Anasayfa / Politika-Haber / Tarikat cemaat devlet..!

Tarikat cemaat devlet..!

Türkiye’de belirli aralıklarla tartışılan tarikat ve cemaat konusu son zamanlarda tekrar ilgi odağı haline gelmiş durumda.

Tarikatların ve cemaatlerin isimlerinin karıştığı siyasi, finansal ve hatta ahlaki bazı skandallar doğal olarak bu yapılara karşı toplumsal bir tepkiye neden oluyor.

Öte yandan “tarikatsız ve cemaatsiz bir Türkiye” özleminde olan seküler çevreler de tarikatlara ve cemaatlere karşı oluşan konjonktürel tepkiyi kullanmak istiyor.

Ancak Türkiye’de tarikatların ve cemaatlerin hem devlet ile olan ilişkisi hayli karmaşık bir doğaya sahip ve cemaatler ve tarikatlar konusu tartışılırken akılda tutulması gereken bazı noktalar bulunuyor:

Bunlardan birincisi, dini örgütlü yapıların sadece Türkiye’de değil bütün dünyada her zaman var olacakları gerçeğidir. Tarikatlar ve cemaatler, bir bakıma seküler düşüncenin liberalizm, sosyalizm gibi öbekleşmesine benzer.

Öte yandan dini örgütlü yapılar bir Doğu meselesi değildir. En gelişmiş ülkelerde bile çeşitli tarikatlar tarihsel ve güncel olgulardır.

Örneğin, kökeni 15. Yüzyıla giden Cizvit Tarikatının içinde 1950lerin sonunda sosyalleşen Arjantinli bir genç bugünkü Papalık makamında oturmaktadır.

2012 yılında Cumhuriyetçi Parti’den Başkan adayı gösterilen Mitt Romney, Mormon tarikatına üyedir ve dinen caiz olmadığı için kahve içmemektedir. Tarikat üyesi Romney, dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri olan ABD’de 2012 seçimlerinde %47 oy almıştır.

İkinci nokta, Türkiye’de tarikat ve cemaatler tarihsel olarak devlet ile daima ilişki içindedir. Dolayısı ile bugün cemaatler ve devlet ilişkilerinin şok edici bir olgu gibi tartışılması tarih bilmemekten kaynaklanmaktadır.

  1. Yüzyılda Safevi-Şii etkisine karşı Osmanlı devleti, Nakşibendilik gibi tarikatlar ile işbirliği yapmıştır. Daha öncesine gidilince Anadolu’nun İslamileşmesinde pek çok heteredoks dini yapının etkili olduğu görülür.

Ancak burada ince bir nokta var: Türk tarihinde devlet, tarikat ve cemaatler ile çalışmayı sever ancak bir zaman sonra bu yapılar aşırı güçlenince onlarla kavga eder.

Nitekim, Kemalizm’in, tarikat ve cemaatlere yönelik radikal siyasetini böyle okumak lazım. Dolayısı ile Kemalizm’in, bu yapılara karşı sert siyaseti özgün ve nihai bir politika değildir.

Örneğin, çok iyi bilindiği gibi 2. Mahmut döneminde de dini yapılara karşı devlet çok sert politikalar uygulamış hatta bu sert siyaset müsadere gibi acımasız yöntemlere vardırılmıştır.

Dolayısı ile Kemalizm’in tarikat ve cemaat karşıtlığı Türk tarihindeki bir safhadır, Türk devletinin kalıcı ve nihai bakış açısı değildir.

Nitekim, 1980 Askeri darbesinden sonra devlet, tekrar Nakşibendilik gibi tarikatlara destek vermiştir. Yine aynı bağlamda bütün Soğuk Savaş boyunca devlet ile anti-komünist cemaat ve tarikatlar ile işbirliği içindedir.

Bu işbirliği dünyada pek nadir görünen modeller de üretmiştir: Örneğin, bugün hükümetin medya yapılanmasında etkisi altına aldığı gazete ve televizyonlara atamalar yaparken Işıkçı cemaati kökenlileri kullandığı biliniyor.

Işıkçılar cemaatinin kurucusu ve baş ideoloğu H. Hilmi Işık ve sonraki lideri Enver Ören birer subaydılar. Demek ki Türkiye’de TSK’da görev yapmış subayların dini liderlik yaptığı cemaatler bile vardır. Nitekim, Işıkçılar cemaati ve bu yapı ile anılan Türkiye Gazetesi gibi medya organları her zaman devletçi ve hatta hükümetçi yayınlar yapar.

Yalnız burada bir noktanın altını çizmek gerekiyor: Devlet, tarikat ve cemaatleri kullanmayı sever ancak bu yapıların belirli bir çizgiyi geçtiğini düşünce onlara karşı çok sert davranır.

Nitekim, Gülen cemaatinin başına gelenleri de aynı bağlamda okumak gerekiyor. Gülen Cemaati, devlet içindeki koalisyonları küçümsemiş, tek başına gücünü aşan biçimde devlet içinde hakim olacağını vehmetmiştir.

Bu noktada tarikat ve cemaatlerin bir noktayı unutmaması gerekiyor: Türk tarihinde güçlü cemaatler ve tarikatlar olmuştur ancak bir cemaat yahut tarikat asla devleti domine edemez. Türkiye’nin tarihsel geleneği de toplumsal özellikleri de bir tarikat yahut cemaat devleti üretmeye uygun değildir.

Bunun pratik nedeni basittir: Çıkardıkları büyük sese rağmen tarikat ve cemaatler sayıca küçük yapılardır. Türkiye’de en çok etki uyandıran cemaatlerden olan Gülen Cemaati’nin 2015 seçimlerinde gösterdiği bağımsız adaylar İstanbul’da ancak 150 bin kadar oy almıştır. (Hiç bir toplumsal örgütlenmeye dayanmayan Yaşar Nuri Öztürk’ün tek başına kurduğu parti 2007 seçimlerinde 179 bin oy almıştır.)

Dolayısı ile tarikat ve cemaatlerin gücü dayanışmaya, üyelerini desteklemeye dayanır. Bu örgütlenme, zamanla cemaatin yahut tarikatın bürokrasi yahut piyasada olduğundan fazla etki üretmesine neden olur.

Ancak bu etki, devlet ile girilen bir kavgada işe yaramayacaktır. O nedenle devlet için lüzumunda bir tarikatı yahut cemaati tasfiye etmek bir zaman meselesidir.

Gökhan Bacık

HALKIN BİRLİĞİ

AYM’den Hayata Dönüş Operasyonu’nda gözünü kaybeden T.Y. için yeniden yargılama kararı..!

Anayasa yüksek mahkeme (AYM) Anayasa’nın 17/1 maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğine hükmetti …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle