekçi Halkları ve Gençliği yine özgürlük, anti-emperyalizm ve bağımsızlık sloganlarıyla Seul sokaklarında mücadeleye devam ediyordu. Güney Kore’de Washington’ın desteklediği Syngman Rhee iktidarı ülkeden çekilmiş bundan bir yıl sonra ABD Emperyalizmi ülkede yükselen komünist muhalefetin önünü almak için Park Chung Hee önderliğinde askeri darbe yapmıştı. Bu darbe Güney Kore’nin kurucuları ve finansmanları arasında olan iş birlikçi, komparador sınıfın da korunmasını sağlıyordu. Daha önceki bölümlerde verilen kaynağa bakmamız durumu anlamamıza yardımcı olacaktır; “Park her türlü siyasal aktiviteyi yasakladı, parlamentoyu kapattı, resmi ve vahşi bir antikomünizmi uygulamaya soktu. Antikomünist bir yasa resmen ilan edildi ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyet başta olmak üzere tüm sosyalist ülkeler resmi düşman ilan edildi. Bu durum Nazi Almanyası’nın, faşist İtalya’nın ve militarist Japonya’nın oluşturduğu anti-Komintern paktı hatırlatıyordu. Rejimin antikomünist niteliği o kadar yoğundu ki, Time dergisinin uluslararası yayınında çıktığı takdirde Kuzey Kore liderinin fotoğrafları sansürleniyordu. Aynı zamanda, gelecek nesilleri komünizme karşı aşılamak ve kuzey sempatisini yok etmek amacıyla okullarda antikomünist beyin yıkama faaliyetleri başlatıldı. Kuzeyin kendisi, lideri ve siyasal sistemi şeytanlaştırıldı. 2005 yılında Güney Kore’ye ait Kaesong’daki fabrikada kuzeylilerle birlikte çalışan güneylilerle görüşmeler gerçekleştiren New York Times aktarıyor: “Bazı güneyliler kuzeylilerle çalışırken büyük zorluklar çektiklerinden bahsediyorlar… Çünkü Güney Kore’nin aşırı antikomünist eğitimi onyıllardır onlara Kuzey Korelilerin tehlikeli ve şeytani olduğunu öğretmiş. Buna karşıt olarak, Kuzey Kore’de hükümetin eğitim programları insanlara, Güney Kore hükümetinin Amerikan kuklası olmasına rağmen oranın insanlarının kardeşleri olduğu öğretiyor.”
Kuzeyde sadece ücretsiz iskâna, ücretsiz sağlığa, kadınlar için eşit haklara değil, aynı zamanda güneydeki hemşerilere dönük bir sosyal dayanışmaya büyük önem veriliyordu. Güneyde ise, sağlık sigortası dahi mevcut değildi, sosyal güvenliğe dönük herhangi bir adım atılmamış durumdaydı, endüstriyel bir dünyada bitmek bilmeyen çalışma süreleri de cabasıydı, maaşlar acınası düzeydeydi ve bunlara eşlik eden kuzeyli hemşerilere dönük korku ve nefreti körükleyen bir beyin yıkama faaliyeti uygulanmaktaydı. Kuzeyde toprak ağaları ve Japon işbirlikçileri çoktan beridir güçlü mevkilerden uzaklaştırılmış durumdayken güneyde ise, Japonlara destek veren işbirlikçi sınıf hala en tepedeydi. 2005 yılının Ocak ayında Güney Kore başkanı Roh Moo Hyun, ulusun bağımsızlığı için savaşan ailelerin üç kuşaktır yoksulluktan kırıldıkları halde, emperyalist Japonlarla işbirliği içinde olan aileleri ise üç kuşaktır her türlü başarının mimari olmasının bir tarihsel utancı olduğunu belirtiyor ve bu durumu ortadan kaldıramadıklarından yakınıyordu.” [7]
Bugün bile Güney Kore halkı hala birleşik ve bağımsız Kore’yi kurmanın özlemi içerisindedir. 2017 yılı Mayısında Güney Kore’de yapılan seçimlerde Demokratik Parti adayı Moon Jae-In seçildi. Liberal demokrat görüşteki Moon, KDHC ile görüşmek ve sorunları müzakere ile çözmek istediğini belirtiyordu. [8] Güney Kore halkının seçimlerde ki bu talebi durumu net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Kuzey Kore – Emperyalizm – ABD Analizi
Son tahlilde elde olan bilgiler ışığında çıkan sonuç şudur; Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti daha önce olduğundan bugün daha fazla baskı ve dayatma altındadır, emperyalizmin kıskacındadır. Kore Halkları emperyalizmin kıskacındadır. 1989 yılından sonra bölgede yalnızlaştırılan KDHC bugün daha da yalnızlaştırılmaya çalışılıyor. Burjuva basını ve dünya emperyalist sistemin derdi barış değildir. Tarihinde baskılar, gözyaşı ve acılar hiç eksik olmayan Kore Halkları bugün bir yenisiyle karşı karşıya. Öte taraftan kimse Amerika Birleşik Devletlerini bugün mağdur rolüne sokmasın. Amerika’nın kanlı tarihini bugün hepimiz biliyoruz ve yaşıyoruz. Suriye, Irak ve Libya örnekleri bunun en yakın, en temiz ve en somut örnekleridir. Soğuk Savaş döneminde Türkiye üzerinden Sovyetler Birliği sınırına askeri üst ve nükleer füze yerleştirmeleri (ve bunlar yapılırken Türkiye Halklarından bu hadisenin saklanılması), Küba Füze Krizi, Güney Kore sınırına THAAD Füze Teknolojisinin yerleştirilmesi, Kuzey Kore sularında ABD filolarının devriye gezmesi [9], Güney Kore kukla hükümeti aracılığıyla Kuzey Kore sınırında provokasyonlar [10], ABD’nin jetleriyle Güney Kore üzerinden uçuşlar yaparak Kuzey Kore’ye provokasyonları [11] ve tüm bunlarla beraber yeni ABD Başkanı Donald Trump’ın KDHC’yi hedef alan kin, nefret ve provokatif açıklamaları. Kuzey Kore’nin üzerinde başta söylediğimiz gibi bir kara propaganda mevcut siyasi ve ekonomik olarak. Ve bu kara propagandaya bilinçli ya da bilinçsiz olarak katılan devrimciler de mevcut. Kuzey Kore’yi anlamadan değerlendirmek ve yargılamak, ABD yanında durmak revizyonizm ve liberter sapmalara yol açacaktır. Dünya enternasyonalist mücadelesine baş koymuş biz komünistlerin, bugün yine tarihimizden ve ideolojimizden aldığımı birikimle Kuzey Kore üstünde ki kara propagandaya karşı mücadele etmemiz gerekmektedir.
Kahrolsun Emperyalizm ve Onun İşBirlikçileri! Yaşasın Dünya Emekçi Halklarının Mücadelesi!
NOTLAR:
[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Kuzey_Kore
[2, 3, 4, 5, 6, 7] http://haber.sol.org.tr/dunyadan/kuzey-koreyi-anlamak-haberi-49773 , http://haber.sol.org.tr/dunyadan/kuzey-koreyi-anlamak-ii-haberi-49803
[8] http://gazetemanifesto.com/2017/05/08/analiz-guney-kore-secimlerinin-erken-galibi-abd/
[9] http://gazetemanifesto.com/2017/04/09/abdnin-kore-provokasyonu-suruyor-hucum-filosu-bolgeye-ilerliyor/
[10] http://gazetemanifesto.com/2016/08/19/guney-koreden-kdhc-sinirinda-provokasyon/
[11] http://gazetemanifesto.com/2016/09/13/abdden-kuzey-koreye-karsi-provokatif-adim/
EK OKUMA ÖNERİLERİ VE EKLER:
– http://gazetemanifesto.com/2016/05/08/foto-galeri-kuzey-korede-gunluk-yasam/
– http://www.solpaylasim.com/k2569-kuzey-koreyi-hic-boyle-bilmezdik.html
– ( http://www.diken.com.tr/kuzey-koreyi-hic-boyle-bilmezdik/ )
– http://www.tarihiolaylar.com/ulkeler/kuzey-kore-163
– https://www.youtube.com/watch?v=LPbfgBXbtf8
– https://tr.wikipedia.org/wiki/Kuzey_Kore-SSCB_ili%C5%9Fkileri
– https://ekonomist.co/ekonomist/ekonomi/kuzey-kore-ekonomisi-bilgi-11806/
– https://tr.wikipedia.org/wiki/Juche
– https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCba_f%C3%BCze_krizi
– https://www.washingtonpost.com/news/monkey-cage/wp/2017/08/08/donald-trump-is-playing-a-dangerous-game-with-north-korea/?utm_term=.ece0467acc3b
– http://www.aljazeera.com.tr/haber/askeri-harcamalarin-yuzde-36si-abdden
– http://www.news.com.au/world/asia/north-korea-spends-whopping-22-per-cent-of-gdp-on-military-despite-blackouts-and-starving-population/news-story/c09c12d43700f28d389997ee733286d2
– http://uzmanpara.milliyet.com.tr/haber-detay/gundem2/abd-hukumetinin-gecen-yil-yaptigi-harcama-dudak-ucuklatiyor/71000/71117/
– https://www.dunya.com/dunya/bmden-kuzey-koreye-yeni-yaptirimlar-haberi-376376
– http://www.timeturk.com/cin-den-bm-ye-kuzey-kore-ye-yaptirim-tepkisi/haber-696692
– https://tr.wikipedia.org/wiki/Kuzey_Kore
– http://www.bloomberght.com/haberler/haber/2039244-ab-kuzey-kore-ye-yaptirimlari-genisletti
– http://www.forumsal.net/bunlari-biliyor-musunuz/594151-kuzey-korede-egitim-ve-propaganda.html
– http://www.celebialper.com/ulkeler/kuzey-kore/kuzey-korede-egitim-ve-propaganda.html
– http://gazetemanifesto.com/2017/08/08/trumptan-kdhcye-yeni-tehdit-ates-ve-gazapla-karsilasacaklar/

HALKIN BİRLİĞİ

 Söz Konusu Kürtler Olunca Gerisi Teferruat Oluyor..!

Fırsat bulduklarında bir birlerinin gözünü oyan Kürdistanı dörde bölerek işgal ve ilhak ederek egemenlikleri altında …