Anasayfa / Analiz-Polemik / ORMAN VE FABRİKA YAPMAK KİTLERİ DEVRİMCİLEŞTİRİP KAVGAYA SEFERBER ETMEZ…!

ORMAN VE FABRİKA YAPMAK KİTLERİ DEVRİMCİLEŞTİRİP KAVGAYA SEFERBER ETMEZ…!

Zaman zaman kitlesel protesto eylemlerinin ardından belediye otobüsü yakma, dükkan ve işyerlerinin cam-çerçevelerini kırma-yıkma, molotoflama eylemlerinin yanında Kürdistan da sınır tanımadan süren devletin faşist baskı ve terörüne gerekçe gösterilerek PKK’nin denetiminde  TAK adıyla, sivil halka zarar veren kör intikam amaçlı terör eylemlerine baş vurulduğu biliniyor. PKK’nin çizgisinde ama daha çok Öcalan’a bağlı olduğunu ilan ederek, T.C. devletine zarar vermeyi hedef haline getirmiş ve yaptığı eylemlerde halkın nasıl etkileneceğini ve Kürt sorununa yarar getirip-getirmeyeceğine pek umursamayarak, intikamcı ve tepkisellik üzerinde bir çizgide hareket eden TAK’ın eylemleri hem emekçilere zarar vermiş ve hem de Kürt hareketine karşı ön yargıyı pekiştirmek ve halkların birleşik savaşımına zarar vermiştir.

Üstelik TAK’ın bir çok eylemi kör terör niteliği taşıdığı gibi ve devrimci bir amacı olmadığı gibi aynı zamanda halkı hedef almaktadır. Halkların eşitliği ve özgürlüğü için mücadele eden hiçbir akım eylemlerinde halka zarar vermeyi amaçlamaz.

Dün TAK’ın eylemleri halka  ve  haklı ve meşru bir mücadele içinde olan Kürt emekçilerinin özgürlük direnişinde zarar verdiği gibi aynı zamanda Türk şovenizmin gelişip güçlenmesine çank tutmuştur. Haliyle TAK’ın intihar eylemleri devrimci bir hedef taşımadığından dolayı da faşist gericiliği güçlendiren bir rol oynamıştır.

TAK’ın intikam amaçlı ve halka zarar veren, Kürt direnişine destek yerine anti-pati yaratan ve Türk şovenizminin güçlenmesine hizmet eden  hatalı eylemleri ortada dururken ve bu yaşanan olumsuz  pratikten ders çıkarılması bir yana aynı hatalı mücadeleye zarar veren eylem çizgisinin orman ve fabrika yakma eylemlerinde sürdürüldüğü görülüyor.

TAK’ın yerini bu seferde ‘ Ateşin Çocukları İnisiyatifi’ adı altında yeni bir intikam örgütü almıştır. PKK’ye bağlı olarak intikam amaçlı kurulmuş olan “Ateşin Çocukları İnisiyatifi’ adı bir örgüt orman ve fabrika yangınlarına dair açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, son dönemde yaşanan orman yangınlarının “Özgür Özerk Kürdistan statüsü resmi olarak tanındığı güne kadar kesintisiz devam edecek olan eylemlerin parçası olarak” gerçekleştirilen kundaklamaların ürünü olduğu öne sürüldü.

“Tüm dünya ulusları kadar özgür yaşam hakkı olan kadim Kürt toplumuna vahşice saldıran, tarihini imha eden, dilini, kültürünü, iradesini insanlık dışı yöntemlerle yok sayan AKP ve MHP’nin yüz yıllık devlet aklına karşı, Türkiye Metropollerinde başlattığımız yakma uygulamalarını sonuçlandırma aşamasına getirmişken, Kürdün iradesine kayyumlar atayan zihniyete karşı eylem biçimlerimizi zengin ve çok boyutlu çeşitlendirerek süresiz ve kesintisiz bir İNTİKAM hamlesine dönüştürmüş bulunuyoruz. Düşmanın kayyum uygulamaları bizi bu karara götürmüştür. Kayyuma karşı çeşitli yöntem ve uygulamalarla nereye ve nasıl kayyum atayacağımızı herkese göstereceğiz.” denilen açıklamada 11 Temmuz – 24 Ağustos tarihleri arasında yapıldığı söylenen eylemlerin listesi de yer aldı”

Elbette Fabrika ve Orman yangınlarını yalnızca PKK’ye bağlı intikam amaçlı oluşturulmuş olan “Ateşin Çocukları İnisiyatifi ” üstlenmedi aynı zamanda

İstanbul-Aydos ve Muğla’da çıkan orman yangınlarını ,”Kürdistan’a yönelik işgal ve doğa katliamlarının intikamını misliyle sormak için” Halkların Birleşik İntikam Milisleri (HBİM) üstlendiği

Nuçe Civan ve ANF’de çıkan haber sitelerinde orman yangının çıkarılması “eylemini” PKK ve bir çok devrimci örgütün oluşturmuş olduğu Halkların Birleşik İntikam Milisleri (HBİM) üstlendi.

Haberde, “Ormanlık alanda yapılan sabotaj eylemini Halkların Birleşik İntikam Milisleri (HBİM) nin açıklamasında İstanbul Kartal Aydos’da başlayan orman yangını uzun uğraşlar sonucu kontrol altına alınırken, Muğla’nın Dalaman ve Milas ilçeleri arasında başlayan yangın ise halen devam ediyor” ifadeleri kullanıldı.

Halkların Birleşik İntikam Milisleri (HBİM), yaptığı yazılı açıklama ile her iki kentteki “sabotaj eylemlerini” üstlendi ve “Kürdistan’daki işgal saldırıları ve doğa katliamlarının hesabı misliyle sorulacaktır” açıklamasını yaptı.

Öte yandan Muğla’nın Datça ilçesinde TV kulesi ve orman yangını sabotajlarını da aynı birimin üstlendiğini açıklamıştı.

Ormanların yakılıp yıkılması ve doğanın tahrip edilmesine yönelik eylemler tamamıyla politik bir öz taşıma yerine intikamcı ve kısasa kısacı bir yaklaşımın ürünü olarak doğru devrimci eylem çizgisiyle hiç bir ilişkisi yoktur.

Aslında T.C. devletinin Dersimden Cudi’ye Kürdistan ormanlarını yakıp doğayı tahrip etmesine misleleme olarak gündemleşen ve hiç bir devrimci nitelik taşımayan batıda orman ve fabrika yakma eylemleri bırakalım emekçileri T.C. devletine karşı mücadeleye seferber etmeyi, tersine faşist şovenist dalganın değirmenine su taşıyan hatalı, yanlış ve karşı-devrime hizmet eden eylemlerdir. Fabrika-orman yakma, rastgele halkı hedefleyen bombalama vb. kör eylemleri en başta Kürt özgürlük savaşımına zarar vermekte ve devrimci hareketin şovenizme karşı mücadele alanını daralmaktadır. PKK’nin Kürt milliyetçiliğine sarılarak kendi tabanını konsolide etmesinde rastgeleci ve “Türk olan herşey hedefimizdir ” hatalı eylem çizgisini anlıyoruz da kendisine devrimci ve hatta komünist diyen Halkların Birleşik Devrimci Hareketini oluşturan 9 yakın akımın – Devrimci Komünarlar Partisi (DKP), Devrimci Komünarlar Partisi-Birlik-DKP-B, Maoist Komünist Partisi (MKP),Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP),Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birliği (MLSPB), PKK, Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TİKB), Türkiye Komünist Emek Partisi/ Leninist (TKEP-L), TKP-ML-Partizan- karşı devrime su taşıyan orman yakma eylemlerine suç ortaklığı yapmalarını pek anlayamadık. Bu durumda aslında HBDH’de PKK dışındaki akımların göstermelik bir etkilerinin olduğu ve PKK kuyrukçuluğunun dışına çıkmadıkları ve iradelerinin boşa düştüğünü gösteriyor.

Kendilerine devrimciyim diyen akımlara soruyoruz ormanları yakmak, doğayı tahrip etmk ve canlıların yaşam alanlarını yok etmek nasıl bir devrimci eylemdir ve kitleleri nasıl bu eylemlerden etkilenerek devrimci savaşım içine çekileceklerdir ? HBİM açıklamasının sonunda şunlar söyleniyor:

“Savaş ve doğa katliamında ısrar eden AKP-MHP faşist bloku, Kürdistan’da yarattığı en ufak tahribatın misliyle karşılığını alacağını iyi bilmelidir. Milislerimiz, işgal saldırıları ve doğa katliamları devam ettiği müddetçe eylemlerine büyük bir kararlılık ile devam edecektir. Son olarak, Türkiye’ye gelerek faşist blokun savaş ısrarına destek olan turistlere bölgenin artık güvenli olmadığı uyarısında bulunuyoruz.”

Bu açıklama aslında ormanları yakan T.C’nin intikamcı zihniyetinden hiçte farklı olmadığını ele veriyor. Hiç bir devrimci ve sosyalist karşı devrimin kullanmış olduğu halk düşmanı eylem çizgisini kendisine örnek almaz almamalıdır. Buradan olarak T.C. devleti Kürdistan da ormanların yakıp yıkıyor gerekçesiyle, sırf intikam alma adına devletle aynı hatta savrularak batıda Ormanları yakıp doğayı tahrip etmenin devrimcilik ve yurtseverlikle hiç bir ilişkisi yoktur. Ayrıca Ormanları yakmak T.C. devletinin ekonomisine nasıl zarar verip, turistlerin gelmesinin önünü kapattığı da ayrıca açıklamaya muhtaç bir durumdur.

Hedefsiz ve amaçsız kör rastgeleci eylem çizgisi eyle yapmak için eylem yapan ve emekçilerin faşist gericilikten kopuşu yerine, onları sistemin şemsiyesi altına iten hatalı, yanlış ve mücadeleye zarar veren maceracı ve intikamcı milliyetçiliğe karşı, başka bir milliyetçilikte yanıt vermeye kakışan emekçi halkların ortak savaşımına hizmet etmeyen orman yakma vb. gibi eylem çizgisi mahkum edilerek, Türk emekçileri arasında faşist şovenizmi güçlendiren ve karşı devrime hizmet eden eylem çizgisinden uzak durulmalıdır.

İntikamcı ve kör eylem çizgisinin sistemli bir hal alması, mücadele biçimlerine devrimci yaklaşımın ne olması gerektiği sorusunu bir kez daha hatırlatma gereğini zorunlu hale getirmektedir. Egemen sınıfların istediği alanda dövüşmekten kaçınmak ve kitle mücadelesine direk ya da dolaylı olarak bağlanmadan yürütülecek devrimci şiddet eylemlerinin sonuçta devrimci kitle mücadelesini ileri taşımada her hangi bir olumlu rol oynamayacağını tersine devletle zamansız girilen düello ile yığınların devrimci ve sosyalistlere sempati duyma ve saygı yaratması üzerinden olumsuz rol oynayacağı bir sır değildir. Haliyle burada kör terörden ve intikamcı yaklaşımlardan uzak duran devrimci mücadele biçimlerinin doğru kavranması ve bunun gereklerine göre hareket edilmesi gerekiyor.

Elbette sınıf mücadelesi ve mücadele biçimleri hiç bir biçimde tek bir biçimde ibaret olamaz, her zaman biçimler karması şeklinde olur. Lenin, bu biçimler karmaşasına “mücadele sistemi” diyordu. Mücadele sistemini oluşturan biçimlerin aynı yoğunlukta kitleleri kucaklamayacakları dolayısıyla eş değerde önemde olamayacakları açıktır. Bunu, toplumsal yaşamın bir dizi karmaşık sorunu ve kitlelerin nesnel gerçekleri kavramadaki farklılık zorunlu kılmaktadır. Kitlelerin geniş kesimlerini kucaklayan ve mevcut koşullar üzerinde en çok etkili olan biçim, temel yada başlıca mücadele biçimidir. Mücadele biçiminin ana eksenini, omurgasını bu biçim oluşturur. Temel kural, mücadele sisteminin içinde yer alan biçimlerin birbirlerini etkisiz hale getirmemeleri, tam tersine güçlendirmeleridir. Bu da yardımcı biçimlerin temel biçime bağımlı kılınmasını gerektirir. Çünkü ancak bu şekilde yardımcı biçimlerin etkisi, temel biçimin etkisiyle birleşerek tek bir bileşke oluşturur.

Peki bu niçin böyledir? Çünkü mücadele biçimleri toplumsal koşulların ürünüdürler. Doğal olarak nesnel koşulların değişmesi, yeni mücadele biçimlerini gündeme getirdiği gibi, gündemdeki mücadele biçimlerinin rollerini belirleyen temel etkende olmaktadır. Bu nedenle bazı mücadele biçimleri temel biçim olurken, diğerleri yardımcı biçim olmaktadır.

Bugün içinde geçmekte olduğumuz politik koşullarda silahlı olmayan mücadele biçimleri, grev, direniş, boykot, yürüyüş, miting, yasal-yasadışı gösteriler vb. yönünde olurken, devrimci şiddet eylemleri bu mücadelelere hizmet eden, onlara direk ya da dolaylı olarak omuz veren ikincil yardımcı mücadele biçimleri konumundadır.

Dahası işçi sınıfı ve emekçi yığınların örgütlülüğü, bilinç ve mücadele düzeyi, ruh hali vb. olgular ülkemizde-Kürdistan dışında- silahlı mücadele biçimlerinin önde ve birincil mücadele biçimleri olduğunu göstermiyor. Bu bakımdan bir çok akımın yığınların örgütlülük ve mücadele düzeyinden kopuk olarak gündemleştirdikleri, daha çok da kendi örgütsel varlıklarının görüntüsü ve küçük-burjuvazinin düzene olan tepkisinin ifadesi olan Bankamatik, otobüs ve rastgele otomobil yakma, molotoflama, iş yerlerini molotoflama, sağa-sola başı bozuk rast-geleci bomba koyma vb. biçimindeki eylemler, kitlelerin mücadeleye çekilmesine ve onların örgütlenmesine hizmet eden eylem biçimleri değildir. Bu bakımdan çoğu durumda eylem olsun da nasıl olursa olsun mantığının ürünü olarak örgütlenen bu türden eylemler, öncü savaşçı ve devrimci kitle çizgisi mücadelesinden uzak yaklaşımlardır ve devrimci mücadeleye kesinlikle zarar vermektedir.

Mücadele biçimleri söz konusu olduğunda M-L yanaşım ile küçük-burjuvazinin ‘sol’ yanaşımı arasındaki temel bir farklılık kendisini gösterir. Küçük-burjuva dünya görüşünün ana eksenini iki temel yanılgı oluşturmaktadır. Birincisi, nesnel gerçeği ve rolünü kavramadaki yetersizliğidir. İkincisi ise tarihi “kahramanlar” yaratır şeklindeki tarihsel yanılgısıdır. Bu iki temel yanılgı, öbür yanılgıları peşinden getirmekte ve yanılgılardan düşen küçük-burjuva ideolojik şekillenme tamamlanmaktadır. Küçük-burjuva felsefesi mücadele biçimlerini (gerilla taktiği ya da devrimci şiddet eylemleri dahil) nesnel koşulların bir ürünü olarak görmemektedir. O, iradeyi nesnel gerçeğin yerine geçirmektedir. İradenin rolünü abartmakta, zorlamayı nesnel gerçeğin belirlediği sınırların ötesine kadar genişletmektedir. İradenin etkileme gücünün nesnel koşullar tarafından belirlendiğini kavrayamamaktadır. Ek olarak, öznel koşulların ve iradenin, nesnel koşulların bir ürünü olduğu gerçeğini yadsımaktadır. Sınıf mücadelesi nesnel koşulların (toplumsal koşullar) bir ürünüdür ve nesnel bir olgudur. Aynı biçimde sınıf mücadelesinin büründüğü biçimlerde nesnel olgudur. ‘Sol’ oportünizmin kavrayamadığı, işte bu gerçektir. O, nesnel koşulların rolünü iradeye yükleyerek, keyfi biçimleri kitlelere empoze etmeye kalkışır.

Keza, küçük-burjuva ‘sol’cularına göre, tarihi “kahraman”lar yaratır. Kitleler ise tek işarette bu “kahraman”ları izleyen, “sürü”dür. Kitlelerin toplumsal sorunları kavraması, toplumsal eyleme bilinçle katılması gerekmez. Tarihi yaratan kitlenin eylemi, sınıf mücadelesi değil, bir avuç “kahraman”ın yiğitliğidir. Mücadele biçimleri sınıf mücadelesinin ürünü değil, “kahraman”ların dehasının ürünüdür. Küçük-burjuva “sol”cuların tarihsel harekete ve mücadele biçimleri sorununa yaklaşımları özetle böyledir.

“Sol” oportünizminin mücadele biçimleri sorunundaki, özellikle gerilla taktiğinde ya da devrimci şiddet eylemlerinde daha açık bir şekilde kendisini göstermektedir. Onlar haklı olarak kurulu düzene öfkelenmekte ve başkaldırmaktadırlar. Ancak, onlar bu isyanlarını tutarlı bir stratejik ve taktik temele oturma yeteneğinden yoksundurlar. Kitlelerin tarihsel rolünü ve bilinçlenme süreçlerini kavrayamadıklarından, öfkeleri kitlelerin öfkesiyle birleşmemekte, dolayısıyla tecrit olmaktadır.

Onlar mücadele biçimlerini geçişte kitlelerin bilinç düzeyini değil, kendi bilinç düzeylerini kıstas alırlar. Bu nedenle tecrit ettikleri biçimler, hem kitlelerin somut durumuyla, hem de ekonomik-siyasal koşullarla bağdaşmamaktadır. Onlar, gerilla taktiğini ya da devrimci şiddet eylemlerini, başlıca hatta tek toplumsal çarpışma biçimi kabul ederek mutlaklaştırıyorlar. Bu nedenle, bireysel terörizme dayanan bir tarihsel çizgi benimseyip yaşama geçiriyorlar. Onların hataları, mücadele biçimlerini somut koşullara ( kitlelerin örgütlü ve ekonomik-siyasal koşulların somut durumuna) uyarlamak değil, somut koşulları mücadele biçimlerine uyarlamak şeklinde somutlaşmaktadır. Ancak onların yanılgılarının temel nedeni, mücadele biçimleri sorununa ve tarihsel harekete yanlış teorik yaklaşımlarıdır. Öz olarak küçük-burjuva dünya görüşünü küçük-burjuva nitelikli bir ideoloji çizgiyi temsil etmeleridir.

Sağ oportünizm yığınları nasıl ki sınıf savaşımında kuyrukçu ekonomist bir çizgide boğmaya çalışıyorsa, onun tersyüz edilmiş hali olan görünüşte çok keskin ama özünde kendiliğindenciliğin bir başka biçimi olan sol sekter oportünist çizgide yığınları sınıf savaşımından uzak tutarak, yığınların kavgaya katılmasının önünde engel teşkil ediyorlar.

Komünist öncü başta işçi sınıfı olmak üzere en geniş yığınları somut durumlarına uygun düşen eylem biçimleri içinde geçirerek, daha üst eylemlere hazırlama ve kendi öz deneyleriyle devrimin gerekliliğini onlara kavratmakla yükümlü olduğunu unutmadan, sağ ve ‘sol’ oportünizme karşı ısrarla arasına sınır çekerek, doğru devrimci çizgide sebatla yürüyerek, yığınları devrimin ordusu olarak hazırlamaya çalışacak ve Leninist “mücadele sistemi”ni kurarak birincil ve ikincil mücadele biçimlerinin hangi taktik ve eylem biçimlerini öne sürdüğünü çözümleyerek devrimci çizgide yürüyecektir. Militan devrimci olmak her adımda silahlı eylemler örgütlemekten değil, onun devrimci görevlerine yanıt vererek, bir sonraki halkayı yakalayıp, örgütü ona göre hazırlamakta ifadesini bulur. Bugün asıl hedef her türden eylem biçimini koordine içinde pratiğe sürecek öncü örgüt yaratmaktır. Öncü örgütü olmayan bir proletaryanın ve emekçi yığınların süren mücadelesi ve eylemler dizisinin başarıyı yakalayamayacağı unutulmamalıdır.

HALKIN BİRLİĞİ

LÜZUM” ÜZERE: BİR KEZ DAHA İSTANBUL SEÇİMİ…!

“Solcular yalan söylemez Yalan söyleyenler Solcu olduğunu söyler.”[1] Öncelikle şu çerçeveden hareket ettiğimi(zi)n altını özenle …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle