Anasayfa / Özgür Kürsü / Sosyalizm Yalnızca Yetişkinler İçin Değil Çocuklar İçinde Tek Kurtuluş Yoludur.!

Sosyalizm Yalnızca Yetişkinler İçin Değil Çocuklar İçinde Tek Kurtuluş Yoludur.!

Kapitalist sistem çocuklar için açlık, yoksulluk, ucuz iş gücü, korunaksızlık, taciz ve tacize uğrayarak, seks kölesi olarak kullanılan bir sistemdir. Bu sistemde nasıl ki yetişkinler azgınca sömürülüp baskı ve zulüm altında tutulursa aynı biçimde çocuklarda artı-değer nesnesi olarak görülüp kullanılmaktadır. Buradan hareket ettiğimizde tüm insanlığın eşitlik, özgürlük temelinde yeniden örgütleyip ayağa kaldıracak olan, baskı, sömürü ve her türlü ayrımcılığa son veren insanın insanca yaşamasının yolunu döşeyen sosyalizm olmuştur. bu gerçeği 1917 ekim devriminin ardında iktidarı alan ve sosyalizmi ilan eden Sovyetler Birliği deneyiminde görmek mümkündür.

Ekim Devrimini insanlık için her alanda yeni bir dönem açtı. Dünyada ilk kez işçi ve emekçiler ,komünist partisinin önderliğinde iktidarı ele geçirdi ve sosyalist programlarını uygulamaya soktular. Lenin ve Stalin’in başında bulunduğu Sosyalist Sovyetlere Birliği Çarlık Rusyasından devralınan son derece olumsuz koşullara ve uygulamalara rağmen kısa sayılacak sürede emekçilerin ve kadınların çalışma ve yaşam koşullarında olağanüstü iyileştirmeler hayata geçirildi. Sovyet politikasında öncelik verilen ve devrimler yapılan alan sadece yetişkinlerin yaşamı ve çalışma koşulları değildi. Bugün çokça gündemimizde olan çocukların korunması ve özgürce gelişimleri meselesi de Sosyalist Sovyet politikasının ana dikkat noktalarından biriydi.

Çocukların ihtiyaçlarını ve yararını odağına alarak izlenen politikalar, çocukların hayatlarında da bugün çoğunu hayal bile edemediğimiz gelişmelere yol açtı. Çocuk sömürüsü, yoksulluğu ve istismarının alıp başını gittiği, ve çocuğun korunmasının daha bir önem taşıdığı koşullarda geçiyoruz. İşte tamda böyle bir zamanda Sosyalist Sovyetler Birliğinde çocuk politikalarına kısaca bakmak ufkumuzu da umudumuzu da çoğalmak bakımından büyük önem taşıyor.

Sosyalist Sovyetler Birliğinde çocuk sağlığı, hamilelik ve doğum sonrası dönemde anne bakımı ile başlatılarak ele alınmıştı. Annelik bakımı yeni doğanın iyilik halinin sağlanması açısından oldukça önemli görülüyordu. Doğum sonrası ilk 1 ya da 2 haftalık süredeki annelik bakımı kurumsal olarak üstlenilmekteydi, lohusalık dönemlerinin neredeyse tamamı hastanede geçiriliyordu.

Rusya’dan devralınan sağlıksız yaşam koşulları da düşünüldüğünde, yeni doğanın korunması ve sağlıklı başlangıçlar yapabilmesi için bu bakım önemli bir koruma sağlamaktaydı. Annelik ve çocuk bakımı Sovyet bütçesinin ilk ödeme kalemi olarak kabul ediliyordu.

Her şehirde hamile kadınlar için özel dinlenme ve danışma merkezleri ve yeni doğan danışma merkezleri kurulmuştu. Yeni doğan danışma merkezleri sadece merkeze gelenlere hizmet vermekle yetinmiyor, aynı zamanda merkeze getirilemeyen yeni doğanlar için de ev ziyaretleri yapıyor ve yeni doğanların diğer tıbbi düzenlemeleri ile ilgileniyordu.

Çocuk sağlığı sadece doğum ve lohusa dönemi için değil, genel olarak da kadın sağlığının bir parçası olarak değerlendiriliyordu. Ekim devriminin hemen ertesinde yayınlanan deklarasyonla kadınların gece çalıştırılması, fazla mesai yaptırılması ve yer altında çalıştırılmasının yasaklanması kadın sağlığı açısından önemli iken bir yandan da çocuk sağlığını da içermekteydi. 1918 yılında çıkarılan yasayla kadınların sağlığına zararlı iş alanlarında çalıştırılmaları yasaklandı. Aynı yasa ile kol emekçisi kadınların doğum öncesi ve sonrası 8’er haftadan 16 hafta, kafa emekçisi kadınlara doğum öncesi ve sonrası 6’şar hafta olmak üzere 12 hafta ücretli izinli sayılmaları kabul edildi. Daha sonraki yıllarda ise kafa ve kol işçisi kadınlar 16 haftada eşitlendi.

Sovyetlerde eğitim herhangi bir engele takılmadan, ayrımcılığa uğramadan her çocuğa ücretsiz olarak sağlanıyordu. Sovyet politikaları toplumun geleceği olan çocukların eğitimine çok önem veriyordu. Devrim öncesi tüm okul çağındaki çocukların yalnızca beşte birinden daha azı ilkokul eğitiminden geçmekteydi. İlköğretime gidebilen kızların sayısı ise çok daha sınırlıydı. Kız ve erkek çocukları ayrı okullarda eğitim görmekteydi.

Devrim sonrasının ilk adımı her çocuğa ilkokul eğitimi sağlanmasıydı. Yine bu eğitimin kız-erkek karma olması ve herkese öğrenim hakkı tanınması temel alındı. 1933 sonunda bütün ülke çocukları açısından 4 yıllık zorunlu eğitim gerçekleştirilmişti. İlköğretim çocukların anadillerinde gerçekleştirilmekteydi ve 1931 yılına gelindiğinde genel öğretim 70 dilde yapılmaktaydı.

Çarlık Rusyasından devralınan kadınların eğitimdeki geri kalmışlığı, kız çocuklarının eğitimine verilen özel önemle aşılmıştır. 1930’larda öğrencilerin en az yüzde 50’sinin kız olması için tedbirler alınmıştır. Orta ve yüksekokullar için kadın oranı asgari yüzde 30-40 olarak belirlenmiştir. Her iki cinsten 17 yaşına kadar tüm çocuklara parasız ve zorunlu genel ve teknik eğitim yürürlüğe konulmuştur.

Rusya’da daha devrim öncesinde Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin 1903 programında şu madde bulunmaktadır: “Kadınların çalıştığı tüm atölye, fabrika ve diğer işletmelerde meme çocukları ve küçük çocuklar için kreş ve çocuk yuvalarının kurulması; emziren kadınların en azından üç saatte bir ve en az yarımşar saat işten muaf tutulması.” Kadınları ev köleliğinden kurtaracak olanın üretimde yer almalarını sağlamak olduğundan hareketle yapılan çalışmalar, aynı zamanda çocukların daha modern bakım ve eğitimini de içeren kreşlerin çoğaltılmasını içeriyordu. Bu nedenle kreş ve yuvalar sadece kadınların çalışma ve yaşam koşullarında değil, çocukların her açıdan gelişmesinde de önemli yer tutmaktaydı.

RSDİP’in programındaki bu maddenin hayata geçirilmesi için devrimden sonra devasa gelişmeler yaşanmıştır. Sosyalist devlet anneyi korurken, çocuğu da koruyacak önlemler almış, yasal düzenlemeler de gerçekleştirmiştir. Çocuk kreşleri ve yuvaları, fabrika ve işletmelerde çocuk emzirme odaları, anne ve bebeğin kalabileceği yurtlar ve her türlü sağlık hizmeti veren kurumların yaratılması için büyük çabalar harcanmıştır. Bunun nedeni de Clara Zetkin’in “Kadının sevgi ve annelik hakkı, onu erkeğe ekonomik bağımlılığa sürüklememelidir” sözünde saklıdır.

Çarlık Rusya’sında bütün ülkede sadece 550 çocuğu kapsayan çok az sayıda çocuk yuvası bulunmaktaydı. Sovyetlerde ise kreş ağı 1931 yılında ağır sanayide çocukların yüzde 38’ini kapsarken, bu rakam bir yıl sonra yüzde 75’ini kapsar duruma gelmiştir. İnşaat ve ulaştırmada 1931’de yüzde 35’ken, 1932’de yüzde 70’e yükseltilmiştir. Halk ekonomisinin tümünde ise 1931’de yüzde 28’ken, 1932’de yüzde 58,7’ye ulaştırılmıştır.

Çocuklar bir ya da iki aylıkken annelerinin 3 saatte bir emzirebilecekleri mesafelerdeki kreşlere veriliyor, 5 yaşına kadar kreşlerde kalıyorlardı. 5 yaşından sonra ise, okula başlamanın zorunlu olduğu 7 yaşına kadar anaokullarına gidiyorlardı. Tüm kreşlerde enfeksiyonlara karşı özel önlemler alınıyordu. Kreşlerdeki çocukların evleri iki haftada bir düzenli olarak ziyaret ediliyordu. Yani kreşler sadece çocuğun kreşte geçirdiği zamanlar için değil, çocukların genel olarak izlenmesi ve korunması için özel bir sorumluluk yüklenmişti.

Kreş ve çocuk yuvalarının yanı sıra okul çocukları için bütün gün süren eğitim kurumları, hafta sonu ve okul sonrası için çocuk kulüpleri, çocukların boş zamanlarını spor ve kültürel faaliyetlerle değerlendirecekleri merkezler, okul tatilleri için çocuk kampları, çocuklar için danışma merkezleri vb. de hayata geçirildi. Kırsal kesimde özellikle kolektifleştirme hareketinin temeli olan kolhozlarda ürün alma dönemlerinde açılan sezonluk kreşler ve çocuk yuvaları ilk defa Sovyetler Birliği’nde gerçekleştirilmişti.

Kreş ve diğer çocuk merkezleri ile ilgili önemli özelliklerden biri de, bunların yoğun bir şekilde ve kesintisiz olarak halka tanıtılması idi. Her fabrikada, her sendika toplantısında, sinema ve tiyatrolarda sık sık duyurular, çağrılar yapılıyordu. Böylece yapılan hizmetleri herkesin bilmesi sağlanıyordu.

Sovyetler, çocukların bakımı ve eğitiminin toplumsallaştırılmasını savunmuş ve buna yönelik uygulamaları hayata geçirmiştir. Toplumsallaştırmanın bir boyutu aile içindeki çocukların bakımı ve eğitimidir. Kreşler, anaokulları, açık havada eğitim veren okullar, yaz kampları ebeveynlerin üzerindeki çocuk bakımını büyük ölçüde üzerine almıştı. Toplumsallaştırma bununla sınırlı değildi, aynı zamanda emperyalist savaş, iç savaş ve dış müdahalelerin yol açtığı çocukların evsiz kalması, ailesini kaybetmesi ya da çocukların bakımsızlığı, sokağa terk edilmişliğini de kapsayan tüm bu çocukların bakım ve eğitimini kapsayan toplumsallaştırmadır.

Kamuya ait çocuk yuvalarının evdeki bakımın yerini alması, “Anne çocuk arasındaki bağı bozar mı?”, “Kreşteki bakıcının bile yerini dolduramayacağı bir boşluk mu yaratılıyor?” sorusunu ve endişesini gündeme getirdiği durumlar ve zamanlar olmuştur. Sovyetlerin bu endişelere cevabı şuydu: “Hayır, anne çocuk arasında duygusal yakınlık eksikliği olmamaktadır. Aksine anne birkaç çocuğa birden bakmanın yanı sıra ev işleri ve sosyal sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken yaşayacağı zorluklardan uzak olacağı için, kısa bir iş gününün sonunda çocuklarına vakit ayırmaya hem daha çok istekli olacak, hem de bunu yapabilecek enerjisi kalacaktır. Bu durumda hem anneler hem babalar çocuklara daha fazla ve nitelikli zaman ayırabiliyorlar.”

Sovyetlerde çocuklara karşı her türlü cinsel davranış suç olarak görülmekte ve cezalandırılmaktaydı. Tecavüz veya çocukla cinsellik çok daha katı biçimde cezalandırılmaktaydı. Fizik gücü veya psikolojik baskı ile tecavüz durumunda, kadının çaresizliği onu cinsel ilişkiye zorlamak için kullanılmışsa ve ilgili kişiye maddi olarak veya görev itibariyle bağımlı olunması durumunda ağır cezalar öngörülmekteydi.

Devrim öncesi çocuk evliliklerinin çok yaygın olduğu Başkır, Azerbaycan ve Kırgız Cumhuriyetleri’nde 1920 yılında halk komiserlerinin yayınladığı kararnamenin 198. maddesi evlilik yaşına girmemiş bir kişiyle evlenmenin 2 yıl hapisle cezalandırılacağını içeriyordu.

– Sovyet yasaları, devleti ve toplumu çocukların vasisi ve koruyucusu ilan ederek, kadın ve çocuğun her alanda korunmasını ilke olarak almıştır.

– Ekim Devrimi sonrası ilan edilen kararnamelerin getirdiği en büyük yeniliklerden biri de evlilik içi doğan çocuklarla evlilik dışı doğan çocukların yasa önünde eşit haklara sahip olmasıdır.

– Velayet hakkı anne ve babaya eşit olarak verilmiştir. Çocukları ilgilendiren tüm tedbirlerin anne–baba tarafından karşılıklı anlaşmayla alınacağı yasalarda belirtilmiştir.

– Çocukların anne-baba tarafından “bedenen terbiyesi” yani dayak yasaklanmıştır.

HALKIN BİRLİĞİ

‘Gezi Kuşağı’ Türkiye’yi terk ediyor..!

2013 yazında iyi eğitimli ve donanımlı genç kuşak mensupları Türkiye’deki otoriter yönelime karşı tepkilerini sokağa …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle