Anasayfa / İnşamız / M.Suphi  TKP’si  97. Yaşında Emekçiler Örgütsüz İşçi Sınıfı Hala  Öncüsüz..!

M.Suphi  TKP’si  97. Yaşında Emekçiler Örgütsüz İşçi Sınıfı Hala  Öncüsüz..!

Türkiye Komünist Partisi (TKP), M. Suphi önderliğinde 10 Eylül 1920’de toplanan 1. Kongre’de kuruldu. Kongre Kemalist gericiliğin izin vermemesi üzerine Bakü’de toplandı. Kongreye 15 komünist örgüt ile İstanbul, Anadolu ve Bakü kümeleri temsilcilerinden oluşan 74 delege katıldı. Bu delegelerden 51’i İstanbul ve Anadolu’dan gelmişti. M. Suphi oybirliğiyle parti başkanlığına seçildi.

Tüm dünyayı sarsan Ekim Devrimi’nin top sesleri kısa zamanda ülkemizde de etkisini gösterdi ve Marksizm’in yayılmasına büyük bir atılım kazandırdı. Türkiye’li komünistler proletaryanın bağımsız siyasetini sürdürecek komünist partisinin kuruluşu için harekete geçtiler. Kararlı, yoğun çalışmalar sonucu 10 Eylül 1920’de TKP, komünist grupların birleşmesiyle Bakü de kuruldu. Böylece proletarya kendi bağımsız öz öncü örgütüne kavuşmuş oldu.

TKP’nin kurulması ile komünist grup, çevre ve hücreler tek bir örgüt içinde birleştirildi. Komünist parti programı oluşturuldu ve böylece geniş yığınları kucaklama çalışmasına girişildi.

TKP, Mustafa Suphi önderliğinde Marksizm-Leninizm’i yol gösteren düşünce olarak benimsedi. Lenin’in önderliğindeki 3.Enternasyonal’e bağlı olarak çalıştı. İşçi sınıfı ve emekçi köylülerin, emperyalizmin, feodalizmin ve gericiliğin boyunduruğundan kurtuluşunun ancak devrimle mümkün olabileceğini kararlılıkla savundu. Proletaryanın kurtuluşunun kendi sınıf egemenliği ve sosyalizmde olduğunu savundu. 3. Enternasyonal’deki diğer komünist partileriyle birlikte, emperyalizme ve her türden gericiliğe karşı kararlılıkla mücadele etti,

TKP, ülkemiz, proletaryası ve emekçi halklarını emperyalizme ve gericiliğe karşı anti-emperyalist mücadelesini aktif olarak , örgütlemeye çalıştı. Emperyalist işgale karşı ulusal kurtuluş mücadelesinde, proletaryanın önderliğini ve emekçileri iktidarının gerçekleştirmeyi başlıca güncel hedef aldı. Buradan olarak, Türkiye halklarının, ulusal kurtuluş mücadelesine aktif olarak katıldı.

Ancak bu mücadelenin önderliğini elinde bulunduran burjuvazinin temsilcisi Kemalistler TKP’ nin gelişmesini önlemek ve etkisiz hale getirmek için, önce sahte bir komünist partisi kurdular, bu tutmayınca Türkiye’ye gelip anti-emperyalist ulusal kurtuluş mücadelesine katılmak amacıyla için yola çıkan TKP’nin önder kadroları, 28-29 Ocak 1921’de Karadeniz de Kemalistlerce hain pusuya düşürülerek katlettiler

  1. Suphi ve yoldaşları Kemalist gericiliğe uzlaşıcı bir iyimserlik göstermelerinin bedelini yaşamlarıyla ödediler. Elbette bedel yalnızca bu olmadı. Türkiye Komünist hareketi için

uzun süre yeri doldurulamaz denli büyük bir kayıptı bedelin diğer yanı. Kuşku yok ki, Kemalist burjuvazi gelişen proletarya partisinin önünü kesmek için, temsilcisi olduğu burjuvazinin niteliğine uygun davrandı ve M.Suphi önderliğindeki komünistlere özgürlük tanımadı. M.Kemal ve arkadaşları bir yandan devrimin Rusya’sından para ve silah desteği almak için komünistlere özgürlük tanıyor görünümü vermeye çalışırken, öte yandan M. Suphi ve yoldaşlarını katlederek, Anadolu’da komünist ve devrimci örgütlenmeleri dağıtarak gerçek halk ve devrim düşmanı politikasını uygulama yoluyla aynı zamanda, emperyalistlerin teveccühünü kazanmaya çalışıyordu. Bunu başardı da.

  1. Suphi ve 14 yoldaşının Kemalist diktatörlük tarafından katledilmesi, TKP’nin gelişmesinde bir dönüm noktası oldu. TKP bir süre dağınık kaldıktan sonra 1925lerde Ş.Hüsnü önderliğinde adım adım sistemli sağ oportünist ve Kemalizm’in Solu bir çizgi izledi. Kemalistlerle uzlaşarak, Kürt ulusal hareketine tavır aldı: feodalizme karşı olmadı altında Kemalist rejimin Kürt katliamını destekledi, Kemalist gericilerinden demokratik devrimi yapmalarını bekledi. Kemalist rejim kendi egemenliği için tehlikeli gördüğü muhalifleri sürekli ve sistemli olarak ezdi. 1930’larda TKP, tutuklamalar ve alınan darbeyle tasfiye edildi.

1950’lerde yurt-dışına çıkan ve Orada mülteciler grubu kuran Yakup Demir kliği, Kruşçev modern revizyonistlerinin yardımıyla TKP tabelasını asarak, TKP’ni yeniden toparlamaya çalıştı.

TKP, Suphi’den sonra 1950’lerin ikinci yarısına kadar anti-emperyalist demokrat bir hareket olarak varlığını sürdürdü. Sovyetler Birliği ve bir dizi Doğu Avrupa ülkesinde kapitalizmin yeniden dirildiği 1956’lardan sonra, modern revizyonist bir çizgi izledi. Böylece TKP, Rus sosyal emperyalizminin politik işbirlikçisi bir parti haline geldi. Daha sonrasında H. Kutlu önderliğindeki TKP, Gorbaçov revizyonist çizgisinin etkisiyle ’85’ten başlayarak daha kaba reformcu bir yol izledi. TKP-TİP birleşerek TBKP ile yola devam etmeye çalıştılar. Ama buda tutmadı. Ulusal Demokratik programıyla, Evren-Özal yönetimi dışında, tüm sınıf klikleri ve liberal burjuva grupların koalisyonun mücadelesini başlıca hedef olarak aldı ve yığınların ilerici hareketini bu yönde etkilemeye çalıştı. TBKP revizyonistleri bu çizgisine bağlı olarak T.C. devletinin icazetine sığınmaya çalıştı. TBKP Türkiye’ye döndü ve Sovyet revizyonizmin çöküşüyle birlikte tarihin çöplüğünde yerini aldı. Bugün kendisine TKP diyen değişik akımlar olmasına kaşın, bunların hiç birisinin de M. Suphi yoldaşın komünist TKP’si ile uzaktan yakından ilişkileri olmadığı gibi, bunların hepsinin de revizyonist TKP’nin değişik versiyonları olduklarını söylemek hiç de yanlış olmayacaktır.

Türkiye’de Komünist Hareketi uzun yılların ardından ilk kez ve yeniden İbrahim Kaypakkaya yoldaşın önderliğinde TKP/ML Hareketi olarak 1972 yılında kuruldu. Kuşkusuz. M. Suphi TKP’sinin görüşlerini kendine temel alarak ve onu eksiklik ve yetmezliklerinden arındırıp daha da ileriye taşıyarak.

M.Suphi TKP2’nin ardında 97 yıl geçmiş olmasına rağmen ülkemiz proletaryası hala kendi öz örgütü komünist partisini yeniden kurabilmiş değil.

İşçi sınıfının sayısı 10 milyonları aştığı, 40-50 yıllık deney ve tecrübenin baki olduğu, devrimci kadrolarının sayılarının eskiye göre daha fazla olduğu koşullarda hala kendisine işçi sınıfının öncü partisi sıfatını takanlar sınıftan kopuk küçük burjuva devrimciliğinin içinde boğulmaktan çıkamıyorlar. Bu görev bütün ivedilikle proleter devrimcilerin önünde durmaktadır.

Türkiye de kendilerine sınıf partisi diyen ve M.Suphi TKP’sinin izinde gittiklerini söyleyen açık-gizli onlarca parti var olmasına rağmen bu partilerin sınıfla ciddiye alınacak bir bağları söz konusu değildir. En yenisinin 20-30 yıllık geçmişi olan bu örgütlerin hala sınıfla ciddi bağlar kuramamaları ,kendi çalıp kendi oynamaları. M.Suphi TKP’sinin yarım bıraktıklarını tamamla kararlığı içinde olmadıklarını ve Leninist parti öğretisinin özünü boşalttıkları anlamına geliyor. Sınıf ve halk örgütsüz, öncüsüz ve dağınıkken, yüzlerin Kürt ulusal hareketinin çizgisine dönülmesi ve Rojava devrimi gölgesinde kolay yolun seçilmesi bir yerde sınıftan kopuk parti fikrinin geçer akçe kılındığını gösteriyor.

Mevcut halde Batıda işçi sınıfı ve emekçiler örgütsüz ve dağınık. Kuşku yok ki, bu durumda en çok yararlanan AKP-MHP faşist halk düşmanı ittifakıdır. Batıda faşist şovenist dalganın kırılması en başta proleter devrimcilerin görevidir. Kürt özgürlük hareketiyle enternasyonalist dayanışma ve halkların birleşik savaşımının ete kemiğe bürünmesi tamda burada ifadesini buluyor. Kirli savaşın destekçisi Türk halkıdır. Haliyle devrimci ve sosyalistler bu faşist ırkçı halklar arası düşmanlığı körükleyen politikaları sürekli sistemli bir devrimci propaganda-ajitasyon ve örgütlenme çalışmasıyla boşa çıkaracaklar ve Kürt direnişine en büyük desteği örgütlemiş olacaklardır. Bugün bu devrimci enternasyonalist tutum devrimci ve komünistlerce derinden kavranıp pratiğe sürülmediği durumda faşist dinci ve Kürt düşmanı resmi devlet politikasının merkezleri haline gelmiş olan ve işçi ve emekçilerce desteklenen ilgi gören Batıdaki Türk şovenizmine karşı halkların eşitliği ve özgürlüğü belgisini ete kemiğe büründürmek dur durak bilmeden çalışmadan enternasyonal dayanışmayı büyütmek laftan öte geçmeyecektir. Haliyle komünistlerin bugün başat görevlerinden birisi, batıda işçi ve emekçiler arasında devrim ve sosyalizm, halkların eşitliği ve özgürlüğünün propaganda-ajitasyon çalışmasını yaparak işçi ve emekçileri devrimci temelde örgütleyip mücadeleye seferber etmektir.

Fabrikaların, köylerin, semtlerin ve okulların kısacası yaşamın her alanını devrimin merkezi haline getirme perspektifiyle hareket edilmeden, başta sınıfı örgütleme pratiğinde odaklanmadan, proletaryanın komünist partisini yeniden kurmak ve komünist parti mezarlığın dönmüş olan bu olumsuz ve yığınlardan kopuk duruma son vermek güç olacaktır.

Proletaryanın komünist partisini yeniden oluşturmak görevi anın temel görevleri arasında durmaktadır. Bu devrimci görev birbiriyle bağlantılı bir dizi görevin her günkü devrimci çalışma içinden yürütülmesiyle başarılabilir.

HALKIN BİRLİĞİ

Devrimin Örgütlenmesinde Önderlik ve Kadrolar Sorunu…!

” Deneyle çekirdekten yetişmiş ve uzun bir çıraklıktan geçmiş, aralarında iyi anlaşan önderler olmaksızın, çağdaş …