Anasayfa / Önderlerden Öğreniyoruz / Ölümünün 124.Yılında Bilimsel Sosyalizmin Kurucularından ve Proletaryanın Büyük Öğretmeni Engelsin Anısına !

Ölümünün 124.Yılında Bilimsel Sosyalizmin Kurucularından ve Proletaryanın Büyük Öğretmeni Engelsin Anısına !

Engels, bundan tam 124 yıl önce 5 Ağustos 1895’de Londra’da hayata gözlerini kapadı. Bütün yaşamı boyunca proletaryanın kurtuluşu için olağanüstü bir fedakarlık ve bilimsel inançla çalıştı. O’nun ölümü dünya proletaryası için büyük bir kayıptı. Ama O ardında, Marks’la birlikte yarattığı ve çağlar boyu yaşayacak olan değerli bir mirası bilimsel sosyalizmi bırakıyordu. Bugün o uluslararası proletaryanın kurtuluş bayrağında, adıyla, eseriyle yükselmektedir.

Engels 1820’de Prusya krallığının Romanya eyaletine bağlı Barmen kentinde doğmuştur. Bir fabrikatörün oğlu olan Engels, lise öğrenimini bitiremeden bir ticarethaneye katip olarak girmiş, çalışırken bilimsel ve politik öğrenimine devam etmiştir. Engels, Alman felsefesine egemen olan Hegel doktrininden etkilenmesine rağmen, onun idealizmini reddetmiş ve materyalist olmuştur. Doğa ve toplum olaylarının ancak maddi nedenlere dayalı olarak meydana geldiği sonucuna varmıştır.

Engels, bilimsel sosyalizmin eyleme aktarılması ve bir gerçek haline gelmesini sağlayacak olan proletaryayı, İngiltere’nin sanayi merkezi olan Manchester’da tanımıştır. Bu şehre, babasının hissesi bulunan bir ticarethanede çalışmak üzere yerleşmiş ve büro çalışmalarından ziyade işçi sınıfının durumuyla ilgilenmiştir. Bütün işçi semtlerini gezmiş, onların içinde bulunduğu sefil hayatı yakından izlemiştir. İşçi sınıfıyla ilgili bütün belge ve kitapları incelemiş, 1845’de İngiltere’de “İşçi Sınıfının Durumu” adlı eseri yazmıştır. Bu kitabında işçi sınıfının durumunu ilk defa en çarpıcı biçimde yansıtmakla kalmamış, aynı zamanda işçi sınıfının içinde bulunduğu durumu onun tarihi yaratacak bir eyleme ittiğini göstermiştir. İşçi sınıfının mücadelesinde kendi kendisine yardım edebileceğini başkalarının elinden kurtuluş bekleyemeyeceğini ortaya koymuştur. Engels bu şehirde, ingiliz işçi hareketenin militanlarıyla tanışmış ve tam anlamıyla bir sosyalist olmuştur.

1844’de Paris’de daha önce mektuplaştığı Marks’la tanışmıştır. Bundan sonra Marks ve Engels’in hayat mücadeleleri kopmaz bir şekilde birbirine bağlanmıştır. Yarattıkları eserler ortak çalışmalarının ürünü olmuştur. Lenin, Karl Marks ve Doktrini adlı kitabında onların beraberliğini şöyle dile getiriyor: “Eski efsaneler dokunaklı arkadaşlık örnekleriyle doludur. Avrupa proletaryası haklı olarak ileri sürebilirki, kendi bilimini yaratmış olan bu iki bilim adamının, bu iki savaşçının eskilerin efsanelerinden aktarılan en etkileyici örnekleri bile geride bırakmıştır. Engels, son toplantıda haklı olarak Marks’ın önünde adeta silinmiş, hep ikinci planda kalmak istemiştir. Eski bir dostuna şunları yazmıştır:

“Marks’ın yanında ben oldum olası yalnızca bir ikinci kemandım.”

“Marks’a karşı, yaşadığı sürece ve öldükten sonra saygısı sonsuzdu. Bu ciddi militanın ve katı düşünürün sevgi dolu bir yüreği vardır.”

Marks’la Engels’in aralarındaki bu içten bağlılık, proleter devrimleri için bağlılık proleter devrimciler için daima örnek alınması gereken bir tavırdır. Yoldaşlık ilişkilerinin böyle bir temele oturması gereklidir.

Marks ve Engels, gizli bir alman derneği olan Komünist Liga ile temasa geçtiler ve derneğin isteğiyle, Komünist Manifesto’yu yazdılar. Günümüze kadar dünya proletaryasının ilham ve güç kaynağı olan bu eser, bütün ülkelerin işçilerini birleşmeye çağırarak sona eriyordu. Marks’la birlikte Engels’in yaptığı bu çağrı işçi sınıfının temel bir şiarı olarak giderek kökleşmekte ve bugün her zamankinden daha fazla önemini hissettirmektedir. Emperyalizm aşamasına ulaşan kapitalist sistemden nihai olarak kurtulmak, dünya işçi sınıfının birleşik eylemi olmadan imkansızdır. Engels’in ölüm yıldönümünde, bunun ne derece ciddi bir sorumluluk olduğunu, modern revizyonistlerin darbe vurduğu dünya işçi sınıfının devrimci birliğini geliştirmek ve pekiştirmenin önemini kavramalıyız. Bu birliği gerileten, bozan davranışlardan itinayla kaçınılmaktadır.

Engels, sadece teorinin yaratılmasıyla ilgili çalışmalarla yetinmemiş, aynı zamanda, proletaryanın örgütlenmesi, mücadelesi ve taktikleriyle de yakından ilgilenmiştir. O, aynı zamanda kararlı bir militandı.

1845’den 1847’ye kadar Engels Brüksel ve Paris’te yaşamış ve buralardaki Alman işçileri arasında pratik faaliyetlere katılmıştır. Marks’la birlikte Köln’de çıkan Neue Rheinische Zeitung’un başına geçmiştir. Halkın özgürlüğünü, çıkarlarını gericilere karşı savunmuştur. 1848 devrimi sonucunda gericiler duruma hakim olunca gazeteyi kapattılar. Bu arada Engels halkın silahlı ayaklanmasına katıldı. 3 muharebede özgürlük için çarpıştı ve isyancıların yenilgisinden sonra, önce İsviçre’ye oradan da Londra’ya sığındı. 1848 Devriminin tecrübelerini “Almanya’da Karşı Devrim” adlı eserinde değerlendirdi.

1864’de Marks’ın girişimiyle kurulan, “Uluslararası Emekçiler Derneği”nde (1.Enternasyonal) Engels’de önemli rol oynadı.

Ölünceye kadar da işçi sınıfının mücadelesi içinde faal olarak yer aldı. işçi sınıfı partisinin örgütlenmesine özel bir dikkatle eğildi.

Engels aynı zamanda ayaklanma üzerinde derin araştırmalar yaptı, sokak savaşı, barikat savaşlarıyla ilgili olarak değerli sonuçlara ulaştı. Gerilla savaşı, ayaklanma sanatı üzerine makaleler yazdı.

Engels eserlerinin bir çoğunu Marks’la birlikte hazırlamıştır. 1883’de Marks öldüğünde onun en önemli eseri olan Kapital’in yalnız birinci cildi basılmıştı. Diğer ciltleri basıma hazır değildi.

Marks’ın ölümüyle birlikte Engels hem işçi sınıfının öncü ve öğretmenliğini hem de Marks’la temellendirdiği bilimsel sosyalizmin teorisinin geliştirilmesini omuzlamıştır. Dördüncü cildi sonuçlandırmaya ömrü yeterli gelmemiştir.

Engels işçi sınıfı hareketi açısından teorinin önemi üzerinde büyük bir önemle durmuştur. Teorik mücadeleye, işçi sınıfının siyasi ve ekonomik mücadelesiyle eşdeğerde bir önem vermiştir. Engels, Lenin’in “Ne Yapmalı”ya aktardığı bir paragrafında bu konuyla ilgili olarak şunu belirtiyor. “Teorik sorunları derinliğine kavramak, eski dünya görüşünden miras kalan geleneksel ibarelerin etkisinden kendilerini gittikçe kurtarmak ve sosyalizm bir bilim haline geldiğine göre, bir bilim gibi ele alınması gerektiğini, yani incelenmesi gerektiğini akılda tutmak özellikle önderlerin görevi olacaktır.”

Özellikle ülkemizde devrimin çeşitli meseleleriyle ilgili teorik darlık ve sığlık ortamında teorik mücadeleye gerekli önemi vermenin ve ayrıntı gibi görülen her ilke meselesi üzerinde titizlikle durmanın önemini kavramalıyız. Özellikle teori alanında her türlü sapma ve tahribat girişimi artan ölçülerde yaygınlaşmaktadır. Bunları küçümsememek, ciddiyetle gerçeği aramak ve yanlışlarla mücadele etmek, savsaklanmayacak bir görevimizdir. Engels’in bu konudaki çalışmaları bizim bu yöndeki görevlerimizi bir kez daha hatırlatmalıdır. Engels hayatının en az on yılını çeşitli konulardaki sapmaları mahkum etmeye harcamıştır. anti-Dühring adlı eseri bunun en güzel örneğidir.

Engels, doğa ve toplumun diyalektik gelişimini “Ailenin, özel Mülkiyetin, Devletin Kökeni”, Doğanın Diyalektiği” vb. eserlerinde çarpıcı biçimde ortaya koymuştur.

Yaşamı ve mücadelesi Marks’dan ayırt edilemeyen F. Engels’i anarken sözümüzü şöyle bağlayalım:

“Marks’la Engels’in işçi sınıfına yaptıkları hizmeti bir kaç sözcükle özetlemek gerekirse, denilebilir ki, onlar işçi sınıfına kendi kendisini tanımasını, kendi bilincine varmasını öğretmişler ve hayalin yerine bilimi geçirmişlerdir.” (Lenin)

Önümüze çıkan devrimin görevlerini çözmede, daima ışık ve rehber olmalıdır Friederich ENGELS

HALKIN BİRLİĞİ

ÖLÜMÜNÜN 66.YILINDA STALİN YOLDAŞ YOL GÖSTERMEYE VE BURJUVAZİNİN KORKULU RÜYASI OLMAYA DEVAM EDİYOR..!

Biliyoruz ki dünyada proletaryanın uzlaşmaz demir komünist önderi Jozef Stalin yoldaş kadar karalanmış, yanlış tanıtılmış …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle