Anasayfa / Özgür Kadın / Selam Sana Yaşam Ateşi Necla Kaya Yoldaş..!

Selam Sana Yaşam Ateşi Necla Kaya Yoldaş..!

Bugün yine yüreğimin derinliklerine bir acı çığlık düştü, çünkü Ölümünün üzerinden tam on beş kocaman yıl geçti. Bir kış günü havanın buz kestiği ve doğanın silkinip emekçilerin üzerine kurşun gibi yağdığı bir zamanda seni kaybettik. Önce inanamadım ama ölümün gerçekti ve ben ancak “ölüm adın kalleş olsun” diyebildim.
Bu gün bazı arkadaşlarıma seni anlattım, nereden, nasıl başlayayım sana yazmaya diye ve onlarla anılarımızı paylaşayım dedim, ama duygusallaştım, gözlerim doldu.
Keşke dedim sende aramızda olsaydın, birlikte dünyamızda ve ülkemizde gelişen devrimci mücadeleyi, kadın sorununu anlatıp bizleri eleştirip: “Artık tembellik yeter, Mücadelenin on saflarına çıkın ” deseydin…
Necla yoldaş; sen bize ” yüreğinden kopup gelenleri söyleyen ve özgürlüğünüzden asla vazgeçmeyin” diyerek dik duruşu öğreten yoldaştın. Çünkü her şeyin en iyisine kendisi inanmış, ve iddiası olan devrimcilerin başaracağına inanıyor ve devrimci kadınların örgütlü savaşımda, erkeklerin ön kesme engellerini aşmak için, daha kararlı ve ısrarlı çalışmak, inisiyatifli davranmak, örgütlü savaşımın her cephesinden öne atılmaktan geçtiği gerçeğine dikkat çekiyordu her konuşmasında.
” Her insan önce insan olduğunun bilincinde olmalıdır.” diye başlardan konuşmana. Evet cinsiyetten, bencil ve bireycilikten sıyrılmış önce insan olmak öyle kolay değildi. Tüm sihrin burada olduğundan bahsediyor ve günlüğünün ilk önce bir kadın, sonra bir devrimci ve sonra bir önder devrimci olmaya vurgu yapıyordun. Her türlü egemenlik karşısında asla boyun eğmeyen ve kendini özgürlük yoluna ulaştıran öncü devrimci kadınlardan biriydi Necla yoldaş.
En önemli şey insanın kendini ne olarak gördüğüydü. Kendini tanımanın, içinde birikmiş nice anlamsızlığı anlamlandırmanın bir yanıydı. Kendin olmak! Kendini bilmek! Sırf birileri istedi diye değil, böyle olması gerektiği için, ihtiyaçlara ve devrimci görevlere yanıt olmak için, yolu aydınlatmak için yaşamın ateşi olmak dahası devrimin inançlı ve cesur bir yolcusu olduğunun farkına varmak için. Kendi beninin farkına vardıkça birey yaşamı doğru temelde anlamlandırabilir.
Şimdi bir anlamsızlığın pençelerinden ağır yaralı halde kurtulmuş utangaç bir hüzün var etrafımda dolanan. Anladım dediğim anda, anlamsızlığın soğuk sureti karşılamıştı beni uzak gecelerin şafağa evirilen bir deminde. Yoksa anlamak için sarf ettiğim çaba… Oysaki anlayamamıştım!
Hastalık kapıyı çaldığında gül benziyin sararması, usul usul uzaklaşırken yanı başımdan, yorgun bakışlarına dokunamamıştım.
Sevgili Necla yoldaş, hep sevmeye, kavgaya inanmıştı. İkircimsizce sevmenin yüceliğine ulaşmıştı. Bundandı belki de; yoldaşlarına böylesine derinden ve yürekten bağlanmıştı. Suskun ve karanlık gecelerden kaçması bundandı. Yalnızlıkların bilinmezliğine kapılmamak için beraber olmanın sevinciyle gülüşünde yoldaşlarının ısıtıyordu yüreğine.
İçimden gelen, beni tetikleyip duran, dışa vurmak için fırsat kollayan türden duygulardır şu an yüreğimde titreşimler yaratan. Bu sabah seni düşünürken çok erken, bir türkünün notalarına işledim yaşam ateşinin heybetini. Yoldaş olmanın bilinciyle, gereklerini yoldaşlığımın bir bir sorguya çekiyorum. Çoğu ağır yaralı halde olsa da, umudun güzelliğinde yeniden can buluyor. Biriktirdiğim nice hevesi hızla tükenmesin diye, rüzgarlara yazdırıyorum özlemlerimi. Özlemlerimin kutsallığında, hayallerime sarılıyorum. Büyüttüğüm derece hayallerimi, büyütebilirdim eşitlik ve özgürlük yüklü yaşam özlemi arayışımı. Arayışlarımın büyüklüğünde seni hep hatırlıyorum ve tutunuyorum yoldaşın yürekleri ısıtan bakışlarına. Ve seninle anılar yolcuğuna çıkmışken, bakışlarımı uzayan, suskun ve dolunaysız gecelerden sıyırıyorum.
Kim ne derse desin, ‘anlamak özgürlüktü derdin.’. Ve şimdi bu anlama ulaşmak için, kırlangıçların bahtına sığınıyorum. Ve rüzgara karşı granit bir kaya gibi duruyorum. Ki versin bana özlemlerini, amaçlarını, kendisi kadar içten hayallerini… Ta kavga meydanlarına uzanıyorum. Heybetli, asi, umut yüklü Taksime, Tandoğan’a, Dağkapıya. Söyleyin! diyorum. Neydi O’nu size bu kadar bağlayan? Yıllar önce yaralanmış yüreğine aşk tadında bir sevda büyüten neydi?
Ren’in akışına bırakıyorum tere bulanmış bedenimi. O ilk, bir tas suyu yudumladığı anı duyumsamak ve bu ana şahitlik etmek için kana kana içiyorum. Sonra aynı kırlangıcın kanatlarında senin sokaklarında koştuğun İstanbul’un sokaklarına doğru yol alıyorum. Onur savaşımının yerleşik mekanı, binlerce yiğidin al kanıyla topraklarını sulayan, her karışında farklı bir hikâye barındıran proletaryanın ve kavganın şehri İstanbul. … Nice canı bağrına basmıştın. Ama bakışlarında ilk kucakladığının sende yarattığı gurur, en son karşıladığın canın sende yarattığı utangaçlık var. Bir an olsun gözlerini kırpmadan hayallerinin randevusuna yetişme sevinciyle ellerini uzattılar sana. Sırf sen acımayasın, sen incinmeyesin diye. Şimdi söyle İstanbul! Son anlarında dilinden dökülüp de, yüreğinin derinliklerine fısıldadığı şey neydi? O gülen gözlerinde yorgunluk var mıydı? ‘Dolunaylı bir geceydi’ dediler bana, doğru mu İstanbul? Çok önceleri dolunaysız, suskun gecelere küsmüştü. Güneşin gülen gözlerinde ısıtmak için bedenini, büyütmek için gülüşünü hep en yükseklerinde bulunurdu tepelerinin.
Zamanın bu anında kavganın sertliğine sığınıyorum. . Rüzgarları da alıp yanı başıma, usul usul uzaklaşan bulutların gövdesine iliştiriyorum çocuksu bakışlarını. Ne de olsa kavganın olduğu her yerde her derdimize derman olacak, bağrına basıp, ana şefkatiyle yarınlara omuz verecek. Şimdilerde sessizce anıyorum seni Necla yoldaş. Dahası senli sevinçlerimi, seninle anlam kazanmış gülüşlerimi yeniden savuruyoruz rüzgarlara…
Ne zaman ki Aralık’ın soğuğu ve karın beyazlığı ve hafif rüzgarlı uzayan gecelerinde dolunay doğsa seni buluyorum yanı başımda. Ne zaman ki kentlerin her hangi bir yerinde rüzgar dokunursa tenime, senli anılarımla kutsuyorum gülüşünü Necla yoldaş. Kazananı, kaybedeni var mıydı bu yaşamın bilmiyorum ! Ama hayallerine yakınlaşmanın verdiği coşkunlukla erkence bizi yalnız bırakıp gittin, biz ise amaçlarının, sonsuza evirilen hayallerinin tablosunda yer edinmeye çalışan bir arayışın yürüyüşçüsüyüz hala.
Sen ey büyük umut! Bir sen terk etmedin ışıl ışıl parıldayan çocuk gülüşleri. Ve büyük özlem gecelerinin en tenha yanında hep sen olacaksın Necla yoldaşım. Kanayan özlem yaralarına derman olan sensin, her türden uzaklığa, yalnızlığa çare sen. Şimdi ağlamak zifiri, dolunaysız gecelerden yana ama yoldaşlık sevinci kavga doruklarında, güneşli, güler yüzlü zamanlardan yana…
” Her bitki kendi kökleri üzerinde yeşerir.” Kendi kökleri üzerinde yeşermeyen her bitki köksüzdür, köksüzlükte kültürsüzlük demektir. Aynı zamanda, kültürel değerini yitirmek, kendi köklerini yitirmek anlamına gelir. Kendi köklerini yitiren ya kuruyup gazele dönüşerek sağdan sola soldan sağa savrulup durur, ya da başka kökler üzerinde yeşerir ki, buda çürüme, yozlaşma ve vefasızlığın kendisi demektir. Bu açıdan başka bir kültür içinde erime, kültürel ve devrimci kimliksel açıdan bir yabancılaşmadır, yozlaşmadır ve yoldaşlığın içeriğini boşaltmaktır.
Sen can yoldaşım, mücadelemizin her zaman on saflarında dimdik duran, devrimin ateşiyle tutuşan, her yenilgide yüreği kanayan, her başarıda halkımızla beraber mutlu olan Necla yoldaşım… Seni ben işte böyle tanıdım, böyle sevdim.
Sen yerinde rahat uyu, uğruna mücadele yürüttüğün dünyayı güzelleştirme ve özellikle kadınları özgürleştirmek amacı ile yaptığın çalışmalar asla boşa gitmedi. Çünkü hala senin gibi yiğit ve mücadeleci kadınlarımız, bıraktığın yerden kavgayı örmeye devam ediyorlar.
Daima Bizimle Yaşayacaksın.
Bir Kadın Yoldaşın

HALKIN BİRLİĞİ

Yasa yok ama Türkiye’de 7 yıldır kürtaj yasak..!

ABD’nin Alabama Eyaletinde kürtajın tecavüz durumunda dahi yasaklanması dünya hatta Türkiye’de de konuşulan konular arasındaydı. …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle