Anasayfa / Analiz-Polemik / Kuruluşunun 48.Yılında TKP-ML Hareketini Diğer Devrimci Akımlardan Temelde Farklı Kılan M-L Temel Almasıydı..!

Kuruluşunun 48.Yılında TKP-ML Hareketini Diğer Devrimci Akımlardan Temelde Farklı Kılan M-L Temel Almasıydı..!

Öncelikle şunun altının özenle çizilmesi gerekiyor: TKP-ML Hareketi hem İbrahim Kaypakkaya yoldaşın önderliğinde kuruluş sürecinde ve hem de 1976 yılında yeniden ayağa kalkma döneminde yenilikçi ve tabuları yıkıcı önderlik rolüyle de devrimci ve komünist hareketin buz kıran rolünü oynadığı başta bilinmelidir.

 Nitekim Hareketimiz Kaypakkaya yoldaş önderliğinde, resmi tarih yazımına ve teorik-politik  yakın döneme ilişkin olarak burjuva küçük burjuva tutum ve yaklaşımlara cepheden tutum alarak köklü kopuş gerçekleştirerek başta Kemalizm olmak üzere Kürt sorunundan Ermeni sorununa, yakın politik tarihe ayna tutmanın yanında revizyonist-reformist hareketle bağları koparıp atmaya kadar, nasıl bir parti, nasıl bir devrim, nasıl sosyalizm ve nasıl bir proletarya diktatörlüğü, nasıl bir enternasyonalist devrimcilik  vb. dünya ve Türkiye devriminin sorunlarına karşı ilk olarak güçlü dogmatizm ve sübjektif düşünce tarzının egemenliğine karşı herşeyi göze alan Kaypakkaya önderliğindeki TKP-ML Hareketi  komünist kopuşu ilan etmesiyle, M.Suphi TKP’sinden sonra komünist hareketi yeniden ayakları üzerine dikmiştir.  Kaypakkaya yoldaşın küçük burjuva devrimciliğiyle-TİP’ten Mihri Belliye,-PDAdan Kıvılcımcılığa, THKO’dan THKP-C’ye yani sağ ve sol revizyonist ve oportünist akımlarla arasında net çizgi çekmiş- arasına kesin ve kati olarak arasına net ayrım çizgisi çekmesi, bir yerde burjuva kapitalist sistemde her alanda ideolojik-teorik ve politik kopuşun ilanıydı. 1970’li yıllarda hemen herkesin Kemalist devrimcilikten dem vurduğu dönemde, Kaypakkaya yoldaş Kemalist iktidarının halka karşı sömürü ve zulüm uygulayan, Kürt ulusunu inkar eden ve tekçi bir üniter Türk devletinin kurucu önderi  olduğunu tahlil ederek, komünistlerin bu faşist gerici halk düşmanı cumhuriyeti yıkıp yerine, işçi ve emekçilerin devrimci halk cumhuriyetini kurup buradan durmadan sosyalizme geçmeyi  ve  komünizme yürümeyi programının esas amacı olarak ilan ediyordu.

Türkiye devrimci hareketi yıllardan bu yana ülke gerçekliğine inme ve kitlelerin objektif durumunu değerlendirmede çoğu durumda gerçekler yerine kendi eğilim ve düşüncelerini esas alarak hareket etmeye çalışmıştır. Bu yaklaşım devrimci hareketin saflarında sübjektif- dogmatik düşünme ve sübjektif dogmatik politik durum tahlilleri üzerinde yükselen taktikler don kişot vari yel değirmenlerine saldırma yönlü olumsuz değerlendirmeleri koşullamış ve abartılı değerlendirmeler yapmaktan, erken devrim hayalini körükleyerek, kitleleri ve kadroları yanlış beklenti içine sokmaktan geri kalmamıştır. Devrimci ve komünist hareketin ilk doğuş ve delikanlılık koşullarında teoriye hakimiyet, politikada olgunlaşamama ve örgütsel, pratik alanda deney- tecrübe eksikliği vb. nedenlerden dolayı  sübjektif düşünme tarzında etkilenmesi bir yerde doğal karşılanabilir.

Neki her birinin yaşının 30-40 yılı aşan devrimci hareketin saflarında bu aynı düşünce tarzı, derinleşerek çizgi haline yükselip, hala devrimci örgütlerin hareket tarzını belirleyen bir duruma gelmişse ve hala bu aynı düşünce tarzı devam ediyorsa demek ki yaşanmış pratiklerde yeterli sonuç elde çıkarılamamış demektir. Tamda burada durarak olayı doğru olarak algılamak dogmatik ve sübjektif düşünce tarzını eleştiri hedefine koymak gerekiyor. 10 yıldır Genel Grev şiarını pratik eylem şiarı olarak atmak, 1 Mayıslarda kitlesel katılımdan hareketle barikat savaşı çığlıklarını yükseltmek, iç savaş ve devrimci durum tahlilleri yaparak yığınlar adına konuşmak, anti-emperyalist demokratik halk devriminin özünün toprak mücadelesi temelinde bir mücadelede olduğunda ayak diremek, şehir nüfusunun yüzde 70’lere ulaştığı Türkiye gerçekliğinde  hala toprak temelinde kır gerilla mücadelesinde ayak diremek, bir yandan kitlelerin kendi sorunlarına bile sahip çıkma başarısını gösteremediğini söyleyip ardında  silahlı savaşımın yükseltilmesinden bahsetmek vb. devrimci hareketin dogmatik ve sübjektif düşünme tarzının düzeyini ve bu düşüncenin pratik ve örgütsel alanda nasıl derinlemesine nüfus ederek sürdüğünü gösteriyor.

Demek ki coğrafyamızda devrimci hareketin sübjektif ve dogmatik düşünce tarzının gençlik ve tecrübesizlikle bir bağı yok. İşin asıl özü idealist düşünme tarzının devrimci hareketin saflarına sirayet etmesi ve bunun kanıksanmasıyla açıklanması gerekir. Bu görüş devrimci hareket saflarında ideolojik, teorik ve pratik boyutuyla aşılmadan, devrimci hareketin yanlış eğilimlerden ve kendine yönelik politika yapmaktan uzaklaşarak, sık sık aynı yöne dönüp sil baştan yapma hastalığından kurtulması olanaksızdır. Bu kadar deney ve tecrübeye rağmen devrimci hareketin saflarında dogmatik ve sübjektif düşünce tarzı hala geçer akçe olarak duruyorsa buna karşı uzlaşmaz bir mücadele yürüterek küçük burjuvaziden beslenen ve devrimci hareketi kötürüm bırakan bu düşünce tarzının devrim ve sosyalizm savaşımına verdiği zarar açığa serilerek mahkum edilmesi gerekiyor.

Burjuva dünya görüşü olan idealizme karşı sıkı sıkıya bağlı olan sübjektivizm ve dogmatizm, maddi dünyanın objektif yapısını inkar eden bir ideolojik görüşün ve pratiğin-siyasal ve örgütsel-tavrının tanımıdır. Sübjektivizm, bilgide objektif gerçeğin çarpıtılmasına ve göz ardı edilmesine, gerçek olmayan tek yanlı yararlara götürür. Pratikte-politikada ve örgütlenmede- ise keyfiliğe ve toplumun objektif kanunlarını, objektif ihtiyaçlarının önemsemeyen, bilimsel temellere dayanan siyaset ve örgütlenmeyi amaçsız, kendiliğinden kararlara ve devrimci coşkuculuğa bağlayan iradeciliğe-volantirizme-yol açar.

Bu alanda 1976 Haziran-Temmuz aylarında  TKP-ML Hareketinin hata ve yanlışlarının toplamı zemininde kopan ve daha sonrasında kendilerine Partizan diyen akım-ki süreç içinde bu akımın saflarında bolca ayrılıklar yaşanmıştır. Tüm kopuşların temelinden,  sağ yada sol bakışla bezenmiş sübjektif dogmatik düşünce tarzının belirleyici rolü olmuştur.- Aslında düşüncenin donmuş ve değişmez hali olarak ifade edeceğimiz ve diyalektik materyalist dünya görüşünün açıktan reddi anlamına gelen dogmatizm ve sübjektif düşünce tarzının mimarı PDA-Aydınlık revizyonistleriydi.

  PDA-Aydınlık hareketi 1976 yeniden toparlanma sürecinde, somut durumun somut tahlili Leninist gerçekliği yerine ÇKP kopyeciliğini olmazsa olmaz olarak pratiğe sürmüştür. Marksizm’i savunma adına Mao Zedung’un yeni-sömürge ülkeler için   önerdiği devrimin niteliği, iktidarın karakteri vb. değişmez ilke olarak görüp-göstererek  yeniden toparlanma sürecinde olan THKP-ML,THKO merkezi ve Partizancıları ideolojik denetim altına aldı.

Nitekim PDA-Aydınlığın, emperyalizme bağımlı yeni sömürge ülkelerin devrim zafere taşınan kadar yarı-feodal ülkeler olarak varlığını koruyacağı, haliyle yeni sömürge ülkelerde devrimin niteliği, ittifaklar, devrimin yolu ve nasıl bir iktidar  vb. sorunlarını, her ülkenin ekonomik-sosyal ve siyasal gelişmiş durumlarıyla yani sınıflar arası temel ilişkilerden hareket ederek  tahlil ederek sonuca gitme yerine, emperyalizme bağımlı yarı-sömürge ülkelerde kapitalizmin gelişmesi ve sosyo-ekonomik yapıda köklü değişimlerin olması mümkün değildir dogmatik yaklaşım temel alınarak, Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapası her hangi araştırma inceleme yapılmadan, Maocu bakış açısı temel alındı. PDA-Aydınlık Hareketinin bu dogmatik-kopyeci ve sübjektif düşünme tarzına cepheden savaşım açan TKP-ML Hareketi oldu. TKP-ML Hareketi, 1976 yılında örgüt içinde açılan tartışmada, Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısında köklü değişimleri olduğu, bunun emperyalizme bağımlı işbirlikçi tekelci kapitalizmin Prusya yolunda gerçekleştiği, haliyle sosyo-ekonomik yapıya işbirlikçi tekelci kapitalizmin egemen olduğu, yarı-feodal ilişkilerin ikinci plana düştüğü sonucuna varmış..

TKP-ML Hareketinin ulaşmış olduğu bu Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısına işbirlikçi tekelci kapitalizmin egemen olduğu görüşüne karşı en başta PDA-Aydınlık revizyonistleri saldırıya geçti. PDA-Aydınlık hareketi, TKP-ML Hareketini hedef almasının temel nedeni -THKO-THKP-C-ML ve Partizancıları ideolojik-teorik ateş altına alarak, ideolojik-teorik olarak TKP-ML hareketinin etkisine girmesini önlemekti.    Örneğin yeniden toparlanma sürecinde Kaypakkaya yoldaşın programatik düşüncelerinden etkilenen ve Kaypakkaya yoldaşı komünist olarak gören THKO Merkez ve THKP-C-ML, 1975 yılında bir çok konuda Kaypakkaya yoldaşa yakın düşünceler savunmasına ve TKP-ML hareketine yakınlaşmalarına karşın, 1976 tartışmalarında PDA-Aydınlık revizyonistlerinin ayaklarının altındaki halının kaymaya başlaması, Aydınlık revizyonistlerinin TKP-ML Hareketine kaşı Maocu silahlarla saldırma ve  Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapının devrimin zaferine kadar değişmeden yarı-feodal olarak kalacağı ve sosyo-ekonomik yapıda kapitalist üretim ilişkilerinin-emperyalizme bağımlı işbirlikçi kapitalizm- egemen olmasını savunmanın Troçkizmi savunmak  ve haliyle kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu ülkelerde sosyalist devrimi savunmak  anlamına geleceği Maocu düşünceleri öne sürüldü ve PDA-Aydınlık revizyonistlerinin bu dogmatik ve sübjektif düşünce tarzı, Halkın Yolu, Halkın Kurtuluşu ve Partizan dergi çevrelerini derinden etkiledi. Nitekim bu oportünist cephenin ideolojik-teorik önderliğini PDA-Aydınlık revizyonistleri yaptı. Bir dönem Türkiye’nin sosyoekonomik yapında kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğunu savunan Halkın Yolu ve Halkın kurtuluşu PDA-Aydınlığın gerici saldırıları karşısında geri adım atarak, TKP-ML hareketine karşı aynı kulvarda  buluştular ve   dogmatik ve sübjektif düşünce tarzının savunucuları oldular.

Nitekim PDA-Aydınlık revizyonistlerinin bu dogmatik ve sübjektif  tarzının Halkın Yolu, Halkın Kurtuluşu ve Partizan saflarında egemenlik kurması süreç içinde Halkın Yolu önderliğinin ezici çoğunluğunun aydınlığa katılmasını, Partizan saflarında Kurtuluş Bayrağı adlı 3.dünyacı bir grubun ortaya çıkmasını ve bir süre sonra bu grubunda soluğu aydınlıkta alması, yine 3.dünayacı revizyonist karşı-devrimci 3.dünyacı düşünce temelinde Halkın Kurtuluşu saflarında Emeğin Kurtuluşu adlı bir grubun kopması ve bir dönem sonra soluğu Aydınlık saflarında alması, daha da önemlisi bu akımların saflarında kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu sonucuna ulaşanların hızla Türkiye devrimin ilk adımının sosyalist devrim olduğu düşüncesi yönünde  değişim yaşamaları, Onları, PDA-Aydınlığın  sosyo-ekonomik yapıda kapitalizm egemense orada sosyalist devrim geçerlidir görüşünde buluşmaya itti.

Nitekim 1987 yılında TDKP’de kopan ve kendilerine önce TDKP Devrimci Kanat ve  sonrasında Ekim olarak ifade eden ve ardından  TKİP’e evrilen kesim, Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısı kapitalist ise o zaman Türkiye devriminin ilk adımının karakteri de sosyalist ve iktidarın niteliği de proleter sosyalist  karakterdedir  Troçkist kırması görüşünü savunmaya itti. Ardında Partizanda ayrılan ve kendilerine MKP adını veren  akım, Maocu dogmatizmi bir yana itince bu kez de sağa savrularak bir dönemler PDA’nın etrafa yaydığı zehirli düşüncelerin etkisi altına girerek  yarı-feodal Türkiye ve köylü toprak devrimi teorik analizinde, Türkiye sosyo-ekonomik yapısında kapitalist üretim ilişkileri egemen, o halde devrimimizin karakteri sosyalist devrimdir analizine hızlı değişim  yaşadı.  Bu alandaki geçmiş süreçte yaşanan tartışmalara yeniden döneceğiz ,ama şimdilik bununla yetinelim ve devrimci hareketin saflarına dogmatizm ve sübjektif düşünce tarzını enjekte etmede PDA-Aydınlık revizyonizminin nasıl bir uğursuz rol oynadığını yeniden hatırlayalım.

 Haliyle TKP-ML Hareketinin tüm olumsuz dayatma ve dogmatik-sübjektif düşünce tarzı kuşatmasına rağmen sosyo-ekonomik yapıda işbirlikçi tekelci kapitalizmin egemen olduğu tahlili haliyle örgütün kitle çalışmasında; devrimin zaferinin şehir ayaklanmalarıyla burjuva iktidarına son darbeyi vuracağı devrimin yolu çizgisine bağlı olarak, komünist çalışma hem örgütsel-hem de pratik çalışmalarda köklü değişim yaratacak, şehir çalışmalarını temel alma ve güçleri bu alanda yoğunlaştırma kaçınılmaz olacaktı.

Nitekim TKP-ML Hareketinin soruna nasıl yaklaştığını   daha doğru anlamak-kavramak bakımından Marksist bilgi teorisinin ne olduğuna kısaca bir göz atmakta yarar var.

Marksist bilgi teorisinin ilk önermesi, bilgimizin kaynağının duyumlar olduğudur. Duyum ise objektif gerçeğin insan beyninde yansıtılmasının biçimidir. Yani duyum, duyu organlarını etkileyen nesnelerin veya olayların çeşitli olayların özelliklerinin ve yanlarının yansısıdır. Bilincimize yansıyan dış dünyanın, bu bilinçten bağımsız olarak var olduğunun kabulü, doğa bilimlerinin verileriyle uyuştuğu gibi, idealist safsataları da temelden yıkmaktadır. Materyalizm, doğa bilimleriyle tam uygunluk içinde, maddeyi ilk veri olarak kabul eder. Duyum bilinç ile dış dünya arasında bir bağdır. Madde duyumlarımızdan ve bilincimizden bağımsız olarak vardır. Bilincimiz ve duyumlarımız dış dünyanın tasvirleridir. Bundan da anlaşılacağı üzerine tasvir, temsil etliği madde veya nesne kendi tasvirinden bağımsız olarak var olabilir. Bu, Marksist bilgi teorisinin temel taşıdır. Bilinç, madde olmadan, hatla sinir sistemimiz olmadan mevcut olamaz.

Materyalizm ilk planda varlığı ikinci planda düşünceyi koyar. Marksist bilgi teorisi bilgimizin değişebileceğini gösteriyor. Bu, bilginin bilgisizlikten doğuş sürecini şüpheli ve eksik bilginin daha açık ve tam bilgi haline geliş sürecini tahlil etmemizi anlamına gelir. Henüz bilinmeyen şeyler mutlak değildir ve bilinmeyen şey zamanla bilinebilir. Mevcut bilgilerimizin, bilgisizlikten hareketle geliştiğini kabul ederek, ” Var olan şeylerin bizim için şeyler’ haline geldiğini görürüz. Biz, nesneleri, onlarda duyumladığımız özelliklere göre dilediğimiz gibi kullanmakla duyumlarımızın doğruluğunu ve yanlışlığını şaşmaz bir denemeye tutmuş oluruz. Eğer duyumlarımız doğru ise, bir nesnenin ne biçimde kullanılacağına ilişkin algılarımızın, dışımızda var olan bir gerçekle uyuştuğunun delilini oluşturur.

Demek ki nesne bizim dışımızda mevcuttur ve duyumlarımızın-nesnelerin yansımalarının hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu ancak pratik içinde tespit edebiliriz. Uğradığımız her başarısızlıkta, bunun nedenlerinin tahlil edersek görürüz ki, davranışımız için esas aldığımız duyum ya eksik ya yüzeyseldir veya eklektik duyumlarda oluşmaktadır. O halde doğru pratiğin onayladığıdır. Duyumlarımız pratik tarafından onaylandığı oranda doğrudurlar ve sübjektif değildirler.

Dış dünyanın bilinçten bağımsız olarak var olması materyalizmin temel önermesidir. Doğa bilimlerince ispatlanan, yeryüzünün insana oranla önceliği objektif gerçektir. Yukarda ele aldığımız, Marksist bilgi teorisinin bilgilerimizin kaynağı duyumlardır şeklindeki ilk önermesi, ikinci önermeden yani insan duyumlarının kaynağı objektif gerçektir. Yukarıda aktarmaya çalıştığımız Marksist bilgi teorisinin bilgilerimizin kaynağı duyumlar şeklindeki ilk önermesi, ikinci önermeden yani insan duyumlarının kaynağı objektif gerçek’tir önermesinden ayrı olarak ele alınmaz.  Bütün bilgiler pratikten ve duyumlardan gelir. Fakat objektif gerçekte bu duyum alanına dahildir. Bunun tersini öne sürmek, sübjektivizm olur ve pratiğin objektif muhtevasını, pratikten edinilen bilginin objektif gerçeğini reddetmek anlamına gelir. Halbuki pratik tarafından bize verilen objektif gerçek ve duyumlarımızın kaynağının objektifliği, insandan bağımsız olarak vardır. Duyumlar varlığı kendine bağlı olmayan bu objektif gerçeği kopya eder, yansıtırlar. Duyumlar, sübjektiftir, fakat duyumların temeli, özü objektiftir. Materyalizme göre yalınız duyumsanan şeyler gerçektir ve gerçek maddi olandır.

Pratiği temel kabul etmek Marksist bilgi teorisinin temelidir. Pratik ölçütünü bilgi teorisinden soyutlamak mutlak sübjektif idealizm olur. Bizim dışımızda objektif kanunlar ve objektif gerçeklikler vardır. Bunun kabulü ile sıkıca bir birine bağlıdır. Bizim dışımızda var olan bu objektif kanunların ve objektif gerçeğin kaynağı bilincimiz değil, objektif gerçektir. Bunun tersini öne süren sübjektif görüş, düşünce ile objektif gerçeği düşüncenin bir parçası olarak görür. Bu sübjektif eğilim felsefede, felsefede idealizmdir. Fakat insan pratiği Marksist-Leninist bilgi teorisinin doğruluğunu ortaya koymaktadır. İnsanların pratik eyleminin başarısı duyumsanan deneylerin objektif gerçekle uygunluğunu ispat eder. Yani belirlenen siyasal, örgütsel çizginin doğruluğu onun objektif gerçeğe uygunluğuna bağlıdır.

1970li yıllarda ortaya çıkan devrimci örgütlerin programatik-politik ve örgütsel duruşlarına bakımından TKP-ML Hareketi ile temelde farklı bir hatta durdukları görülür. Gerek THKO ve gerekse de THKP-C, Kemalizm’den Kürt Ulusal soruna, devletin niteliğinden kitle çizgisi ve devrim, ittifaklar, iktidar ve nasıl bir proletarya diktatörlüğü ve sosyalizm  sorunlarına kadar hemen hemen bir çok alanda  Kaypakkaya yoldaş önderliğinde 1972 Nisan ayında kurulan TKP-ML hareketiyle ortak bir hatta buluşmaları söz konusu değildir.

 Bu durum 1973 yılı yenilgisinin ardından yeniden toparlanma sürecinde de devam etmiş. Ağır yenilgi alan ve merkezi olarak çökertilen üç örgüt –TKP-ML Hareketi, THKO ve THKP-C) yeniden toparlanma sürecinde kendi hata ve yetmezlikleriyle yüzleşmeye yönelmişler. Bu dönemde Kaypakkaya yoldaşın düşüncelerinden etkilenerek hem  THKP-C ve hem de  THKO saflarında ayrışmalar yaşanmıştı. THKP-C’deki ayrışmalarda: Dev-Yol, MLSPB, Acilciler, Kurtuluş(KSD) ve Sosyal emperyalizmi kabul eden THKP-C M-L ayrı akımlara olarak ortaya çıkarken, THKO saflarında, örgütsel ilkeler, kitler çizgisi ve sosyal- emperyalizm üzerinde yoğunlaşan tartışmalar birkaç gruba-TDY, Halkın Kurtuluşu ve Emeğin Birliği-  bölünmüştü . TKP-ML Hareketinde ise bu yenilgi ve nedenleri üzerine tartışma daha çok 1976 yılının başında gündeme gelmiş ve hata ve zaaflara karşı başlatılan tartışma kampanyası, KK’nın hatalı ve darbeci tartışma yöntemini bahane eden-ki KK bu hatalı ve darbeci tartışma yöntemini kısa zamanda terk ederek özeleştiri yapmış ve tabandan gelen tepkilerle tutumunu düzeltmiş ve inkarcı eğilimleri darbelemişti-, sübjektif ve dogmatik daha sonrasında kendilerine Partizan diyecek  İstanbul ve Dersim merkezli bir grup tartışmadan kaçarak örgütte kopmuştur.

Aslında 1976 yılı tartışmalarında öne çıkan Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapı tartışmalarında TKP-ML Hareketi, sübjektivizm ve dogmatizme savaş açarak, Çin devrimi kopyeciliğinden uzaklaşarak somut durumun somut tahlili Leninist yöntemi kendisine düstur alarak, tabuları yıkmış ve Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısının işbirlikçi tekelci kapitalizmin egemen olduğu, feodal artıkların ikinci planda olduğu sonucuna vararak, önemli bir eşiki aşmış ve diğer devrimci akımlara yol gösterici buz kıran rolü oynamıştır.

Hareketimizin 1972 kuruluş döneminin hata ve zaaflarının kefareti olarak doğan ve sonrasında TKP-ML Partizan adıyla yoluna devam eden dogmatik ve sübjektif düşünce tarzının temsilcisi  akım tarihi kendi kafasına göre yazarken, Türkiye devrimin geçekliğinde koparak “Sol” oportünizme savrularak geriye düşmüştür. Dün aynı hatta buluşarak komünist hareket  salvo atışlar yapan TKP-ML Partizan kökenli akımlar, değişik ideolojik-politik hatta savruluşlar. Kimi hala dogmatizmde ısrar ederek yarı-sömürge-yarı feodal köylü toprak devrimi türküsünü söylerken Özgür gelecek ve yeni demokrasi çevreleri-   kimisi tam tersi bir ideolojik hatta savrularak -MKP sosyalist devrim görüşüne  rücu ederek- ama yine de tastamam komünist olduklarını ve 48.yıldır aynı hatta durduklarını ve   TKP-ML Hareketi’nin hattını savunduklarını yinelemekten geri durmuyorlar. Elbette yalnız bu akımlar ideolojik-politik alanda fukaralık etrafında dönüp durmuyorlar.

 Aynı zamanda TKP-ML Hareketini sınıfa yönelik sürekli v sistemli bir faaliyet yürütmediği gerekçesiyle “ küçük burjuva köylü devrimcisi” olarak mahkum eden MLKP’den TKİP’e, EMEP’e ,TİKB kanatlarına kadar bir çok akım 30-40 yılı aşkındır politik alanda faaliyet yürütmelerine karşın hala sınıftan kopuk kendi çalıp kendi oynar halde olmalarına izah bulmaları dürüst devrimciliğin gereği değil mi. 30-40 yıldır sınıfa bağlanmayan ve kırın ve şehrin emekçileri içinde ayakta kalmaya çalışan bu akımların bir yıllık gibi kısa bir döneme sığdırılan ve ardından yenilgiyle sonuçlanan ve  bu süreci yargılama ve değerlenmeye olanağı  olmayan Kaypakkaya yoldaşı sınıfla birleşmeyi merkezde tutmadığı için küçük burjuva devrimci olarak ilan edenlerin 30-40 yılın ardında sınıftan kopuk şehrin emekçileri arasında dönüp durum  MLKP-TKİP-TİKB vb. akımların değil komünist tutarlı devrimci akımlar oldukları sorgulanır haldedir.

Bugün mevcut halde TKP-ML Hareketinin  komünist hattını hata ve eksiklerinden arındırarak daha da derinleştirerek Türkiye devriminin  temel sorunlarına çözüm üreterek hem mükemmeliyetçilik ve hemde dogmatizm adı altında  komünist harekete musallat olan oportünist-revizyonist akımlara karşı Komünist Parti-İnşa örgüt mücadele etmekte ve Kaypakkaya yoldaşın komünist mirasına sıkıca tutanarak ileriye doğru yürümektedir.

Kaypakkaya’nın yoldaş o dönemde devlet, devrime proletarya enternayonalizmi,  nasıl bir parti, nasıl bir sosyalizm ve  proletarya diktatörlüğü vb. konularında olduğu gibi yine  tabu olarak görülen başta Kemalizm, Kürt ulusal sorunu, TKP’nin eleştirisi  vb gibi konuları ikircimsizce  komünist bir yaklaşımlaİ o ne der bu neder yaklaşımlarından uzak ele alarak, devrimci ve komünist hareketin önüne  konulan tabulara vurarak buz kıran rolünü oynayarak  olarak teorik görüşlerini mantığını mantiki sonucuna taşımıştır.. Burada sorun Kaypakkaya’nın, 50 yıllık revizyonist, reformist ve pasifist bir çizginin etkileri altında cepheden açacağı savaştır. Kemalizm’in devrimcilikle eş değer görüldüğü, sosyal şovenizmin önemli etkilerinin yaşandığı, Kürt ulusal  sorununun yeterince  bilince çıkartılamadığı ve ayrı bağımsız devlet kurma fikrinin asıl olarak devrimci hareket içinde henüz zayıf olduğu bir tarihsel süreçte Kaypakkaya’nın başkaldırısı devrimciliğin ötesinde komünist bir kopuştur. Bu aynı zamanda Türkiye devrimci hareketindeki bir ideolojik saflaşmanın temelidir. Sosyalist ve devrimci hareketin ideolojik alanda berraklaşmasıdır. Bunun bilimi, Marksizm-Leninizm’dir. Kaypakkaya ulusal sorunda açtığı bayrak, Marksist-Leninist hareketin varoluşunu ifade eden siyasal olgulardan biridir.

Her ülkedeki tarihsel gelişme komünist hareketin doğuşunda tarihsel evreye damgasını vuran halkaları yakalar. Bunları yukarıda belirtik. Bir bütünlük içerisinde değerlendirdiğimizde, ülke özgülünde bu temel çıkışlar, yani. Kemalizm’e karşı mücadele, ulusa1 sorunun teorik çözümlenmesi, revizyonist sınıf işbirlikçi TKP’nin reddi.

 Bunlar Türkiye devrimci hareketinde önemli ideolojik ayrışmaların kaynağıdır. Sadece devrimcilikle revizyonist-reformist akımlar arasındaki bir mücadele değildir. Marksizm’le burjuva, küçük-burjuva ideolojiler arasındaki PDA-THKO-THKP-C vbgibi akımlarla- kesin bir kopuştur. Türkiye özgülünde temel kopuş halkasında bu bileşenlerin önemli yeri vardır. Türkiye devrimci ve komünist hareketi daha bu kopuşma1ann üzerinde tanışmalar ve ideolojik mücadeleler yürütmektedir. Bu ha1kanın bir ayağını daima Kaypakkaya ya da TKP/ML Hareketi’nin görüşleri oluşturmaktadır. Bunun doğrudan veya dolaylı yansıması hiç te önemli değildir.

Kaypakkaya söz konusu olduğunda bu kopuş tarihsel bir olgudur, bir mirastır. Kaypakkaya Marksizm teorisini o günün koşulları içerisinde devrimci hareketin dönüştürülmesinde özel bir tarzda kullanmıştır. Ortaya çıkan ideolojik saflaşma devrimci hareketin ’70’Ii yıllarında zorunlu bir olgusuydu. Bu yapılmadan ileriye doğru adım atılması söz konusu değildi. Birincil derecede bunun başarılmasıydı. Devrimci hareketin düzenle bütün ideolojik bağlarını koparması ve cepheden mücadele edilmesi, siyasal iktidar mücadelesinin Marksist- Leninist perspektiflerle ele alan komünist hareketin doğuşunu da koşulladı.

İşte Kaypakkaya bu temel görevi başardı. Eğer Kaypakkaya bu temel görevi başaramamış olsaydı, devlet sorununu kavrayamazdı, parlamento sorunun çözümleyemezdi. Türkiye’nin siyasal tahlilini yapamazdı. Sınıflar mücadelesini tahlil edip, devrimin temel sorunlarını çözüm bulmazdı. Nasıl ki, revizyonizme karşı mücadele uluslararası komünist harekette bir ideolojik saflaşma yaratıysa, Kaypakkaya’nın ülke özgünün de ortaya koyduğu görüşler devrimci hareket arasında yeni bir saflaşma oluşturdu ve komünist hareketin oluşumunu sağladı. TKP-ML Hareketinin  hataları, yetmezlikleri ve eksikliklerini ise Kaypakkaya da görevi devralan yoldaşları sürekli olarak kendisini M-L bilinçle donatarak aşmasını bildi. Hem mükemmeliyetçilik görüntüsü altındaki inkarcılığa ve hem de  dogmatizmi ve sübyektivizmin kendini yenileyip geliştiremeyen çürüme haline  cepheden savaş açarak, komünist hareket hata ve zaaflarına karşı mücadele içinde gelişip güçlenir perspektifine bağlı kaldı. Bu gerçeklik abartılmaksızın bilinmeli ve  emekçilerin- devrimcilerin tarih çarpıtıcılığına değil dha çok gerçeğe  gereksinimleri olduğunu unutmayalım.

HALKIN BİRLİĞİ

Hasan Aksu’nun Halkın Birliğine Dair Hezeyanları Üzerine..!

Garbis Altınoğlu’nun ölümünün ardında, değişik düşünce ve örgütlerde gelen bir çok kişi anma yada değerlendirme yazısı …

instagram web viewer instagram profile