Anasayfa / İnşamız / Umudu Büyütmek İçin Godot’u Beklemek Değil Devrimci İradeyi Derinleştirme Zamanı..!

Umudu Büyütmek İçin Godot’u Beklemek Değil Devrimci İradeyi Derinleştirme Zamanı..!

Yenilgi ve devrimci hareketin dağınıklık ve kendisiyle cebelleşme halleri saflarda b umutsuzluğun derinleştirdiği ve Godot’u bekleme halleri olarak kendisini dışa vurur. Peki Godotu’ beklemek nedir? eylemsizliklerine yenilmiş insanların, Godot adında ne olduğu bilinmeyen bir kimse veya “şeyi” kurtarıcı olarak beklemeleri halidir. Emekçilerin ve devrimcilerin kendi güç ve iradelerine güvenme yerine, verili durumda çıkışı başka yerlerde aramanın adıdır Godot’u beklemek. Dahası umutsuzluğa teslim olmanın somut ifadesidir.

Hatırlanacağı üzere “Çıkmayan candan umut kesilmez” önemli bir halk deyimi var. Kuşku yok ki bu deyim, binlerce yılın toplumsal yaşam deneyimlerinden süzülmüş bir “halk gerçekçiliği” bu özlü sözde gizlidir! O son dakikaya, o son nefes verilinceye kadar “umut eder” insanlar. Tamda burada neden “umut” ederler peki diye sorulabilir? Ya da sanıldığı gibi, “çünkü öyle gerekiyor” yada iş olsun diye mi umut ederler acaba!… Böyle olsa bile “umut etmek” iyidir, güzeldir ve “doğrudur”, haliyle her adımda umut etmelidir insan!.. Umutlu olmaya, iyimserliğe her zaman ihtiyacı vardır emekçilerin, devrimcilerin ve sosyalistlerin.

Sanıldığı gibi, kendini avutmak, hayal aleminde yaşamak mıdır yoksulun “umut” etmesi? Her daim umutlu olmanın gerçek bir temeli yok mudur? Ya da umutlu olmamak, umutsuzluğa kapılmak, umutsuzluk, “haklılığı”, “meşruiyeti” kabul edilemez durumlar mıdır? Umutsuzluğun meşruiyeti hiç mi, “biraz olsun” yok mudur yani! Neden bazen umutsuzluğa kapılmak “normal”, anlaşılır, meşru ve de “doğru” olmasın sanki!

Peki “insanlar umut eder de ne olur” diye düşünülebilinir, karşıtı “umut etmezlerse ne olur” sorusuyla birlikte gerçeği “çapraz ateşe” altına alarak daha fazla yaklaşabilirsiniz hakikate!

Umut “fakirin ekmeği” der ya, bir başka halk sözü. Bu sözün hemen ardından her hangi bir ederi, bedeli olmadığını, “istediğin kadar ye” manasına gelen ifadelerle kendilerini “avuttuklarını” ima ederek durumlarını alaya almayı da ihmal etmezler emekçiler. Açlığa dayanılabildiğini, ama umutsuzluğun yıkım olduğunu da yaşam deneyimlerinden iyi bilirler.

Evet, insanlar, “umut ederlerse”, “çaba harcarlar”, enerji, cesaret ve çoşku yaratarak “bir şeyler yapmaya”, durumu değiştirmeye çalışırlar. Dahası bir şeyler yapacak, çaba harcayacak, harekete geçecek “güç ve enerjiyi” ancak umut ettikleri için, amaçlarını ortaya koydukları “umudun dürtüsü” ile üretebilirler. Umutsuzluk takatsiz, güç ve enerjisiz bırakır insanı. Hareket etmesi için gerekli güç ve enerjiyi uyandıracak bir nedenden, ileri çıkış yapma ve motivede mahrum kalmıştır.

Toplumda var olduğu, yaşandığı haliyle umutsuzluk, gerçekliğin, mevcut duruma teslim olan bir kabullenilişi; duruma, statükoya boyun eğiş, tabi olma halidir. Teslimiyetçi bir “gerçekçiliktir” umutsuzluk!

Umut ise, mevcut duruma saldırarak itiraz etme; durumu, gerçekliği bir şekilde değiştirme tersine çevirme istek ve çabasıdır.

Birincisi, durumun değişmeyeceğinden hareket eder, durumun değişebileceği “bilinci”nden (ve yakalaşımından yoksundur, durumun değişmeyeceğini “düşünür”, hatta “inanır”; bu nedenlerle de kuşkusuz kötümserdir. Durumu değiştirme imkanlarına karşı kördür ve öylesine devrimcilik yapmaya ve nostalji takılmaya yönelir!

İkincisi, durumun hareket edildiğinde ve yıkıp yeniden yaratma savaşımına tutuşulduğunda değişebileceğinden hareket eder, durumun değişebileceği “bilinç” ve duygusuna sahiptir, durumun değişebileceğini düşünür, buna devrimci iradeyle başarılacağına inanır ve bu sebeplerle de iyimserdir. Haliyle durumu değiştirme imkanlarına karşı duyarlıdır.

Eğer halkçı tarzda “diyalektik materyalizmin” ilerisine geçmek istiyorsa devrimci, gerçeğin gözlerinin içine bakarak yalın bir şekilde “Umut nedir” diye sorar ve ciddi ciddi yanıtını arar. Emekçi halklarımızın, toplumun “umutlu olmayı” bir yaşam felsefesi gibi kabullenme gerçekliğini anlamaya, anlamlandırmaya çalışır.

“Umut”, “verili durumun değişme imkan ve ihtimalidir” diye tanımlanabilir. Biraz daha yakından bakıldığında, derinliğine incelendiğinde açıklıkla görülür ki, umut bütün verili durumların içerdiği nesnel değişme olanak ve ihtimalinin öznede duygulanım ve bilinç uyanışı biçiminde etkimesidir. Aynı cesaretle sorulmalıdır: Kendi “içinde” değişim imkanlarını barındırmayan durumlar var mıdır? Hayır, yoktur! Her durum, verili bir durumdur. Her verili durum, “kendi varoluşunda, yapısında kendini dönüştürecek, değiştirecek içsel çelişkilerle, imkanlarla” yüklüdür. Bu nedenledir ki, her verili durumun değişmesi, dönüşmesi kaçınılmazdır. Devrimcinin iyimserliği gerçekliğin içsel değiştirici güçler-olanaklar ile yüklü çelişkili doğasını anlayabilme yetisine sahip görüş açısı, düşünüş tarzı ya da sosyalist dünya görüşü nedeniyle daima günceldir. Kuşkusuz sosyalizmin tarihsel zorunluluğu nedeniyle davasında haklı olduğunu, tarihsel zorunluluğun bayrağını taşıdığını iyi bilir, iyimserdir devrimci. Zaten hem tarihsel hem de güncel olarak iyimserliğini koruyabilendir, devrimci. Zaten Marksizm-Leninizm’in kurucularının herhangi bir sorunun ancak çözümünün koşulları oluştuğunda gündeme geldiğine dair öğretisi de bize iyimser olmamızı, sorunların çözümlerini buluncaya kadar düşünsel ve pratik çaba içerisinde olmayı dikte eder. Ol sebepten eleştirel olduğu kadar umutlu ve iyimserdir devrimci.

Umutla, umutlu olmayla alay etmez, önemsizleştirmeye, değersizleştirmeye hiç mi hiç kalkışmaz devrimci. O’nun işi, uyuyanı uyandırmak, uyuşuğu, hareketsizi dürtmek, harekete geçirmek, geride kalanı ileri itmek, girdiği her ortama ışık, coşku, iyimserlik, özgüven ve enerji taşımaktır, bir noktada devrimci umut olmalıdır.

Gerçek daima somuttur. Her verili durumun değişim imkanlarını içerisinde barındırdığını aklından çıkartmamalıdır devrimci, ama yeterli değildir bu. Gerçek daima somut olduğu içindir ki, her verili durumun iç çelişkilerini, o verili durumu tehdit eden değiştirici, yıkıcı güçleri, imkanları somut olarak incelemek, açığa çıkartmak gerekir. Umuttan iradeye geçiş tam da burada, verili durumların devrimci eleştirel analiziyle başlar, müdahale edilen verili durumları değiştirecek devrimci politikanın inşası ve pratikleştirilmesi yönelimiyle sürer. Devrimcinin “iradeciliği” verili durumların değiştirilmesi imkanlarının gerçeklik edilmesini sağlayan düşünce ve eylemin birliğinden başka bir şey değildir. Kitlelerin verili durumu değişmelidir ve değişecektir de. Burada devrimci bir rol oynamak, kendi misyonunu gerçekleştirmek isteyen devrimci öncü, kendi verili durumunu değiştirmek zorunda olduğu öncelinden hareket etmeye mecburdur. Devrimci öncüler kendi verili durumlarının, kitlelerin durumunu değiştirmeye yetmediğinin, kendi öncü rollerini oynayamadıklarının ayırtında, bilincinde olmalıdır. Tersi aymazlık, kendini yanıltma ve hatta kandırma hali olur! Tamam da, öncünün verili durumunun değişmesi olanaklı mıdır? Kendi verili durumunu değiştirebilir mi, bunun imkanlarına sahip midir devrimci öncüler?

Tabii ve kuşkusuz, öncünün verili durumunun değişmesi tamamen olanaklıdır. Bunun imkanları ziyadesiyle mevcuttur, “sorun” bu imkanların gerçekliğinde olmak-imkanların bilinç; verili durumdan rahatsız olma ve onu değiştirme isteği-arzusu; durumu değiştirme planı ve bunu pratikleştirme çabasıyla toplamda iradeleşme) ilgilidir.

Kuşku yok ki imkanlar öyle kaf dağının arkasında, erişilmez, bilinmez bir yerde değildir. Anlaşılması, görülmesi çok özel yetenekler de gerektirmez. Öncünün verili durumunu değiştirebilecek somut imkanlar öncünün varoluşunun bütün alanlarında mevcuttur ve bunlar elle tutulur biçimde somuttur. Madem ki gerçek her zaman somuttur, o halde elle tutulur somutluk örneklerin ayırdın vararak ilerleyecektir devrimci öncüler. Ellerini açıp godot’u -beklemenin devrimcilikle hiç bir ilişkisinin olmadığını ve verili koşullara teslim olmak ve umutsuzluğu körüklemek anlamına geleceğini unutmadan, her bir yoldaş kendi gerçekliğine şöyle bir bakmalıdır. Verili durumu değiştirmek ve umudu büyütmek için godtu bekleme değil devrimci iradeyi  kamçılama zamanı.

HALKIN BİRLİĞİ

16 Şubat 1969 Kanlı Pazar: Faşist Şeriatçı İşbirlikçiler İle ABD Emperyalizminin Kucaklaşmasının Adıdır ..!

1968-69. yıllar anti-emperyalist anti-faşist mücdelenin yükseldiği ve devle-sivil faşist çete işbirlikçileirnin açıktan Amerikan emperyalizmi koruyuculuğuna …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle