Anasayfa / Genel / KİMİN İÇİN VE NASIL BİR YENİ ANAYASA ?

KİMİN İÇİN VE NASIL BİR YENİ ANAYASA ?

Uzun zamandan bu yana faşist cuntanın hazırlamış olduğu ve her bakımdan dökülen 10 kez değiştirilen ve ama temel özellikleri olduğu gibi korunup kollanan 1982 Anayasası’nın yerine  “ sivil “ adı altında işbirlikçi tekelci sermayenin gereksinimine yanıt veren ve emperyalist küreselleşmenin gereksinimlerini giderecek yeni bir anayasa hazırlanıyor. Egemen sınıf  klikleri ve burjuva düzen partileri arasında süren anayasa tartışmalarında her ne kadar AKP “ daha  fazla özgürlükler, sivil bir Anayasa “ vb.  sözleriyle  faşist 82 Anayasanın fiili olarak işlemez hale gelmiş ve aşılmış yanlarının aşılmasını öne çıkararak, anayasaya “demokratik” bir görüntü kazandırmaya çalışsa da, işçi, emekçi ve Kürtlerin; eşitlik, özgürlük ve demokrasi temel istemlerine yanıt vermeyeceği yeni anayasada, politik güç ilişkileri bağlamında burjuva klikler arasında dengeyi sağlama ve sermayenin istemlerine yanıt veren, konumunu güçlendiren ve yığınları aldatma nitelikli yeni bir anayasa olacağı açıktır.

Bir kısım yanlarını rötuşlamayı hedeflese de  bu yeni anayasada  egemen sınıfların ihtiyaçlarını yanıtlama ve emekçilerin  temel sorunlarını  unutturmayı amaçlayacaktır. Çünkü her anayasa sonuçta bir sınıfın politik egemenliğinin ifadesi olarak ortaya çıkar ve şekillenir. Bu bakımdan faşizmi pekiştiren ve anayasanı ilk dört maddesine kimse dokunamaz diyen AKP, önderliğinde yapılacak yeni anayasa ne demokrat, nede emekçilerin demokrasi özgürlük gereksinimlerine yanıt olacaktır. Bu bakımdan yeni anayasa kim tarafından hazırlanırsa hazırlansın, kapitalizmin gelişmişlik düzeyine yanıt olmak, egemen sınıf klikleri arası dengeyi daha fazla gözetmek ve yığınların aldatılması dışında başka bir anlam ifade etmeyecektir.

Dahası yeni Anayasa hazırlığının hangi politik koşullarda gerçekleşmiş olması da önemlidir. Mevcut halde işçi ve emekçi kitle hareketinin suskunluk, örgütsüzlük ve dağınıklık içinde olduğu, karşı devrimin her bakımdan ipleri elinde tuttuğu, koşullarda hazırlanacak bir anayasanın, işçi, emekçi ve Kürt ulusunun taleplerinin yer alması yada anayasanın hazırlanması sürecinde baskılanmada bulunmaları söz konusu olmayacaktır. Böylece yeni anayasayı “demokratikleşmede bir adım olarak” görmek kadar gerçekçi birşey olmayacaktır.

Anayasaların gelişme tarihine baktığımızda da yeni anayasada egemen sınıfların gereksinimlerini karşılamaktan öteye pek bir anlamda ifade etmeyecektir.

Bilindiği  üzere toplumların sınıflara bölünmesiyle birlikte ezen ve ezilen sınıflar arasındaki ilişkinin düzenlenmesi sorununun ortaya çıkması, köleci toplumda, ilkel toplumundan kalma alışkanlıkların değiştirilmesi ve yeniden düzenlenmesi, zorunluluğunu getirmişti.

Elbette bu zorunluluk bir anda ortaya çıkan, yeni duruma yeni düzenlemeler olarak kendisini dayatan bir olgu değildi. İlkel komünal toplumun geçirdiği süreç, sınıflı toplum evrimleşirken beraberinde bu zorunlulukları da kendi içinde çıkarmış ve uygulaması için dayatmıştır. Sömüren ve sömürülen sınıflar arasındaki ilişkileri düzenleyecek olan temel mekanizma  tarihsel sürecin belli bir evresinde -toplumların sınıflara bölünmesiyle birlikte- ortaya çıkan ve belli bir evrede de -komünist topluma geçildiğinde- ortadan kalkacak olan devlettir.

M.Ö.18 yüzyılda en köleci devletlerden birisi olan Babil’de Kral Hammurabi yasaları da her şeyden önce onların çıkarlarını koruyordu. Yasa metninin bir çok paragrafıyla doğru ya da dolaylı olarak köle sahiplerinin çıkarlarını korumaya ayrılmıştı. Devletin -burjuva devlet- üç saç ayağından birini oluşturan yasama -diğerleri yargı ve yürütmedir- ve yasama organı tarafından düzenlenen yasalar her zaman iktidarı elinde tutan egemen sınıfların çıkarlarını gözetmek, onların egemenliklerini sürdürmesinin araçlarını yaratmak ve korumak, ezilen, sömürülen sınıfların sömürülmelerini sistemleştirmek ve katmerleştirmek işlevini görürler ve ne kadar devletin üç saç ayağından biri “yasama” deniyorsa da, asıl erk -yürütmede ordu ve bürokrasi- toplanır, yasama organı çoğu zaman “demokratik” görüntüsünü kurtarır ve işlev görür.

Devletin ortaya çıkışıyla birlikte “yasalar” günümüze kadar ki her toplum biçiminde temel olarak ayrı ve işlevi yüklenmiştir. Egemen sınıfların, ezilen sınıflara karşı çıkarlarını korumak ve gözetmek. Bir bütün olarak yasalar ,uygulama alanları ve biçimleri olsun,uygulanan kesimler olsun, temelini anayasadan alır. Anayasa devletin temel yasasıdır.

Genel bir kural olarak anayasalar egemen sınıfın ya da sınıfların egemenliği bir somutlaştığı ve öteki yasaların kaynağını oluşturan ana belgedir. Sınıflı toplumların ürünü olan anayasa, doğası gereği sınıfsal karakterdedir. Ve egemen sınıfın karakterini taşır. Ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen sınıfların ortak çıkarlarından bahsedilemeyeceğine göre, anayasalar tüm sınıf ve tabakaların çıkarlarını dile getiremez, ekonomik gücü elinde tutan sınıfların çıkarlarını ve egemenliğini ifade eder. “Anayasa daha önce elde edilmiş ve sağlanmış kazanımların kayda geçirilmesi ve yasama yoluyla onaylanmasıdır” (Stalin)

Buradan hareketle, anayasal sorunları köken olarak, bir hukuk sorun değil, iktidar sorunu olduğu için ve bir ülkenin gerçek anayasasını yalnızca o ülkede var olan gerçek, fiili güç ilişkilerinde varlık kazandığı ortaya çıkar.

Anayasalar iktidardaki sınıf ya da sınıfların kazanımlarını yasa katına çıkarır, bu kazanımlarının sürekliliğini güvenceye alır ve pekiştirilmesinin yolunu açık tutarlar. Aynı şekilde her toplum biçimine denk düşen devlet kurumu ve ona ve uygun, onun egemen sınıflarının koyduğu anayasalar vardır, topluma değişik gösterirler. Değişmeyen şey özdür, egemen sınıfların çıkarlarını savunma temel anlayışıdır. Köleci devlet anayasası köle sahiplerinin çıkarını, feodal devlet anayasası feodal bey ve soylular sınıflarının çıkarlarını, burjuva devlet Anayasası burjuva devlet ve egemen sınıfların çıkarlarını, sosyalist devlet  anayasası ise işçi sınıfının çıkarlarını korur, egemenliklerini pekiştirir.

Burjuva anayasası, burjuva devrimlerinin, burjuvazinin feodalizme karşı savaşımının bir ürünü olarak, doğup, yaygınlaştı ve gelişti. Burjuvazi iktidarı ele geçirdikten ve devrime son verip iktidarı sağlamlaştırdıktan sonra yapıldı. Bu devirdiği eski egemen sınıfa karşı, kendi politik egemenliğini yasa katına çıkarması demektir. Anayasalar hazırlandıkları koşulların, bu koşullardaki, sınıflar arası kuvvet ilişkilerinin ürünü, yansımasıdır, politik koşulların, sınıflar arası güç dengesinin değişimine bağlı olarak değişmek zorunda kalırlar.

Bugün Türkiye de gündeme getirilen yeni anayasa egemen sınıfların  kuvvet ve sınıflararası güç ilişkilerinin yasa katına çıkarılmasını hedeflediği gibi aynı zamanda  emperyalizme her bakımdan sıkıca bağlanmayı ve işbirlikçi tekelci sermayenin gereksinimlerine yanıt vermeyi yerine getirmekte işçi ve emekçilere düşman egemen sınıfların ve sermayenin Anayasası olacağı bir gerçekliktir. İşçiler ve emekçiler örgütlenip ayağa kalkarak devrimle kendi anayasalarını hazırlamadıkları sürece, burjuva kliklerinin hazırlayacakları anayasalar sermayeye hizmetten öteye pek bir anlam ifade etmeyeceklerdir. Bu bakımdan işçilerin ve emekçilerin kendi sosyalist anayasalarını yaratmak için örgütlenip kavgaya katılmalıdırlar.

HALKIN BİRLİĞİ

Korona Krizi yoksul ülkelerde gıda kıtlığına yol açacak..!

Dünyayı etkisi altına alan yeni koronavirüs salgınından şimdilik daha az etkilenen Afrika’da özellikle gıda boyutuyla …

instagram web viewer instagram profile