Anasayfa / İşçi-Memur / Parti sendikacılığı çalışanların haklarını ne kadar savunabilir? 

Parti sendikacılığı çalışanların haklarını ne kadar savunabilir? 

Belediyelerde çalışanların sendika değiştirmesi, 31 Mart seçimlerinin ardından en çok tartışılan konuların başında geliyor. Özellikle CHP’nin kazandığı belediyelerdeki binlerce işçi ve memur, sendika değiştirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu duruma tepkisini, “Hemen sendika değiştirmeler, şunlar bunlar. Herkes bir yere savrulmaya başladı” sözleriyle dile getirdi. Erdoğan’ın tepkisine rağmen iktidara yakın sendikalardan kaçış sürüyor.
Memur Sen’in rakamlarına göre 26 Nisan itibariyle 4 bin 910 memur istifa ederek rakip sendikaya geçti. Hak İş’in iddiasına göre de 5 bin 600 işçi, sendikalarından istifa ettirildi. İşçilerin geçiş yaptığı sendikalar ise daha önce kendilerine üye olan çalışanların, baskı ortadan kalktığı için ‘yuvaya döndüğünü’ ileri sürüyor.
Belediyelerin el değiştirmesini takiben başlayan sendikalar arası geçişin önümüzdeki günlerde artarak sürmesi bekleniyor.
Esasında bu yaşananlar, çalışma hayatına son yıllarda tamamen egemen olan parti sendikacılığının bir sonucu. Türkiye’de maalesef siyasi partilerden bağımsız bir sendikacılıktan bahsetmek imkânsız. Her partinin ‘arka bahçesi’ olarak gördüğü sendikalar var. İktidara hangi parti gelirse, o partinin sendikası çalışma hayatında belirleyici konuma yükseliyor. Özellikle AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından itibaren sendikal hayat bütünüyle siyasi partilere angaje oldu. Kamuda çalışan yüzbinlerce memur, iktidar bürokratlarının baskı ve yönlendirmesi ya da ikbal hesabıyla Memur Sen’e katıldı. Kamu kurumlarında ve özellikle belediyelerde çalışan işçiler de aynı saiklerle Hak İş’e üye oldu.
Konfederasyon düzeyinde baktığımızda; Memur Sen ve Hak İş’le AKP arasında organik bağ diyebileceğimiz bir ilişki söz konusu. Bu sendikaların yönetimini parti belirliyor. Sendika başkanlarının kariyer planı da milletvekili olarak Meclis’e kapağı atmak.
Nitekim Memur Sen ve Hak İş’in önceki başkanları Ahmet Gündoğdu ile Salim Uslu, sendikacılıktan AKP’den milletvekili seçilerek ayrıldılar. Hatta bu sendikalarda sık sık ‘kim genel merkeze daha yakın’ kavgası yaşanıyor. Zira bu yakınlık, yandaş sendikalardaki yönetim değişiminin temel belirleyicisi. Parti yönetimi ile daha sıkı ilişki kuran kadro, sendika yönetiminde söz sahibi oluyor.
MHP ile Kamu Sen arasındaki ilişki ise ‘emir komuta’ bağı niteliğinde. Öyle ki sendika yöneticilerinin Genel Merkez’den farklı bir tercih ortaya koymaları durumunda fiili müdahaleye kadar varan olaylar yaşanabiliyor. Örneğin İYİ Parti’nin kurulma sürecinde Kamu Sen yönetiminin tarafsız davranma eğilimi, MHP’nin çok sert müdahalesine yol açmıştı. Dönemin Kamu Sen Başkanı İsmail Koncuk ile sekiz sendika başkanı, Adliye’ye taşınan darp, tehdit ve şantaj iddiaları arasında istifa ettirildiler. İsmail Koncuk daha sonra İYİ Parti’den milletvekili seçildi.
DİSK’le CHP’nin, KESK ile de HDP’nin yakın ilişkisi yine bilinen bir gerçek. Konfederasyonlara bağlı sendikalar için de durum aynı. Türk İş’te ise durum biraz daha farklı. Konfederasyon yönetimi iktidar destekli olmakla birlikte bağlı sendikaların bazıları AKP’ye, bazıları CHP’ye, bir bölümü de MHP’ye yakın.
Siyasetin etkisini, sendikaların üye kaydetme süreçlerinde açık şekilde görmek mümkün. Daha önce esamesi okunmayan sendikalar, AKP iktidarı ile birlikte yüzbinlerce üye kaydetti. 2002 yılında 41 bin üyesi bulunan Memur Sen, üye sayısını 1 milyonun üzerine çıkararak en büyük konfederasyon oldu. Hak İş’e bağlı Hizmet İş Sendikası ise belediyelerde yoğun şekilde örgütlendi. 2013’de 53 bin üyeye sahip olan Hizmet İş, 315 bin üyeye ulaşarak en büyük işçi sendikası haline geldi. Türkiye’de memur sendikalarının üye aidatlarını devlet ödediği için, bu tablo aynı zamanda yandaş kuruluşlara Hazine’den milyonlarca lira kaynak aktarımı anlamına geliyor.
Özetle Türkiye’de sendikalarla siyaset arasında çok yakın ve sıkı bir ilişki var. Hangi parti iktidar olursa onun sendikası yetkili sendika konumuna yükseliyor. Belediyelerde de benzer bir durum söz konusu. Hangi parti belediyeyi kazanırsa işçi ve memurlar o partinin sendikasına geçiş yapıyor.
Peki, siyasetle bu kadar iç içe geçmiş ve partilerin arka bahçesine dönüşmüş sendikalar, çalışanların haklarını savunabilir mi?
Pek çok olayda, sendikaların iktidara karşı sesini yükseltemediğini görüyoruz. Grev yasakları, iş güvencesinin sınırlandırılması, zorunlu bireysel emeklilik kesintileri bu başlıklardan bazıları. 3600 ek gösterge sözü rafa kaldırılırken de sendikalar yine derin bir sessizliğe gömüldü.
Şimdi gündemde kıdem tazminatının fona devredilmesi var. Kıdem tazminatı, Türkiye’deki yaklaşık 14 milyon işçinin en büyük güvencesi. Bu kadar önemli bir hak işçilerin elinden alınırken sendikaların sesi son derece cılız çıkıyor. Türk İş Başkanı Ergün Atalay’ın açıklamaları, ‘dostlar alışverişte görsün’ türünden.
Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, sendikaların çalışma hayatındaki rolü ve önemi tartışılmaz. Uluslararası araştırmalar; sendikaların, çalışma barışından iş yerindeki şiddet ve taciz vakalarına, iş kazalarının önlenmesinden ücret dengesine kadar pek çok hususta işçi lehine kritik rol oynadığını gösteriyor. Ancak Türkiye pratiğinde gerçek sendikalardan bahsedebilmek oldukça güç. İşçi sendikalarının bir bölümü hariç, genel sendikal yapı, çalışanların menfaatlerinden çok iktidar ya da parti politikalarını önceliyor.
Gerçek sendikalardan ve sendikacılıktan bahsedemediğimiz için de belediye yönetimleri değişince işçi ve memurların sendika değiştirmesi kaçınılmaz oluyor. Zira çalışanlar, işlerine devam edebilmelerinin yöneticilerin işaret ettiği sendikaya üye olmalarına bağlı olduğunu biliyor.
Parti sendikacılığı Türkiye’nin kronik hastalıklarından biri. Arkasını iktidara ya da partiye dayayan sendika yönetimi, zorlanmadan üye kaydediyor. Topladıkları aidatlarla da saltanat sürüyorlar. Ancak 31 Mart seçimlerinin ardından gördük ki; hormonlu sendikal yapılar hızla büyüdükleri gibi aynı hızla da dibe vurabilirler. Zira çalışanlarla aralarında gerçek bir bağ kurabilmiş değiller. Sendikaların çalışanların menfaatlerini savunabilmek için öncelikle bağımsız, özgür ve kurumsal yapılar olmaları gerekiyor.

HALKIN BİRLİĞİ

Mayıs ayında en az 163 işçi yaşamını yitirdi..!

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) tarafından mayıs ayına ait iş cinayetleri raporu yayınlandı. …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle