Anasayfa / Haberler / Türkiye’nin üçlü çıkmazı: Kronolojik bir analiz..!

Türkiye’nin üçlü çıkmazı: Kronolojik bir analiz..!

Terör uzmanı Allyson Christy tarafından ABD ordusundan emekli personelin kurduğu Small Wars dergisi için kaleme alınan bir değerlendirme Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın artan otoriterleşmesiyle birlikte gelişen diplomatik poz verme ve ikircikli dış politikasını vurguluyor. Analizin başında öncelikli olarak bilinmesi gereken konular kendi bağlamında ele alınıyor.

2015 başlarında ABD liderliğindeki koalisyonun DAEŞ unsurlarına karşı Suriye’de sürdürdüğü saldırılar devam ediyordu ancak Türkiye hedeflere ulaşılması konusunda gösterilen çabalara çok sonradan dahil oldu. İsyancılara karşı yürütülen operasyonlar Ankara’dan açık ve tutarlı bir destek bulamamıştı.

ABD’nin İncirlik’teki hava üssünü IŞİDe yönelik hava saldırıları düzenlemek için kullanmasına izin vermemesi de aradaki sorunları vurguladı. Altmış yıldan fazla süren diplomatik ve askeri bağları temsil eden ve NATO ile gelecek vaat eden özellikle Soğuk Savaş döneminde gerçekleşen bağlantı ve anlaşmalara dahil olan İncirlik, artık ilişkilerde jeopolitik sonuçlar doğuracak şekilde belirgin bir zedelenmeye işaret eder hale geldi.

Uluslararası toplumun bazı kesimleri Türkiye’nin hem bir NATO müttefiki olarak hem de teröre karşı yürütülen ortak savaşta birlikte ilerlemek için güvenilir bir ortak olup olmadığını sorgulamaya başlamıştı.

Jeopolitik sonuçlarla birlikte yürütülen daha derin bir analiz Türkiye basını üzerinde artan kısıtlamalar, hükümeti veya İslam’ın unsurlarını eleştirenlere yönelik tutuklamalar ve Ankara’nın sergilemekte olduğu inkar edilemez diktatörlük eğilimi ve İslamcı eğilimler baskıcı bir yönetime işaret ediyordu.

Artan insan hakları ihlalleri ve kısıtlayıcı bürokratik sistemler Türkiye’nin Batıdan uzaklaşmasına ve Osmanlıcı ve İslamcı güdülerle tasarlanan ulusal ve dış politika uygulamaları ortaya çıkardı.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 2002’deki yükselişini ve Erdoğan’ın önce başbakan daha sonra da şaşırtıcı şekilde uzun süre iktidarda kalarak cumhurbaşkanı olması daha önce öngörülemeyen sosyo-politik bir ortamın varlığına işaret ediyor olabilir.

Daha önce Erdoğan’a atfedilen olumlu gelişmeler arasında Kürt direnişiyle görüşmeler başlatması sayılabilir. Ancak Türkiye’nin Irak ve Suriye’de DAEŞ’e karşı savaşan koalisyona diplomatik yakınlık gösterme görüntüsü; ABD, Suriyeli Kürtlere yönelik olarak hassas politikalar gütmeye başladığında tersine dönmeye başladı.

YPG ve PKK arasında olduğu öne sürülen bağlar Türkiye’nin NATO müttefikleriyle hareket etme kararlılığını daha da kırdı ve Türkiye’nin Washington ile ilişkilerinde gerilim yarattı. Türkiye’nin YPG’nin PKK’nın bir uzantısı olduğuna yönelik algısı gerilimi arttırdı ve DAEŞ karşıtı koalisyona dahil olma konusunda Türkiye’de belirgin bir isteksizlik yarattı.

Her şeye rağmen, Türkiye’nin sınırları içinde tehdit olarak gördüğü unsurları etkileme ve marjinalize etme çabaları başarısız oldu.

Başlangıçta Türkiye’nin stratejisi Suriye sınırında bir tampon bölge oluşturarak muhalif güçleri, yani Özgür Suriye Ordusu’nu, Esat rejimi sonrasında bir zemin oluşturmak üzere cesaretlendirmekti.

Belirgin İslami eğilimler içeren bir yaklaşım temelinde Türkiye hem kendisi hem de Suriye’deki çatışmanın geleceği için Sünni liderliğindeki muhalefetin daha da güçleneceğini öngörmüş olabilir.

Türkiye’nin gerçekten net bir stratejisi var mı?

Üç parçalı yaklaşımı, Ankara’nın hegemonya temelli tasarımları doğrultusunda Sünnileri güçlendirme stratejisine işaret ediyor olabilir.

Türkiye’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ile bağlarını güvenceye alarak Kürtler arasındaki ayrışmaları kullanması sadece etnik tartışmaları vurgulamakla kalmayıp aynı zamanda Irak’ta İran etkisine karşı bir tampon bölge kurulması ihtimalini de güçlendirdi.

Fakat geçen sene yapılan bağımsızlık referandumu KBY ve Türkiye arasında gerilime neden olarak Ankara’nın Bağdat’a desteğini arttırmasına yol açtı. Bu dinamikler İran’la ortak örtülü güvenlik çıkarları olduğu görünümünü güçlendirdi ve standart olarak İsrail’In suçlanmasını tetikledi. Kudüs’ün referanduma olan desteğini günah keçisi hedefi olarak kullanmak Türkiye’nin manipulasyon ve Kürt egemenliğine karşı destek arayışıyla bütünleşti.

Diplomatik ayrışmalar bölgede birçok kırılganlığı ortaya çıkarıyor, aşırıcılığın devamı ve DAEŞ ve El Kaide ile bağlantılı gruplar için olası yeni yollar açıyor.

Bu temelde İran’ın Levant’taki sağlam statüsüne erişimiyle ilgili. Aynı konuda Türkiye Zeytin Dalı Harekatı ile Suriye’nin kuzeyindeki Kürt topraklarında bir yan çatışmayı devam ettirirken, diplomatik ayrışmalar hegemonya kurma hırslarını güçlendirebilir.

Bu saldırganlık açık bir şekilde etnik ve mezhepsel çizgilerle ayrılmakta olup Rusya’nın İran’ın yanı sıra Esat rejimine olan desteğinden doğan tuhaf konumu, Suriye nedeniyle İran ve İsrail arasında son dönemde artan gerginliği ve artan Şii – Sünni karşıtlığının yarattığı ikilem hakkında sorular doğurmaktadır.

Bu arada jeopolitik sonuçlar kırılgan bölge nüfusunun yerinden edilmesine ve insani krizlerin artmasına katkıda bulunarak yollarda mülteci görüntülerini ve insan kaçıkçılığının sürmesini sağlayacak ve aşırıcılığı ve bölünmeci militan hareketleri güçlendirecektir.

HALKIN BİRLİĞİ

Erdoğan Ekonomi Tıkırında Diyor Ama Veriler Tersini Söylüyor;DİSK-AR: İşsiz sayısı 6,1 milyon, işsizlik oranı yüzde 17,7..!

Meydanlar tek bacak üzerine kırk tane yalan söylemekte sorun görmeyen Erdoğan ve şürekasının ekonomi tıkırın …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle