Anasayfa / Kültür-Sanat / ÖLÜMÜNÜN 34.YILINDA SANATIN DEVRİMCİ MİLİTANI YILMAZ GÜNEYİ ANARKEN..!

ÖLÜMÜNÜN 34.YILINDA SANATIN DEVRİMCİ MİLİTANI YILMAZ GÜNEYİ ANARKEN..!

“Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili
Biz kendimizden başka herkesin
üzüntüsünü üzüntümüz,
acısını acımız yaptık çünkü,
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız
bir insanın gözyaşı bile içimizi parçaladı
Yaşamak ne güzel
sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek
Ve o vazgeçilmez sancılarını
duyarak hayatın.”
YILMAZGÜNEY
Aslında burjuva liberal aydınlar, sanatçının örgütlü olmasını, devrim ve sosyalizm için savaşım içinde olmasını, yaratıcılığın engellenmesi olarak görülüp gösterilerek partizan sanata karşı çıkarlar. Neki tersine örgütlü, devrim ve sosyalizm savaşımı  sanatçıları çok yönlü geliştirmiş ve  halkın sorunlarını dillendiren üretimler yapmışlar. Bunlardan somut örnek vereceğimiz bir çok sanatçı, yazar-romancı-şair var ama  bunlarda Nazım Hikmet ve Yılmaz Güney yaşamları ve mücadeleleriyle örgütsüz bencil ve sorumsuz sanatçılığı boşa çıkaran örneklerden öne çıkanlar olmuştur.

Kendisini emekçi halkların çözüm bekleyen eşitlik, özgürlük ve demokrasi savaşımın adayan Yılmaz Güney yalnızca sanatıyla değil kurulu sisteme karşı devrimci duruşuyla da sanatçı ve aydınlara örnek olmuştur.

Yılmaz Güney zorlu yaşama  hayata 1937’de Adana’nın Yenice köyünde gözlerini açtı, Yılmaz Güney. Asıl adının Yılmaz Hatimoğlu Pütün olmasına rağmen Çukurova’yı simgeleyen ‘Güney’ soyadıyla tanındı. Kürt yoksul bir ailenin çocuğu olarak, doğduğu günden başlamıştı onun için eşitsiz hayatın sancıları. Çocukluğundan itibaren bir yandan öğrenimine devam etti, bir yandan da çalıştı. Lise yıllarında, bisikletiyle 16mm film bobinleri taşıdığı yıllarda sinemaya ilk adımını atmış oldu

Daha  10 yaşındayken evden kaçarak Adana’daki akrabalarının yanına giden yılmaz Güney bu dönemde Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul’ya gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikayeler yazıyor diğer yandan sinemayla ilgileniyordu. . Daha sonra Atıf Yılmaz’ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı.
Yılmaz Güney, 1955 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydoldu ve orada devrimci gruplarla ilişki geliştirdi. Daha sonra Yılmaz, Adana’ya döndü ve Dar Filmde çalışmaya başladı. Buradan işi için İstanbul’a geçen Yılmaz, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne kaydoldu. Bu dönemde sinemaya ciddi olarak adım atmasını sağlayan Atıf Yılmaz ile tanıştı. Yine bu süreçte yazdığı On üç adlı dergide yayınlanan “Eşitsizlik Sistemleri” adlı öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle 1961’de hapse mahkum edildi. ‘Boynu Bükük Öldüler’ romanını da bu dönemde yazdı.
Yılmaz, roman ve öykülerinde kaleme aldığı toplumsal gerçekliği, sinemasında da film karelerine aktardı. O, sinemalarında, kapitalist sistemin gerçekliği olan işsizlik ve yoksulluğun toplumdaki ekonomik ve sosyal yansımalarını, yozlaşmayı ve insanlardaki umutsuzluğu devrimci sinema bakış açısıyla ustaca işledi. Bu gerçeklikleri yansıttığı ‘Umut’ filmi de bu sistemin yarattığı insan umudunun tükenişinin filmi olarak yansıdı beyaz perdeye. Yılmaz Güney’in, 1970 yılında çevirdiği Umut filminde, kapitalist sistemin insanları avutmak için ürettiği ve ondan yararlandığı, sahte kurtuluş umudu, toplumsal gerçeklikle yansıtılır. Film, kapitalizmin gelişmesi, sermayenin merkezileşmesiyle, işçi sınıfı ve halkların saflarında yoksulluk ve işsizliğin derinleşmesinden düzen tarafından yaratılmış sahte kurtuluş umutlarını işler. 48.yıl öncesinden çevrilmesine rağmen Umut filminin aydınlattığı bu gerçek, bugün kapitalist sistemin büyük bir kar sektörüne dönüştürdüğü, milli piyango, sayısal loto, at yarışları, iddia, internet üzerinden bahis oyunları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yılmaz Güney, sanatı ve sanatçıyı, sınıf gerçekliğinde değerlendirirdi. Sanatta tarafsız kalınmayacağını, sanatın ve sanatçının burjuvazi ve proletarya arasında hangi tarafta olduğuna karar vermesi gerektiğini ifade etti. Sanatçıyı da, siyasal veya kültürel çalışmalarının, toplumsal tutum ve ilişkilerinin, eserlerinin hangi sınıfa hizmet ettiği gerçeğine bakarak değerlendirirdi. Bu bakış açısıyla Yılmaz, filmlerine dönemin üretim tarzını ve buna bağlı olarak gelişen toplumsal ilişkileri, ezilen ve sömürülen emekçi sınıfın bakış açısıyla aktardı. Örneğin, 1979’da ele aldığı Sürü filminde, Türkiye kapitalizminin, Kürdistan’daki, feodal üretim tarzını çözüşünü ve bunun toplum yaşamındaki ideolojik ve iktisadi etkilerini işler.
Yine, 1982’de yönettiği Yol filminde ise, Kürdistan ve İç Anadolu’dan devletin cezaevinde bir araya gelen üç arkadaşın hikayesi anlatılır. Hiç kuşkusuz, bu üç arkadaşın hikayesi, Kürdistan ve Batıdaki genel sosyo-ekonomik durumun bir yansıması biçimindedir. Kürdistan’daki, yarı feodal ilişkilerin çözülüşü ve neden olduğu trajedi, başarılı bir senaryo, sinemacılık ve oyunculukla yansıtılır.
Yılmaz, 1972’de Mahir Çayan ve arkadaşlarına yardım ettiği için tutuklandı. Bu süreçte, siyasal bilincinin de gelişmesiyle çıkar çıkmaz, siyasal mücadelesinin ve halkının kurtuluş savaşı olarak gördüğü sinemaya, ‘Arkadaş’ filmini kazandırdı.
1974’te çektiği ‘Arkadaş’ filmi; Yılmaz Güney’in çocukluk arkadaşıyla ayrılan yollarının uzun yıllardan sonra buluşmasını konu alır. Arkadaşı tam bir yabancılaşma, entelektüel ve ahlaki çöküntü içerisindedir. Proleter, emekçi değerleri temsilen Yılmaz, bataklığın içinde insanların gerçekliğiyle yüzleşmesinin öncülüğünü yapar. Bugün de her bakımdan derinleştirilen toplumsal çürütme politikası ve yaşam tarzına karşı Arkadaş filmi devrimci ve komünistlere yol gösterici bir çok yön taşımaktadır.
“Sanatsal çabalar ve çalışmalar, sınıf mücadelesinden kopuk ele alınamaz. Ben bir kavga adamıyım, sinemam da bir kavganın, halkımın kurtuluş savaşının sinemasıdır. Bugüne kadar gücümün ve bilincimin elverdiği oranda kavganın içinde yer aldım. Bu nedenle sanatçı kişiliğimin yanında siyasi bir kişiliğimde var. Ve bunlar birbirinden ayrı değildir.”
Yılmaz, kavgasının bir parçası olan sinemayı, toplumu değiştirmede bir araç olarak gördü. O, toplumun sürekli değişim ve dönüşüm içinde bulunduğunu, sınıflar arası mücadelenin bu değişimde belirleyici bir rol oynadığını görerek sinemanın da buna hizmet etmesi gerektiği bilinciyle devrimci tarzda değerlendirdi. Devrimci sinema anlayışı gereği, sinemayı, diyalektik materyalist bir bakışla işledi. Sinemada diyalektik yöntemin başarılı seçkin bir örneği olan ‘Duvar’ filmini de 1983’te sinemaya kazandırdı. Bir olguyu oluşturan zıtlıkların, iç çelişkilerin, başarılı figürler şahsında yansıtıldığı Duvar filmi, Yılmaz’ın son çektiği filmdir. Duvar filmi, Türkiye zindanındaki çocuk ve kadın koğuşlarında yaşanan zulüm gerçeğine ayna tutar. Bu filmde, Yılmaz’ın devrimci sinemaya ilişkin birikim ve kavrayışının büyük bir gelişme kaydettiğinin önemli verilerini görürüz. Kimine göre film, çok katı ve acımasızdır. Hiç kuşkusuz bu durum, devrimcilerle liberallerin sanat ve sinema konusundaki kavrayış ve duruş farklılıklarından ileri gelmektedir. Devrimci sinema, adına layık olmayı, projektörlerini tuttuğu yaşamın gerçeklerini, bütünlüklü ve gerçekçi tarzda gösterdiği oranda başarılıdır. Yılmaz’ın yaptığı da budur.
Yılmaz Güney, filmlerinin birçoğunu cezaevinden yönetmesiyle ün kazandı. Çünkü, 47 yıllık yaşamının 11 yılı cezaevinde geçti. Cezaevi yaşamı Yılmaz için siyasal bilincinin olgunlaştığı, devrimci bir okul oldu. Onu Yılmaz Güney yapan da bu okuldu. Cezaevinin kimisini yılgınlaştırıp devrim kaçkınlığına ittiğini, kimilerini de çelikleştirdiğini görürüz. Yılmaz’ında cezaevinde devrime olan inancının çelikleştiğini gördük. Hatta Yılmaz’ın cezaevinde olduğu dönemde Hakkı Gümüştaş’ın anlatımlarından, onun devrim kaçkınlarına cevabından devrime olan inancını daha iyi anlayabiliriz. O dönem tutsakların dışarı ortamı özledikleri, çıktıktan sonra çiftlik kurma hayallerinin olması üzerine Yılmaz şöyle der:
“Şimdi düşün, durup dururken nereden çıkıyor bu işler. Af söylentileri başladı ya. Herkes hemen kendini atıyor bir tarafa. Gidecekler sakin bir yaşamı kurmaya. Hani ne oldu devrim? Ne oldu halkların kurtuluşuna? İşte bu kadar her şey. Kaçıyorlar. Kaçışın adını çiftlik koydular”.
Yılmaz’ın mücadele kaçkınlığına dönük bu söyledikleri günümüze de ışık tutmaktadır. O dönemin, çiftlik kurma hayallerinin altına gizlenen mücadele kaçkınlığının bugün ise oportünizm ve reformizmin gölgesine sığınan ‘devrimciler’ şahsında karşımıza çıktığını görürüz.
Yılmaz Güney, 1974 yılında Yumurtalık savcısını öldürmekle 24 yıla mahkum oldu. 1981 yılında izin alarak ayrıldığı Isparta cezaevine dönmeyerek Fransa’ya gitti ve politik olarak sürgünde yaşadı. T.C. devleti tarafından vatandaşlıktan  çıkarıldı. 9 Eylül 1984’ te kansere yakalanarak yaşama veda etti. Bu 3 yıllık sürgün yaşamında da birden çok öykü ve Duvar filmini kazandırdı devrimci sanata. O, ölünceye kadar devrime olan  inancını yitirmedi. En son nefesini verdiği anda bile “üşüyorum üzerime Komünarların battaniyesini örtün” diyerek gözlerini yaşama gözlerini kapadı.
Ölümünün üzerinden tam 34 yıl geçti. Ama devrimci sinemaya kazandırdıkları eserleriyle o, yaşamaya ve yol göstermeye devam ediyor. Yılmaz Güney devrimci bir sanatçıydı ve emekçi halkımız onu bu yönüyle sevdi. Bir dönem burjuvazi devrimci sanatçıları siyasi kimliğinden soyutlayıp sıradan bir sanatçı olarak sundu ve sunmaya devam ediyor. Amacı ise çok açık; devrimci sanatçıların emekçi halk üzerinde etkilerini silikleştirmek, onların verdikleri siyasi mesajların etkilerinden arındırmak ve kendi ideolojisini besleyen ‘sanatının’ önünü açmak. Yılmaz şahsında da yapılan bunlardı. Burjuvazinin ideolojik ve politik saldırılarına karşı bizlerin de devrimci sanatı ve sanatçıyı daha çok sahiplenmemiz gerekiyor. 34. ölüm yıldönümünde de işçilere ve emekçilere, Yılmaz’ın devrimci sanatçı kişiliğini anlatmamız gerekiyor. Yılmaz’ı anmak da onu anlamak ve anlatmaktan geçiyor. Ve şimdi, işçi ve emekçilere Yılmaz anlatıyor: “onurlu yaşamanın bir tek yolu vardır, onuru yaşamak için mücadele etmek ve gereken zorlukları göze almak. Savaşı ve kayıpları göze almadan yeni bir dünya kurulamaz”.
34. ölüm yıl dönümünde Yılmaz güneyi  saygıyla anıyoruz!

HALKIN BİRLİĞİ

Yılmaz Güney Belgeseli: Çirkin Kral Efsanesi ” Gösterimde..!

“Türkiye’de yaratıcı sanatçıları ya öldürürler, ya hapse atarlar, ya da yurt dışına kaçırtırlar. Türkiye’nin kuralı …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle