Anasayfa / Kültür-Sanat / SANATIN ÜÇ BİLEŞENİ: Sanatçı, Eleştirmen ve İzleyici..!

SANATIN ÜÇ BİLEŞENİ: Sanatçı, Eleştirmen ve İzleyici..!

Felsefe ya da daha geniş bir terim olarak ele alınabilecek olan düşünce çalışmalarında üç ögeli açıklamalardan söz edilmesi pek yaygındır. Varlık, düşünce, dil (Gorgias); tez, antitez, sentez (Hegel); id, ego, süper ego (Freud), ekonomik mücadele, politik mücadele, ideolojik mücadele (Lenin), bu üçlülerden bazılarıdır. Bu ayrıştırmalara benzeterek sanatın da üçlü yapısından söz edebiliriz: Sanatçı, eleştirmen ve izleyici. İlki estetiğin mimarıdır, sanat eserini inşa eder. İkincisi eser üzerine konuşan veya yazan kişi olarak tanınır ve bir ölçüde de izleyici ile sanatçı arasındaki köprüdür. İzleyici ise sanatçı için ayna işlevi görür. Yine de sanatçı gerekli tepkiyi izleyiciye oranla daha çok eleştiri kurumundan alır. Üçü arasındaki diyalektik de bütünlüğe gönderme yapar.

Eleştirmenin, kendi alanında uzman olduğuna, sanatın temel sorun, terim, kavram ve kategorilerine egemen olduğuna kuşku yoktur. Onun, sanatsal yaratıcılık açısından değilse bile sanatsal bilgi bakımından sanatçının önünde gittiği de söylenebilir. Mimar ve eleştiri kurumuna izleyicinin eklemlenmesi zorunludur. Çünkü estetik etkinlik izleyicinin dünyasına hazır gelmiş olsa da onun, kendini somut olarak gösterdiği platform izleyici, dinleyici ya da okur dünyasıdır. Eserin görüldüğü, sınandığı, güzel yargısının verildiği dünya asıl olarak işte bu izleyici dünyasıdır.

Sanatçı, Yeni Bir Dünya Kurandır

Sanatçı kendine özgü bakışa sahip olan, bu bakıştan elde ettiği verileri estetik kurallara uyarak (ya da yeni kurallar uydurarak) sanatsal formlara dönüştüren kişidir. Yaratıcılıkta Tanrı’yla yarışabilecek ender yeteneklerden birisidir sanatçı. Onun ayrıcalıklı bir göze sahip olduğunu anlamak zor değildir. Bu göz, baktığı her olay ve olguyu içten kavramakta yeterince usta olmakla birlikte seçmeler yapan, soyutlamalara yükselen bir keskinliktedir. Fiziki ve beşeri dünyadan aldığı verileri soyutlarken tablo, film, edebi metin, tiyatro ve heykel türünden somut estetik objeler ortaya çıkarır.

Sanatçının bilim, felsefe ve politikada olduğu gibi -bir alanda- uzmanlaşması söz konusu değildir. Varlığı bir bütün olarak algılamakla mükelleftir sanat adamı. Yani o hem öznel hem de nesnel çerçevede varlığı sanatına konu etmektedir. Bu konu kavramlardan ziyade figür, karakter, kahraman ve çeşitli biçimlerdir. Kavramsal ya da felsefi düşünceyle kendini donatmış sanatçı tipine “sanat filozofu” demek yanlış olmaz. Shakespeare’den Balzac’a ve Brecth’e; Leonardo’dan Tolstoy’a, Gorki’ye kadar uzanan yelpazedeki sanatçılar bunlardandır.

Gördüğünü, gördüğünden daha somut bir biçimde sunabilme yetisi açısından en gözde kişi olarak dikkatimizi çeken kişidir sanatçı. Konusunu, malzemesini, araçlarını eğip bükmede olduğu üzere ve bunlarla yeni bileşimler kurmak da olduğu gibi küçük bir evren inşa etme açısından da ilgimizi çeken odur. Eskiyi, mevcudu nesneleştirir sanatçı; yeni bakış açıları getirir, eskide içkin olan yeni unsurları gün yüzüne çıkarır. Buradan hareketle denilebilir ki yeni bir evren kuran da sanatçıdan başkası değildir. Baktığı her olay ve olguda yeni yanlar görmesinin nedeni sanatçının bakışındaki yeniliktir şüphesiz. Bakıştaki yeniliğin yönelgen ve yetkin bir bilinci gerektirdiği açıktır. Dural olana, eskiyene yer yoktur bu bilinçte.

İnsanın en büyük merakı yeniye yönelikse, bu yeniye yönelme sanatçı için çok daha merkezi bir sorunsaldır. Yeniye yönelme, sanatçı açısından varlık dünyasını ve varlık tarzlarını aşmak anlamına gelir. Sanatçının tavrı Flaubert’in şu sözünü hatırlatır: “Sanat yapmak evrende yeni bir evren yaratmaktır.” Yeni bakış, yeni düşünüş tarzları, yeni form anlayışları sosyal dünyada da karşılığını bulur. Kaldı ki sanatçı, bilim adamı gibi fizik dünyadan yola çıkan değil, tersine sosyal dünyadan hareket etmekle ayrıcalıklı bir yerdedir. Yeni, farklı/başka bir sanat eseri demek, bugünkünden başka ve yeni bir sosyal dünya anlamına gelir.

Sanatçı, olan dünyayı içselleştirip aşma potansiyeli taşır, dolayısıyla da “olası olanın” alanına neşter attığı için filozofça bir tavır geliştiren kişi olarak tanınır. Onun, varlık durumlarını değiştirme arzusu ve yeniyi inşa etme isteği otoriteyi karşısına alması anlamına gelmektedir. Bu nedenle sosyal tarihin serüveni sanatçı ile politikacı arasındaki çatışma ve gerilimlere tanıklıkla doludur. Kitapların yakılması, sanatın şeytanlaştırılması, aydın ve sanatçı kıyımları, sanat kurumlarına yönelik imha saldırıları yalnızca birkaç örnektir.

Sanatçı pek çok ayrıcalıklı özelliği kendinde taşıdığı gibi anarşist özelliklerden de arınamaz. Bu özellik ona her türden kurulu düzene karşı yeniyi temsil etme ve halihazırdaki sistemin ötesinde başka türden sistemlerin kurulması için mücadele etme görevi yüklemektedir. Dolayısıyla sosyal tarih boyunca sanatın ve sanatçının yenildiğini görmek mümkün olmamıştır. Çünkü sanat hayattır; hayat gibi sanat da pek çok ögeyle diyalektik ilişki içindedir. Sanatı, yalnızca sanattan ibaret görmek estetik yaşamın ilkelerine, hayatın gerçeklerine terstir. Sanatın ittifak içinde olduğu yakın ve uzak disiplinlere gönderme yapmanın zorunlu olduğu unutulmamalıdır. Genel olarak eleştiri, özelde de sanat eleştirisi ve izleyici bu yakın disiplinlerden sadece ikisidir.

Eleştiri ve Sınıf Gerçekliği

Eleştiri; uzlaşmaya, onaylamaya ve kurmaya değil asıl olarak yıkmaya, uyarmaya, önermeye gönderme yapmaktadır. Eleştirinin olmadığı yerde bilimin, felsefenin, siyasetin geliştiğinin görülmediği gibi sanatın geliştiği de görülmemiştir. Sanat eleştirmeni, sanatın bir bileşeni olarak “kötü sanat”tan da “güzel kurulmuş sanat”tan da sorumludur. Kuşku yok ki, sanat eleştirmeni estetiğin temel konu, kavram ve kategorilerini sanatçı kadar bilen hatta bilme etkinliği açısından sanatçıyı da aşan bir noktada konumlanmıştır. “Güzel” kurulmamış bir sanat eserinin neden ve niçinlerini açığa çıkarmak eleştirmenin asıl faaliyeti olarak görülür. Bunu yaparken sanatçıya önerilerde bulunsa bile bu konuda ihtiyatlı olmak gerektiğinin bilincindedir eleştirmen. Çünkü yapan ve kuran kişi eleştirmen değil sanatçıdır. Elbette eleştirmen ve sanatçı kimliğini birleştirmiş kimseleri ayrı tutmak gerekir.

Estetik ürünler, maddi ürünler gibi ihtiyaçları karşılayan türden olmadıkları için onların değeri eleştirinin katkısıyla birlikte ortaya çıkar. Bu yüzden büyük bir sorumluluk gerektirir eleştiri. Sanatçı gibi eleştirmen de sınıf gerçekliği içindedir; öte yandan sanatın kurulmasında, sunulmasında ve gösterilmesinde ideoloji de bu sürece eşlik eder. Sanat eseri; eleştirmen ve izleyiciye (toplum) doğru yayıldıkça ideoloji daha da görünür kılınır. Bu yüzden sanatçı, eleştirmen ve izleyici için ideolojiden izole edilmiş bir sanat eseri ve estetik süreç yoktur. Sanatçı, eleştirmen ve izleyici ideoloji meselesini, bilerek ve bilinçli bir şekilde sanat alanına sokmuş olmasa bile ideoloji gerçeğinden kurtulamaz. Sanatın bir yurdu yoksa bile sanatçının bir yurdu vardır, ideoloji kaçınılmazdır.

Bir olgu ya da gerçeklik olarak ideoloji, her üç bileşene de dikkatli olmayı, acelecilikten uzak durmayı ve yanlış önyargılardan arınmayı bir görev olarak yükler. Dolayısıyla sanatçıyı kendi ideolojik bakışına göre biçimlendirmeye çalışan eleştirmen, sanatı geliştiren değil engelleyen bir kişi durumundadır. Öyle bir eleştirmen farkında olmadan kurulu düzenin, merkezi otoritenin bir görevlisi durumuna düşer. Andığımız sorun, eleştirinin doğru ve haklı olup olmadığı konusunu da gündeme getirir. Sanatın gelişmesine hizmet etmeyen eleştirinin yanlış ve haksız olduğunu söyleyebiliriz. Yanlış ve haksız eleştirilerin aşılmasında önemli bir rol üstlenen kesim izleyici kitlesidir.

İzleyici ve Bilinç Sorunu

İktisatçı mantık açısından talebi olmayan ürünün üretilmesi, piyasaya sürülmesi söz konusu değildir. Piyasa olgusuyla ayrılık göstermekle birlikte arz-talep ilişkisi estetik alana da uygulanabilir. İzleyeni, okuru ya da ilgilisi olmayan bir estetik ürünün gerçek anlamda bir entelektüel ürün olduğu tartışma götürür. Abartarak söylersek denilebilir ki, sanat eseri yapıldığı zaman değil izlendiği, okunduğu ve görüldüğü zaman sanat eseridir. Bir müzik adamının söylediği de bu paraleldedir: “Senfoni yazıldığı zaman değil çalındığı zaman senfonidir.”

Sanat eserinin yaratıcısı sanatçı olsa da onun geçici mi yoksa kalıcı mı olduğuna karar veren genellikle izleyicidir. İzleyicinin analizi bu bakımdan son derece önemlidir. Bir kere sanat izleyicisi diğer disiplinlerin ilgilisinden farklıdır, çok geniştir. Matematikle, fiziğin temel yasalarıyla, mesela yer çekimiyle ya da altyapı-üstyapı gibi sosyolojik konu ve terimlerle ilgilenen insan sayısı sınırlıdır. Leibniz, Kant, Hegel ve bunlar gibi düşünürlerle toplumun ilgilendiği de pek nadirdir. Sanatla ilgilenen kesim, politikanın temel denilebilecek sorunlarıyla da sanatla ilgilendiği kadar ilgilenmez. Kültürel kategoriler içinde kitleselliğin veya popülerleşmenin en çok görüldüğü alan sanat alanıdır. Durumun Dostoyevsky’nin şu ifadeleriyle ilgisinin olduğu besbellidir: “İnsan bilimsiz ve felsefesiz yaşar; ama sanatsız yaşayamaz.”

Sanat meraklısının yapısı oldukça karmaşıktır. En sıradan insanla başlar ve eleştirmen ile sanatçı düzeyine kadar yükselir. Öyleleri vardır ki, profesyonel kimlikli olmasa bile sanatsal bilgi ve bilinç bakımından eleştirmeni de sanatçıyı da aşan özellikler gösterir. Dolayısıyla sanat izleyicisi derken sanatın girdi ve çıktılarından haberdar olan kimse kastedilir çoğunca. Bu nedenle izleyicinin “izleyen” olarak düşünülüp basite alınması yanıltıcıdır. Sanat izleyicisi, sanat bilinci olan –hatta yüksek olan- kimsedir. Zira Marx’ın da belirttiği gibi “iyi yapılmış bir senfoni, müzik bilinci gelişmemiş bir kişi için bir anlam ifade etmeyecektir.” Bu yüzden sanatçı-eleştirmen geriliminden söz ettiğimizden daha fazlasını sanatçı ve izleyici arasında görmekteyiz.

Sanat ve izleyici dengesinin kurulmasında eleştiri kurumu, yukarıda da belirtildiği gibi bir köprü işlevi görür. Sanatçının izleyiciye (halk) izleyicinin bilinçlendirilerek sanatçıya yaklaştırılmasına katkı sunar eleştiri. İzleyicinin; sanatçının halkın düzeyine inmesini beklemesi sanatın ve sanatçının ölümü anlamına gelir. Hiçbir büyük sanatçı, böyle bir beklentinin lehine pozisyon alamaz/almamıştır. Estetik etkinlikte durma ve geriye yönelme yoktur, bu yüzden de sanatın “inmesi” değil izleyicinin “yükseltilmesi” sorunu vardır.

İzleyicinin sanatla ilgilenmesini hoşça vakit geçirme gibi kaba bir gerekçeyle açıklamak, estetik etkinliği sığlaştırmak ve sulandırmak anlamına gelir. Her insani ve kültürel etkinlik gibi sanatsal etkinlik de maddi ve entelektüel bakımdan daha iyi ve güzel bir dünya özlemiyle ilgilidir. Sanatın değiştiren ve dönüştüren özelliği en çok izleyici ile girdiği ilişkide kendini gösterir. Günümüzde sanat, kişilere kazandırdığı iç dünya zenginliğinden ibaret değildir. İlkçağ insanı için yaşamda kalmak üzere imalatını yaptığı balta, bıçak, taş, toprak hatta hava ve su ne ise çağın insanı ve özellikle baskı altındaki sınıflar ve toplumlar için sanat da odur.

Üç Bileşen Arasındaki Diyalektik İlişki

Kültürel iklimin merkezi dinamiklerinden birisidir sanat, belki de en önemlisidir. Onun da yalın olduğu söylenemez. Sanatın üç bileşenini birbirinden ayırmanın zor olduğu açıktır. Üstelik bu bileşenlerin pek çok uzantısını ayrıca ele almak gerekir. Sanatsal süreçlere sanat felsefesi, sanat sosyolojisi ve sanat tarihi gibi disiplinler de dahil edilebilir. Ana akım sanat, felsefe ve eleştiri anlayışları ise bu disiplinler arasındaki yakınlığı görmek istemez. Her etkinliği, onu meydana getiren ve onu çevreleyen ilişkilerden izole ederek ele almaya yatkınlık gösterir. Bu yüzden de ana akım düşünüş tarzının olay ve olguların özüne temas etmede yetersiz kaldığı, daha çok olanla yetindiği gözlerden kaçmıyor.

Eleştiriye kapalı bir sanatsal gelişmişlikten söz edilemeyeceği gibi bilhassa sahici sanat ürünlerini görmezlikten gelen eleştiri, entelektüel iklimde gerçek rolünü ve devrimci işlevini gösteremez. İzleyiciyle bütünleşmemiş hiçbir sanat ve eleştiri kurumu da tarihsel rolünü gerektiği gibi yerine getiremiyor. “Ben yaptım oldu” diyen sanatçı da, sanat eserini görmeyen gördüğü yerde de onu “paçavraya çevirme mantığı”yla hareket eden eleştiri de, sanatsal etkinliğe içten katkı yapmak üzere kendini geliştirmeyen izleyici de, yeniyi inşa etmede yeterince başarılı olamaz/olamıyor.

Mehmet Akkaya

HALKIN BİRLİĞİ

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER..!

“Şiir, kanayan bir yaradan veya gülümseyen bir ağızdan yükselen bir şarkıdır.”[1]   “Mavi parıldayarak kaydı …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle