Anasayfa / Devrimci Teori / Seçim Sonuçları Devrimci ve Sosyalistlerin Kitle Çalışmasına Sıkıca Bağlanması Gerektiğini Gösteriyor…! 

Seçim Sonuçları Devrimci ve Sosyalistlerin Kitle Çalışmasına Sıkıca Bağlanması Gerektiğini Gösteriyor…! 

24 Haziran seçimleri geride bıraktık. Hiçbir biçimde demokratik olmayan seçim sürecinin ardından geriye, Erdoğan’ın şeflik rejiminin önündeki engeller kalktı ve AKP-MHP nezdinde yeni bir MC ittifakı işbaşına geldi. Ancak taşıdığı kaygı ve belirsizlik anlamı dışında seçimlerde Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığında ve Mecliste Cumhur ittifakının kazanması, emekçi yığınlar ve hatta devrimci saflarda moral bozukluğu ve umutsuzluk yarattı.

Seçimlerde ortaya çıkan gerçekler, burjuva düzen partileri arası iktidar savaşının dışında devrimci ve sosyalistlerin şapkalarını önlerine koyarak düşünmeleri ve neden yığınlardan kopukluğun aşılmasında istenen atılımın yakalanamadığı sorusunun yanıtlanması gerekiyor. Yani seçim verileri yığınların faşist gerici düşünlerin etkisinden ve Türk İslam sentezinden derinden etkilendiğini gösteriyor. AKP-MHP-BBP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve değişik cemaatlerin ittifakının almış olduğu toplam oy: Cumhur İttifakı (AKP, MHP, BBP ) %53,66 milletvekili sayısı;343.

Millet İttifakı (CHP, İyi Parti, SP ) %33,94 milletvekili sayısı 189; HDP %11.70 milletvekili sayısı 67.

Hangi parti kaç Milletvekili çıkardı: AKP yüzde 42.50 oyla 295 milletvekili, MHP ise yüzde 11,13 oyla 49 milletvekili, CHP yüzde 22.68 ile 146 milletvekili, İYİ Parti yüzde 9.96 oy oranıyla 43 milletvekili ,Saadet Partisi yüzde 1.35 oyda kaldı HDP yüzde 11.63 oy alarak, 67 milletvekili çıkardı.

Bu veriler baktığımızda, toplumun sağa kaydığını faşist dinci gericiliğin ideolojik-politik alanda toplumu kuşatma altında tuttuğunu gösteriyor. Haliyle bu tablo içinde AKP-MHP rejiminden kurtulmanın yalnızca parlamentoyla sağlanması mümkün olamazdı.

Dahası, parlamenter mücadelenin sokak savaşımıyla bütünleştiği koşullarda hem yığınların bilincinde değişimin sağlanacak ve hem de muhalefetin aynı şemsiye altında toplanmasını zorlayacak ve böylece toplumsal değişimin önünü aralayacaktır.

Buradan hareket ettiğimizde seçim sonuçlarına bakarak, devrimci ve sosyalistlerin yığın çalışmasında başarılı olamadıklarını ve süreklilik-sistemlilik arz eden bir devrimci politik faaliyetin yakalanamadığını gösteriyor.

Kitle çizgisinin özü ve bugünkü devrimci görevlerimiz

Sosyalizmin ve işçi sınıfı hareketinin kökleri Marksist-Leninist ideoloji ve onun pratik alanı konusunda, küçük burjuva sosyalizmi ile proleter sosyalizmi arasındaki tarihi mücadelenin belirli bir evresi, işçi sınıfı ideolojisi ile işçi sınıfının kendiliğinden-gelme hareketinin kaynakları ve gelişimi üzerine yapılan tartışmaların damgasını taşır. Haliyle devrimci çalışma sürekli ve sistemlilik arz eden ajitasyon-propagan da ve örgütlenme kolektif çalışmasıyla bütünleştirilmesi gerekiyor.

Dahası devrimci ve sosyalist hareket,12 Eylül faşist darbesinden bu yana kitle çalışmasında var olanla yetinmeyi, sabırlı çalışmayı, ürkekliği ve iddiasızlığı aşabilmiş değil. Mevcut halde devrimci hareket ciddi bir içe kapanıklık yaşıyor. Haliyle 12 eylül faşist darbe öncesi yığınları sarıp kucaklayan, Onların desteğini ve güvenini kazanan ve Onların somut ihtiyaçlarına yanıt veren, süreklilik ve sistemli bir devrimci ajitasyon-propagan da ve örgütlenme çalışması yürüten devrimci hareketin yöntemlerini dinci faşistler pratiğe sürmüştür.

Bunu Refah Partisi, Gülen Hareketi ve son olarak da AKP’nin çalışmalarında görmek mümkündür. Bu faşist dinci örgüt ve partiler, kitle çalışmasında devrimcilerin yığınları kazanmada kullandıkları sloganları bile kopye yaparak kullanmışlardır.

Örneğin, yüzde üç yada beş oy alan Refah Partisi ve bir çok cemaatin yüzbinlere hatta milyonlara ulaşması ve onların desteğini kazanması, yalnızca devlet tarafından desteklenmeleri yada göz yumulması olarak açıklanamaz. Aynı zamanda, bu faşist şeriatçı güçler somutta emekçilerin sorunlarına da müdahale edip, bunlara palyatif çözümler üreterek, bilinmeyen din ve Allah adına sıkı bir kitle çalışması yaparak , kitle desteğini geliştirip güçlendirmişlerdir. Her seçim sürecinde AKP’nin kadın, erkek ve gençlerinin kapı kapı çalışma yapmaları ve yığınlara dokunmaları da bunu tanıtlıyor.

1990’lı yıllarda, Sovyetler Birliği, Arnavutluk ve eski sosyalist ülkelerin emperyalist kapitalizm tarafından yıkılıp yutulmaları, dünyada olduğu gibi Türkiye de de yığınların sosyalizme de uzaklaşması, faşist milliyetçi ve dinci propaganda daha hızla etkilenmesini koşulladı. Haliyle bu gelişme kaçınılmaz olarak devrimci ve sosyalist hareket üzerinde de olumsuz etki bırakmış ve yığın çalışmasından uzaklaşarak içe kapanmaya neden olmuştur.

Bu gerçeği son 40 yıllık süreçte seçim sonuçlarında ve yada toplumun politik-ideolojik eğilimlerinde görmek mümkündür. Örneğin, işçi sınıfının ve yoksul emekçilerin ağırlıkta olduğu il-ilçe ve mahallelerde faşist ve gerici halk düşmanı partilere verilen oy desteğinde, yine açıktan sınıf çıkarına ihanet etmiş olan ve devlet-iktidar partisince desteklenen Memur-Sen, Hak-İş vb. gibi sendikaların devasa büyümesinden görmek mümkündür.

Yığınlara iş, ekmek, özgürlük gibi işçi ve emekçi yığınların somut gereksinimlerine yanıt olmayı program edinen, HDP, EMEP, SYKP, ESP vb. gibi demokrat-ilerici partilere değil, Kürt sorununu öne sürerek Türk işçileri ve emekçileri ırkçı şovenist propagan da ve “Vatan- Millet, Sakarya “ demagojisiyle aldatan faşist dinci ve halk düşmanı; AKP, MHP, CHP, İYİ Parti vb. gibi düzen partilerine vermektedir.

Nitekim bu durum, devrimci politik çizgi ile kitle çizgisinin doğru olarak ele alınıp pratiğe sürülmesini, gösteriş devrimciliği ve erken devrim hayalciliğinin aşılmasını dayatıyor. Biliyoruz ki işçiler ve emekçiler kendi kendilerine okuyup-tartışarak sosyalist bilinç edinmiyorlar. Kapitalizm kendiliğinden bir biçimde işçi sınıfını yarattıkça, bu sınıf zorunlu ve kaçınılmaz olarak kendiliğinden bir mücadeleye girişmiştir. Bu mücadele, başlangıcında sadece, işçi sınıfının ekonomik mücadelesi çerçevesi içinde kalmıştır. Ekonomik mücadeleden ne anlıyoruz? “ Ekonomik mücadele, işçileri işgüçlerini daha elverişli şartlar altında satmak için, çalışma şartlarını, hayat şartlarını iyileştirmek için patrona karşı kolektif mücadelesidir.” (Lenin)

Oysa işçi sınıfının, “..kendiliğinden-gelme hareketi ancak sendikaları doğurabilir… oysa işçi sınıfının trade – union’cu politikası işçi sınıfının burjuva politikasının ta kendisidir.” (Lenin) Yine” Kendiliğinden – gelme unsur özünde filizlenme halinde olan bilincin temsilcisidir.» (Lenin). Diyordu Lenin yoldaş.

Burada da açık – seçik anlaşılabileceği gibi, sosyalist teorinin doğum yeri, işçi sınıfının sosyalist ideolojiye bağlı olmayan, kendiliğinden mücadelesi ortamı değildir. Öyleyse bu ideoloji, proletaryanın kendiliğinden mücadelesinin dışında bir yerde oluşmak zorundadır. Proletarya ideolojisi, sadece en devrimci sınıfın ideolojisi olarak değil, dünyayı olduğu gibi kavrayan ve onu değiştirmeye yönelen, başlı başına bir bilim olarak ele alınmalıdır. “Sosyalizm bir bilim haline geldiğine göre, bir bilim gibi ele almak gerektiğini akılda tutmak, özellikle önderlerin görevi olacaktır.” (Engels).

Söz konusu önderlerin kimler olduğu meselesi, halledilmesi gereken bir sorundur ve bunun çözümü “işçi sınıfı ideolojisinin kaynağı” meselesinin de çözümü olacaktır. Sorunun cevabı hazırdır; “…Sosyalizm ve sınıf mücadelesi, birbirine paralel olarak fışkırıp gelişirler ve birbirlerini doğurmazlar, ayrı ayrı ön şartlardan oluşurlar. Bugünün sosyalist bilinci, ancak derin bir bilimsel bilgi temeli üzerine yükselebilir. Proletarya ne modern iktisat bilimi, ne de modern teknoloji yaratmıştır. Bilimin taşıyıcısı proletarya değil, burjuva aydınlar zümresidir. Modern sosyalizmin ilk şekillenmesi, bu zümre üyelerinin birey olarak kafalarında oluşmuştur.” (K. Kautsky, aktaran Lenin.)

“ Demek ki, işçi sınıfı ideolojisi onun kendiliğinden hareketinin dışında ve ondan bağımsız olarak, ayrı bir ön şarttan oluşmuştur”. (Lenin)

İşçi sınıfı içinden sosyalist aydın ve kadroların yetişip yetişemeyeceği meselesi öne sürüle bilinir ve bunu iddia ettiğimiz zannedilir. Bu meselenin yanlış konuş tarzıdır. Gerçekte mesele şöyle konmalıdır: “ İşçiler ideolojinin yaratılmasına… ancak çağlarının bilgisini edindikleri ve o bilgiyi geliştirebildikleri zaman sosyalist teoriciler olarak katılabilirler.” (Lenin).

Meselenin bu şekilde doğru konuş tarzı, işçi sınıfı ile onun ideolojisinin metafizik bir ayrımı ile değil, her ikisinin diyalektik bir bütün içinde kavranmasıyla devrimci bir çözümle sonuçlanmalıdır. Mesele, sosyalizmin bir doktrin olarak, işçi sınıfıyla olan bağlılığının kıstaslarının tespitidir. Şöyle ki: “Sosyalist bilinç, proleter sınıf mücadelesine dıştan ithal edilmiş bir şeydir, bu, mücadele içinde gelişmemiştir. Siyasi sınıf bilinci işçilere ancak dıştan iletilebilir, yani ancak, iktisadi mücadelenin dışından, işçilerle işverenler arasındaki ilişki alanının dışından iletilebilir.” (Lenin)

Sosyalizmin, işçi sınıfı ve emekçi yığınlara ulaşması, işçi sınıfı ideolojisinin işçi sınıfına mal edilmesi, devrimcinin esas görevidir. Zira emperyalizmin ve proleter devrimler çağı döneminde hiçbir devrim işçi sınıfının öncülüğü olmaksızın başarılamaz yada kalıcı olamaz.. Ve ancak, “ilerici sınıfa özgü doğru fikirler bir kez daha kitlelerce kavrandı mı, dünyayı ve toplumu değiştirecek maddi bir güç” halini alabileceklerine göre, işçi sınıfı ideolojisi bilinmesi sosyalizmin kitlelere mal edilmesi ve bu ideolojinin kitle mücadelesini yönlendirici düzeyine ulaştırılması, görevi devrim yapmak olan devrimci kadro ve öncülerin esas görevini teşkil eder. “Harekete katılmak yerine kollarını bağlayıp, seyretmekle Marksizm’in değerini doğru olarak derinlemesine öğrenmek, hazmetmek mümkün değildir; …teori ancak hareketle kurulur, doğrulanır ve zenginleşir. Yalnız devrimci pratik kapitalist toplumun gerçeğini keşfetme imkanını sağlar, çünkü yalnız devrimci pratik bu toplumu dönüştürmeye niyetlenir ve yalnız devrimci pratiğin gerçeğe ihtiyacı vardır, çünkü doğru bir teori olmayınca başarıya ulaşamaz.” (Politzer)

Proleter sosyalist ideolojisinin bilenmesi ve giderek daha üst düzeylere ulaşması, ancak devrimci pratiğin süzgecinden geçmesiyle mümkündür. Bu, onun, proleter sınıf mücadelesine ve yalnız ona değil, toplumun tüm sınıf ve katlarının devrimci mücadelesine aktif olarak katılmasıyla mümkündür. Ancak bu yolladır ki, ilerici sınıfın ideolojisi, diğer devrimci sınıf ve tabakaların mücadelesine yönlendirici bir etki yapabilir, onu, “…siyasi devrimi gerçekleştirecek olan temel faktör olarak bir devrimciler Örgütünün” (Lenin) ideolojik hegemonyası altına alabilir,

“Bir devrimin olabilmesi için, ilk önce işçilerin çoğunluğunun (hiç değilse bilinçlenmiş olan ve aklı eren, siyasi bakımdan aktif olan işçilerin çoğunluğunun) devrimin gereğini tam olarak anlamış olmaları, devrim uğruna hayatlarını feda etmeye hazır olmaları gerekir” (Lenin).

Bu durumda işçi sınıfı öncüsüne düşen görev, yığınları bu yeni tutum ve davranışa getirmek, “ Bilinçlenmekte olan kitleleri de yönetmeyi bilmektir.” (Lenin)

Bize kalırsa, proleter sosyalist kitle çizgisi anlayışının özü buradadır. Proleter devrimcisinin görevi, temel dayanağı olan işçi sınıfına ve onun müttefiklerine mümkün olan her zaman ve mekanda proleter ideolojisini aktarmak, işçi – köylü temel ittifakı üzerine bu ideolojinin Öncülüğünü gerçekleştirmek, “…kendiliğinden gelme hareketi kendi programı düzeyine yükseltmekti!,” (Lenin)

Proletarya öncüsünün ve onun ideolojisinin görevi, kitlelerin politik mücadelesini örgütlemek, işçi sınıfını siyasal bakımdan eğitmek ve emekçi müttefiklerini kendi programı çizgisi boyunca birleştirmektir.

Özetlersek, en devrimci sosyalist ideolojinin işçi sınıfına aktarılması, bu ideolojinin genel devrimci hareketin yönlendiricisi düzeyine yükseltilmesi ve kitlelerin kendi gönüllü eylem, istek ve kararlılıklarıyla devrimci teorisinin maddi bir güç haline getirilmesi, bilimsel sosyalist kitle çizgisi anlayışının özüdür.

İşçi sınıfı ideolojisi ile başta işçi sınıfı olmak üzere, emekçi halk kitleleri arasında devrimci pratiğe dayanan, yüksek bir bilinçle planlanmış köprülerin kurulması, sosyalist bilinçle donatılmış olan devrimci kadroları gerektirir..

Devrimci sosyalist kadroların amacı, emekçi halk içinde şurada yada burada beliren her bir hoşnutsuzluğu, bir politik patlamayı, genel olarak devrimci kavganın tutarlık düzeyine ulaştırmak, bu kitle hareketinin önüne geçmek, onu bilinçli müdahaleleri ile yönetebilmektir. Bunun için, o, politik iktidarın değişmesinin zorunluluğunu belirtmek ve bunun devrimci ve sosyalist açıklamasını yapmak, işçiler arasında bilimsel sosyalizmi kavrayacak ve onu harekete sokabilecek kadrolar yetiştirmek ve genel olarak kitleler arasında, proletaryanın temel sosyalist inançlarını ve demokratik isteklerini belirtmek için, her fırsattan yararlanmasını bilmelidir.

Kuşku yok ki bu fırsatlar, ancak kitlelerle yakın ilişkiler kurmasıyla sağlanabilir. Kitle içine giren devrimci sosyalist kadronun karşısına her an değişen durumlar çıkacaktır. Her özel durum, genel olarak politik çizginin yerinde müdahalesini ve somut şartların somut Marksist tahlilini isteyecektir. İşte tamda burada devrimci kadroya düşen durum ve koşulları doğru tahlil edebilmek, ardından bir doğma olarak değil bir eylem klavuzu olarak benimsediği işçi sınıfı ideolojisinin yaratıcılığını kullanarak anında ve yerinde doğru devrimci hareket çizgisini saptamaktır.

Hatta yanlış var olanı değil, var-olabilecek olanı da önceden sezerek, gerekli koşulları en elverişli bir düzeye ulaştırmak, somut yollarını saptayabilmektir. Genel devrimci, kavganın belirli ve özel bir yer ve aşamasında mücadelenin gerektirdiği güçleri gerektiği yere yerleştirebilmenin pratik duyusuna sahip olmalıdır.

HALKIN BİRLİĞİ

Ankara-Bahçelievler katliamı: Bundan 40 yıl önce 7 TİP’li üniversite öğrencisi genç MHP-ÜGD’li faşistler tarafından katledildi..!

Bundan tam 40 yıl önce yükselen devrimci halk hareketini ezmek ve devletin vurucu gücü rolünü …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle