Anasayfa / Devrimci Teori / SOSYALİST EKİM DEVRİMİNDE ESKİYEN NEYDİ?  

SOSYALİST EKİM DEVRİMİNDE ESKİYEN NEYDİ?  

Sosyalist Ekim Devrimi’nin 100. Yıldönümünün içindeyiz. O, tüm heybetliliğiyle dün olduğu gibi bugün de başta dünya proletaryası gelmek üzere, ezilen milyonlara umut kaynağı olmaya devam ediyor.

Bir gelenektir. Proletarya ve emekçi yığınlarının devrim kavgasında büyük bir iz bırakan günler üzerine makaleler yazmak ve bugünlerden gerekli devrimci dersler çıkarmak, buralardan ulaşılan, kavranılan doğruları ülke devriminin ileri çekilmesinde kullanabilmek. Bu geleneğin sürdürücüsü biz komünistler, 1917 Şubat ve Sosyalist Ekim Devrimi’nde eskiyen nedir sorusu üzerinde durup Şubat ve Ekim sosyalist devrimi arasındaki farklılıkları ve ilişkileri doğru anlamak  ve buradan çıkarılacak  derslerle donanarak, Troçkistlerden, modern revizyonistlere onlardan Maoculara, Euro komünistlere, anarşistlere vs. vb. değin uzanan geniş anti-Leninist cepheyi içine alan revizyonist ve oportünist akımların çarpıtmalarına karşı, Leninizm’in özünü bir kez daha savunmak büyük önem taşıyor. Bu yazımızda bizde bunu yapmaya çalışacağız.

ESKİMİŞ OLAN NEDİR?

Sosyalist Ekim Devrimi dendiğinde hiç şüphesiz akla ilk gelen şey, yeni bir çağın, proleter devrimleri çağının açılmasıdır. Haliyle her devrimin olduğu gibi, Ekim Devriminin de temel sorunu iktidar sorunudur. Kiminle birlikte, kime karşı ve nasıl bir iktidar? işte 1917 Ekim Devrimi’ne kadar iktidar sorununun bazı unsurları, ya yeterli netlikte açığa çıkmamış, ya da bazı şeylerin özgüllüğüyle birleşerek geri bırakıcı bir rol oynamıştı. İşte, en çok çarpıtılan sorunların başında yer alan Leninist devlet öğretisi ve bağlı sorunları, tüm çarpıtmalara karşı savunmak büyük önem taşır bir hal almıştır. Biz, iktidar alanında Şubat ve ardından Ekim Devrimi’nin neyi geride bırakıp, eskittiği üzerinde dururken, önce sorunu ustalar Ekim’e kadar nasıl ele aldılar, kısaca bunun üzerinde durmayı yararlı buluyoruz.

Marks ve Engels, 1848-50’de “kapitalizmin çöküş halinde sosyalizmin yakın olduğunu düşünüyorlardı” (Lenin) onlar, Almanya’da demokratik devrimin nihai zaferi halinde, yeni iktidarın köylülük tarafından desteklenen kent radikal küçük burjuvazisi tarafından ele geçirilmesi durumunda, proletaryanın zaferinin pek yakın olduğunu, dolayısıyla da proletaryanın temsilcisi olan komünistlerin hükümete karşı derhal savaşa hazır olmaları gerektiğini belirtiyorlardı. Ama, Lenin’in belirtmiş olduğu gibi, Marks ve Engels bu öngörülerinde “yanılmışlardı”. Çünkü, Almanya’da burjuva demokratik devrim, demokratik bir cumhuriyetle sonuçlanmadı.

1871’de, Paris Komünü’nün yenilgisinden sonra, Avrupa’da azgın bir gericilik dönemi başlamıştı. Marks ve Engels, 1850’lerde “kapitalizmin çöküş halinde, sosyalizmin yakın olduğunu” düşündüklerinden” demokratik kazançlara daha az önem veriyorlardı.” (Lenin) Fakat, 1848-50 devrimlerinin deneylerinden sonra, 1875’te, ” Gotha Programının Eleştirisi”nde demokratik olmayan politik sisteme dikkat çekiyorlar ve proletaryanın sermayeye karşı, sosyalizm mücadelesi açısından politik özgürlüklerinin önemine işaret ediyorlar ve proletaryayı iktidara götürecek en kısa yolun demokratik cumhuriyet olduğunu düşünüyorlardı. Onlar, proletarya diktatörlüğüne geçiş için en uygun devlet örgütlenmesi olarak en geniş politik özgürlüğü sağlayan devlet tipi olarak, demokratik cumhuriyeti görüyorlar ve onun proletarya diktatörlüğüne götüren en kısa yol anlamında “proletarya diktatoryasının özgül biçimi” olarak değerlendiriyorlardı.

Daha sonra Lenin, 1917 Şubat Devrimi’ne kadar aynı yaklaşımı sürdürdü. 1917 Şubat Devrimi’ne kadar proletarya diktatörlüğüne ulaşılabilmesi için en uygun devlet biçiminin demokratik cumhuriyet olduğunu kabul eden komünistler .Buna “proletarya diktatoryasının özgül biçimi” diyorlardı.

Fakat, partizan merkezcilerini eleştiren yazımızda da belirtmiş olduğumuz gibi, burada “özgül biçim”le dile getirilen, demokratik cumhuriyetin, proletarya diktatörlüğünün bir biçimi olduğu değil, onun proletarya diktatörlüğüne götüren en kısa yol olmasıydı.

Gerçi, 18 Mart 1871’de Paris Komünü doğmuştu. Komün o zamana kadar en yüksek devlet tipiydi. Lenin’in dediği gibi; “Komün kendiliğinden doğdu, kimse onu bilinçli ve sistemli bir biçimde hazırlamadı” (Paris Komünü Üzerine).

Marks ve Engels Paris Komünü deneyiminden çok önemli sonuçlar çıkardı. Komün, o zamana kadar en yüksek devlet örgütlenmesiydi. O, parlamenter bir örgütlenme değil, yürütme ve yasamayı birleştiren ve bu açıdan kendine özgü özellikleri olan bir politik biçimdi. Komün, sürekli polis ve orduyu ortadan kaldırmış ve onların yerine, silahlanmış proleter ve emekçileri koydu. Komün üyeleri seçimle işbaşına geliyor ve istendiği her an seçenler tarafından görevden alınabiliyorlardı. Tüm kamu görevleri ortalama bir işçi ücreti karşılığı yerine getiriliyordu. Marks ve Engels, Komün’ün bu özellikleri ve derin anlamı üzerinde genişçe durmalarına karşın, Komün henüz dünya komünistlerinin bilincinde yerli yerine oturmamıştı. Böyle olduğu içindir ki, bir devlet tipi olarak komün doğduğu halde hala proletarya diktatörlüğüne geçiş için en uygun devlet örgütlemesi olarak demokratik cumhuriyet tipi savunuluyordu.

Daha sonra, 1905 ve 1917 Şubat Rus Devrimleri, Sovyetleri yarattı. Sovyetler komün tipinde bir devlet örgütlenmesidir. Ama devlet tipi olarak Sovyetler, daha 1905’te doğmasına karşın 1917 Şubat Devrimi’nin ertesine kadar demokratik devlet tipinin yerine geçirilmemişti. Lenin, 1917 Nisan’ında, Sovyetlerin Paris Komünü’nden sonra insanlığın yarattığı en yüksek devlet tipi olduğunu ve proletarya diktatörlüğüne en kısa yoldan ancak Sovyetler aracılığıyla gidilebileceğini belirtiyordu. Lenin, daha sonraki bütün yazı ve konuşmalarında, komünistlerin her yerde Sovyetler yönünde propaganda-ajitasyon yapmalarını, koşulların elverişli olduğu yerlerde, işçi Sovyetleri, köylü Sovyetleri veya işçi ve köylü Sovyetleri ya da emekçi halk Sovyetleri kurmaya yönelmeleri gerektiğini açıklıyordu ki, bu da Sovyetlerin hem P ve KDD’nün proletarya diktatörlüğünün biçimleri, devlet tipleri olduğunu gösterir.

Toparlamak gerekirse, 1917 Şubat ertesine kadar proletarya diktatörlüğüne en kısa yoldan geçişin devlet tipi demokratik cumhuriyet olarak görüp, savunuluyordu. İkinci Rus Devrimi bir devlet tipi olarak demokratik cumhuriyetin yerini Sovyetlere bırakmasıyla, demokratik cumhuriyet biçimindeki formülasyon eskidi, artık yerini yeni bir formülasyona, Sovyetlere bıraktı. Birinci olarak eskiyen budur.

Gelelim diğer eskime olayına. Bilindiği gibi Rusya’da 1917 Şubat Devrimi’yle silahlanmış proletarya ve asker üniforması giymiş köylülük tarafından Çarlık otokrasisi yıkılmıştı ama daha otokrasinin yıkılmasının ardından, köylülüğün ve küçük burjuvazinin temsilcisi olan Sovyetlerde çoğunluğu ellerinde tutan Menşevikler ve sosyalist devrimciler, temsilciliğini yaptığı yığınlara ihanet ederek P ve KDDD’den vazgeçerek, iktidarı kendi elleriyle liberal burjuvaziye teslim etmişlerdir. Böylece Rusya’da ikili iktidar durumu doğdu; bir yandan burjuvazinin karşı devrimci diktatörlüğü, bir yandan da, P ve KDDD. Ama, iktidar asıl olarak karşı devrimci burjuvazinin “Geçici Hükümeti”ndeydi. Lenin, eski Bolşeviklerin konuya ilişkin itirazlarını şöyle yanıtlıyordu:

“Proletarya ve köylülüğün devrimci-demokratik diktatörlüğü, şimdiden gerçekleşmiş bulunuyor. Ama olağanüstü özgül bir biçimde ve çok önemli değişikliklerle.

“Eskiden yapıldığı gibi burjuva devrimi ‘tamamlama’ sorunu olarak ortaya atmak, canlı Marksizm’i ölü metinlere feda etmek demektir.

“Eski formül şöyleydi; burjuvazinin egemenliğinin yerine, proletarya ve köylülüğün egemenliği, onların diktatörlüğü olabilir ve olmalıdır.

“Oysa, gerçek yaşamda şimdiden bambaşka bir şey görüyoruz, bu ikisinden birinin ve ötekinin, son derece özgün yani şimdiye kadar görülmemiş biçimde birbirine geçişini.

“Önümüzde yan yana, bir arada, aynı zamanda, hem burjuvazinin egemenliği (Lvov-Guçkov Hükümeti) hem de kendi isteğiyle iktidarı burjuvaziye bırakan, isteyerek burjuvazinin kuyruğuna takılan proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünü görüyoruz.” (Nisan Tezleri s. 25)

Lenin, 1917 Şubat Devrimi’nin ortaya çıkardığı özgünlüğü kavrayan bazı eski Bolşevikleri yanıtlarken şöyle devam ediyor:

“Devrimimizin bir iktidar ikiliği yaratmış bulunmak gibi büyük bir özgünlüğü var. Önemi her şeyden önce kavranması gereken bir olgu bu; onu anlamadan ileri gitmek olanaksızdır. Eski formüllerin, örneğin Bolşevizm’in eski formüllerini tamamlayıp düzeltmesini bilmek gerek; çünkü onlar, her ne kadar genellikle doğru çıkmışlarsa da, somut uygulamaları farklı olmuştu.” (age s.16)

Evet burjuva demokratik devrim, Çarlık otokrasisinin yıkılarak, iktidarın yeni bir sınıfın, burjuvazinin eline geçmesi anlamında tamamlanmıştı ve dolayısıyla demokratik devrim aşaması aşılmış ve sosyalist devrim aşaması başlamıştı.

“Birinci devrimin, daha açıkçası 1 Mart (Eski takvime göre Şubat) 1917 Rus Devrimi’nin ilk aşaması bitmiştir. Bu ilk aşama kuşkusuz devrimimizin son aşaması olmayacaktır.” (Lenin Uzaktan Mektuplar s. 5)

Yine Lenin, “Birinci aşamanın” hangi anlamda tamamlandığı konusunda şunları belirtiyordu:

“2. Rusya’da  iktidar yeni bir sınıfın; burjuvazinin ve burjuvalaşmış büyük toprak sahiplerinin eline geçmiştir. Bu anlamda burjuva demokratik devrim Rusya’da tamamlanmıştır.” (Nisan Tezleri, s.37)

Devrimin birinci aşamasının (burjuva demokratik devrim) tamamlandığı ve ikinci aşamasının (sosyalist devrim) başladığı koşullarda, elbette ki devrimin temel iktidar şiarı da aynı kalamazdı, eski şiar, yerini yeni şiara bırakmak zorundaydı. Bilindiği üzere Bolşevikler bütün bir devrim boyunca, temel iktidar şiarı olarak P ve KDDD’nü ileri sürüyorlardı. 1917 Şubat Devrimi’yle doğal olarak bu şiar eskidi. Yeni devrimin temel iktidar şiarı, artık proletarya diktatörlüğüydü; çünkü devrimin niteliği değişmiş  ve yeni bir strateji gündeme gelmişti. Bu yeni dönemde, eski devrimin temel iktidar şiarında stratejik olarak direnmek, saçma onun ötesinde düpedüz gericilik olurdu. Ne var ki, devrimin birinci aşaması tamamlanmasına ve ikinci aşaması başlamasına karşın, o günün Rusyasın da ortada bir ikili iktidar gibi tamamen özgün bir durum vardı. İktidarın ikili durumunu dikkate alan Bolşevikler, taktik olarak bir yandan proletaryanın sosyalizm uğruna mücadelesi için daha uygun olduğundan Sovyetlerin tüm iktidarı almasını öne sürüyorlardı; bir yandan Sovyetlerde çoğunluğu sağlamak için mücadele ediyorlar, sosyalist devrim için silahlı ayaklanma hazırlığını kesintisizce sürdürüyorlardı. Menşevikler ve sosyalist devrimciler, ihanetlerini sürdürmeye devam ettiler. Bolşevikler, bu küçük burjuva demokratlarının, liberal burjuvaziyle yapmış oldukları tüm işbirliğini, karşı devrimci niteliğini ve  ihanetlerini bütün boyutlarıyla açığa çıkararak, işçi, asker ve köylü vekilleri kısa sürede çoğunluğu sağladılar. Bolşevikler, Sovyetlerde çoğunluğu sağladıklarında, karşı-devrimin, Sovyetleri dağıtmasına fırsat vermeden, Sovyetler aracılığıyla gerçekleştirilen 1917 Ekim ayaklanmasıyla, karşı-devrimci iktidar yıkılmış,  proletarya diktatörlüğü kurulmuştu.

Daha önce de işaret ettiğimiz 1917 Şubat Devrimi, öngörüldüğü gibi, P ve KDDD’nün kurulmasıyla taçlanmadı. Bu durumda kendilerine “eski Bolşevikler” diyen bir kısım önderler, Lenin’in anlatımıyla büyük bir şaşkınlık içine düştüler. Onlar P ve KDDD’nün kurulmadığını, demokratik devrimin tamamlanmadığını, dolayısıyla da, temel iktidar şiarının hala P ve KDDD olduğunu ileri sürüyorlardı. Lenin, onları eleştirirken şöyle diyordu:

” ‘Proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü’ Rus Devrimi’nden daha önce gerçekleşmiş (açL) bulunuyor. “Belli bir biçimde, belli bir noktaya kadar” Çünkü bu formül yalnızca sınıflararası ilişkiyi öngörüyordu. Bu ilişkiyi, bu işbirliğini gerçekleştiren somut bir siyasal kurumu değil (açL) değil. Yaşamın gerçekleştirdiği işçi ve asker vekilleri Sovyetleri. İşte “proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik iktidarı” bu formül artık eskidi. Yaşam onu, formüller ülkesinden gerçek ülkesine götürdü, ona kan verdi ve can verdi, onu somutlaştırdı ve sonuçta (açL) değişikliğe uğrattı.” (Nisan Tezleri, s. 24)

Bazı “süper devrimcilerimiz” Lenin’in burada belirttiklerinden hareketle P ve KDDD’nün artık genel olarak eskidiğini, bu şiarı atmanın gericilik olduğunu ve dolayısıyla bu formülasyonun terk edilmesi gerektiğini savunuyorlar. Öncelikle vurgulayarak belirtelim, bu iddianın asıl sahibi süper devrimcilerimiz değil bunların da teorik gıdalarını aldıkları ve ayak izlerinde yürüdükleri Troçki’dir. O, sürekli devrim başlıklı 1930 tarihli yazısında şunları belirtiyordu:

“7- Tarihin çoktan ve kesin olarak aştığı “proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğü” sloganı, kominternin bugün doğu ülkelerine kabul ettirmeye çalışması, ancak gerici bir etki yapabilir. Bu slogan, proletarya diktatörlüğünün sloganının karşısına çıkartıldığı ölçüde, siyasal bakımdan, proletaryanın küçük burjuva yığınlar içinde erimesine katkıda bulunmakta, böylelikle ulusal burjuvazinin hegemonyası ve dolayısıyla demokratik devrimin fiyaskosu için, en elverişli koşulları yaratmaktadır. Bu sloganın komintern programına alınması, Çarksizme ve Bolşevizm’in ekim geleneklerine karşı dolaysız bir ihanettir.” (aktaran 3. Enternasyonal Belgeleri, Belge Yay. s. 200)

Troçki’den aktardığımız bu pasaj, her yönüyle anti-Leninizm dir. Şubat ve Ekim Devrimlerinin çarpıtılması ve anlaşılmaz bir duruma getirilmesidir.

Troçki’nin iz sürücüsü bazı süper devrimcilerimiz, Troçki’den aşırdıkları anti-Leninist görüşleri, Leninizm olarak yutturmaya çalışarak, Şubat ve ardından gerçekleşen Sosyalist Ekim Devrimi’nin neyi eskittiği olayını çarpıtarak, iki taktiğin eskidiğini iddia ederek, iki Rus Devrimi gerçeğini anlaşılmaz kılıyorlar. P ve KDDD formülasyonunun genel olarak eskidiğini söylemek ve üstelik bunu Lenin’e mal etmek, sorunu anlamamak ve Lenin’i tahrif etmektir.

Lenin’den yaptığımız aktarmaları ele alalım. Evet Lenin, P ve KDDD formülasyonunu söz konusu yaparak “bu formül artık eskidi” diyor. İlk olarak Lenin burada bir genelleme yapmıyor. Rusya’nın o günkü somut durumunu söz konusu yapıyor. Çünkü daha önce de açıklamış olduğumuz gibi, Şubat Devrimi’yle birlikte devrimin birinci aşaması “tamamlanmış” ve ikinci aşamasına geçilmişti. Stalin’in de belirtmiş olduğu gibi, devrimin birinci aşamasında sorun, burjuva demokratik devrimin zaferi için burjuvaziyi tarafsızlaştırarak, çara ve büyük toprak sahiplerine karşı bütün köylülükle birlikte yürüme sorunuydu ve P ve KDDD formülasyonu, bunun en özlü bir anlatımıydı. Devrimin ikinci aşamasına geçişle birlikte, sınıf güçleri ilişkileri de doğal olarak değişti. Stalin’in ifadesiyle bu ikinci dönemde sorun, sosyalist devrimin zaferi için küçük-burjuvaziyi tarafsızlaştırarak, burjuvaziye  ve kapitalizme karşı, halkın yarı proleter öğeleriyle birlikte yürüme sorunuydu ve proletarya diktatörlüğü şiarı da dönemin temel iktidar şiarıydı. İşte bu yeni durumda, burjuva devriminde temel iktidar şiarı olarak P ve KDDD stratejik olarak eskimişti ve Lenin’in söz konusu ettiği eskime olayı tam da budur.

İkinci olarak, Lenin’in “yaşamın gerçekleştirdiği ‘işçi ve asker vekilleri Sovyetleri’ işte ‘proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik iktidarı’ ” diyordu. İşçi ve asker üniforması giymiş köylü Sovyetleriyle proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünü özdeşleştiriyor, yani iddia edildiği gibi onlar karşı karşıya koymuyor. Açıktır ki bu da, Lenin’in P ve KDDD formülasyonunu genel olarak eskimediğini düşündüğünü gösteriyor. Yine Lenin’in P ve KDDD formülasyonu söz konusu yaparak, “bu formül artık eskidi” derken de, buradaki “artık” sözcüğüyle de dile getirdiği, onun bir genelleme yapmadığını, aksine sorunu tamamen o günkü Rusya açısından tartıştığını kanıtlıyor.

Dahası Lenin, “bu formül artık eskidi” dedikten hemen sonraki cümlede, “yaşam onu formüller ülkesinden gerçek ülkesine getirdi, ona kan ve can verdi, onu somutlaştırdı ve sonuçta da değişikliğe uğrattı” diyor. Burada da Lenin, P ve KDDD formülünün yaşam tarafından bir varsayım bir soyutlama olmaktan çıkartılarak, gerçeğe dönüştürüldüğünü ve sonuçta bu şekilde bir değişikliğe uğrattığını daha iyi açığa seriyor. Demek ki,  Lenin’e göre eskimiş olan, a) özel olarak o günkü Rusya somutunda temel iktidar şiarı olarak P ve KDDD formülasyonuydu; b) genel olarak P ve KDDD’nün demokratik cumhuriyet biçimidir.

Üçüncü olarak; Lenin P ve KDDD formülasyonunu söz konusu yaparak, “bu formül yalnızca sınıflar arasındaki ilişkiyi, bu işbirliğini gerçekleştiren somut siyasal bir kurumu değil” diyordu. Bilindiği gibi, Lenin ve Bolşevikler tarafından, burjuva demokratik devrim döneminde temel iktidar şiarı olarak P ve KDDD’nü savunuluyordu. Devlet tipi olarak demokratik cumhuriyet söz konusu yapılıyordu. Ama buna rağmen, bu devletin nasıl örgütleneceğini, diktatörlüğün nasıl uygulanacağını öngören somut bir siyasal kurum yoktu. Bu açıdan demokratik cumhuriyet biçimindeki P ve KDDD belirsizdi. 1917 Şubat Devrimi’yle sovyetlerin doğmasıyla birlikte bu belirsizlik son buldu. Çünkü Sovyetler, hem ayaklanma organları ve hem de iktidar organlarıydı. Lenin’in aktarılan sözlerini böyle değil de, P ve KDDD formülasyonunun yalnızca sınıflararası ilişkiyi öngörmekle sınırlı bir formülasyon olduğunu, devlet iktidarı gibi somut siyasal bir kurumu öngörmediği biçiminde yorumlamak, tek kelimeyle Lenin’i anlama yeteneğini göstermektedir. Lenin’in ünlü “İki Taktik” 1905 Devrimi Üzerine Yazılar adlı derlemesindeki makaleler ve diğer eserlerindeki makalelerini anlama yeteneğini gösteren herkes, Lenin’in P ve KDDD’nü bir devlet, bir iktidar olarak yani bu anlamda somut siyasal bir kurum olarak gördüğünü rahatlıkla görebilir. Ayrıca, yalnız sınıflar arası bir ilişkiyi öngören bir şiarın, temel iktidar şiarı olarak benimsenmesi, savunulması olanaklı mı? Adı üzerinde “P ve KDDD” diyoruz. Bunun, geçici de olsa, somut bir siyasal kurum olduğu açık değil mi?

Stalin yoldaş “Şubat Devrimi olmasaydı Ekim Devrimi olamazdı” derken, Leninizm’in sadık bir takipçisi, onun uzlaşmaz savunucusu olduğunu gösteriyordu. Bugün ülkemizde, kendisine M-L diyen birçok örgüt, 1917 Şubat ve Ekim Rus Devrimleri gerçekliğini doğru kavrama başarısı gösteremeyerek, revizyonist yarı-Troçkist mevziye kayarak, proletaryanın mücadelesini arkadan hançerlemeye çalışıyorlar.

Ne Troçki haininin, ne Gorbaçov’lar ve şürekasının ve ne de Maocu revizyonizmin devrimci derslerle dolu Şubat ve ardından gerçekleşen sosyalist Ekim Devrimi’nin ihtilalci yolunu bozmaya güçleri yetti. Leninizm’in sadık takipçisi biz komünistler, Ekim Devrimi’nin devrimci yolunda kararlıca yürüyeceğiz. Hiçbir güç, doğru bildiğimiz bu yolda yürümede bizi alıkoyamaz. Ve buna hiç kimsenin de gücü yetmez. Komünistler ekim dersleriyle donanarak ülke devriminin stratejik hattını doğru tespit ederek bunun pratik savaşımını yürütüyorlar. Kim ne derse desin, Ekim yaşıyor, yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

HALKIN BİRLİĞİ

100.YILINDA EKİM DEVRİMİ AYNI ZAMANDA KADINI ÖZGÜRLEŞTİRMENİN ADIDIR..!

100. yıldönümünün kutladığımız 1917 Büyük Ekim Sosyalist Devrimi, yalnızca proletarya ve emekçilerin kurtuluş yolunu değil, …