Anasayfa / İnşamız / UMUT BİLİNCİMİZDE VE ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZDE OLDUĞUNU UNUTMAYALIM..!

UMUT BİLİNCİMİZDE VE ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZDE OLDUĞUNU UNUTMAYALIM..!

Devrimci ve halk hareketi zor bir dönemden geçiyor. Örgütsüzlük ve dağınıklık, faşist karşı devrimin bitmek bilmeyen saldırılarının yarattığı olumsuz etki, devrimci saflarda ve emekçi kitleleri üzerinde umutsuz eğilimleri kışkırtmış ve “bu halk adam olmaz ” eğilimini geliştirmiş ve tasfiyeci eğilimleri körükledi.

Bu türden sağ yada sol oportünist ve umutsuz eğilimlere karşı umudu büyütme zamanı. Kuşku yok ki, umut o şeye, nasıl baktığınla orantılı bir şeydir. Yani ufkundaki “anı” yakalamaktır. Hayal etmektir. Umut uzun soluklu olan yaşamda uzun soluklu var olma savaşıdır aslında. Kısa vadeli hayaller ve beklentiler insanda büyük tahribatlara neden olur. Bir nevi buna “tükenmişlik sendromu adını koyabiliriz. Tükenmişlik sendromu belirlenen hedeflere ulaşmadaki azmin sönümlenmesi ve kendinden, davada umudu kesmektir., dahası hedeflerden yavaş yavaş kopuştur. Onun içindir ki, coşkulu olmak, akıllıca davranmak, yaşadığın ortamı bilmek ve değiştirmek için uğraşmayan bir beynin kendi içinde çözülüşe doğru sürüklenmesi kaçınılmazdır.

İşte umut yaşamın ta kendisidir. Umut sende. Yaşam senle güzelleşir. Senin adında umuttur unutma. Umut biziz. Düşüp yalpaladığımız da kolumuzdan tutup bizi sarsan sosyal hukuk sistemidir. İnsanlaşmadır.

İnsanlık kendi öz değerler sistemini yitirdikleri anda, kendi özüne yabancılaşmış demektir. Bu şu anlama gelir; toplumsal alt kesimi olan işçiler emekçiler ve diğer katmanların aynı ortamda olması aynı işi yapması aynı evi-işyerini paylaşmasının bilincinin gelişimi yerine, herkesin sosyal yaşam içinde, iç içe kaldıkları ama birbirinden bir haber oldukları karmaşık ne idüğü belirsiz bir toplum modeli yaratılmaktadır. Yani, yanı başımızda ‘birileri’ var ama ‘birileri’ yok gibi bir şey bu; sosyal ilişkilerin, ilgi sınırlarının dahi koparıldığı, sosyallikten izole edilmiş bireyin merkeze indirgendiği kendiliğindenci bir hayat tarzı. İnsani ilişkilerin; en insani talep olarak görmüş oldukları ilişkilerin dahi, artık çıkar ilişkilerine bürünmesi-büründürülmeye çalışılması şüphesiz ki, kapitalist toplumun kendi yasalarına aykırı değildir. Bize sunulan bireyselleşme ve bencilleşme modeli, burjuvazinin ayakta kalmasını uzatır ve ona payanda olur, devrimci ve komünistlere ise, uzun soluklu sabırlı bir mücadele yolunda büyük zorluklarla karşılaşmasını dayatır. Bu da bize daha çok yaşamak ve yaşatmak için inatçı olmamız ve bilinçlice/örgütlüce hareket etmemiz için önemli veriler sunar.

Evet arkadaşlık/dostluk sevgi bağları bile iki cinsin insansal ağlarını alıp cinsel metalar dünyasına çevirmesine neden olmuştur. İnsanlar arasında, yakınında bir dost bulmak o kadar zorlaştırılmaya çalışılıyor ki, sırtını dayamaktan korkar hale geldik birbirimize. Güvenmek… Evet bu. Demek için bile bir sürü hayal kırıklıkları yaşamamız gerekebiliyor. Nereye gideceğimiz ve nasıl yaşayacağımız için bile ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Koşullar bizi bir şekilde alıp çıkışsızlığa sürüklemekle kalmıyor, bizi biz olmaktan çıkarıyor, yani, kirletiyor ve örgütsüz kalındığı savurup un ufak yapıyor. Her yerde salgınlaşan fuhuş-uyuşturucu bağımlılığı en küçük birim olan aileyi içine alıp parçalıyor. Örgütsüzlük ve bireysel kurtuluş hayalleri güvensizliği dayattığı gibi , sosyal yaşamdaki güven bağlarını da koparıp atıyor. Tabi ki, işsizliğin artması ile türeyen gasp-hırsızlık vb. olayları yolda yürürken bile sağımıza solumuza yanımızdan geçen birilerine kuşkulu gözlerle bakmamıza koşulluyor, ürküntü içine itiyor. Saray rejiminin yıkım programıyla gelen işsizlik, açlık ve yoksulluk, sosyal adaletsizliği derinleştirdiği gibi gibi aldığın para kadar ‘yaşa’ anlayışını dayatıyor burjuva kapitalist sistem. Aslında kimse eski halk deyimi olan şu sözleri söyleyemiyor; “yastık altı yapıyordu”. Artık yastık artı bitti. Nerede asgari ücretle geçinen bir işçinin yastık altı yapma çabası, bırakalım asgari ücretle yaşamayı, yarı aç yarı tok yaşamak zorunda kalıyor emekçiler

Fakat konutlar da eskisi gibi değil, kentsel dönüşümle gelen felaketler zinciri ile konutlardaki kira artışları emekçileri hayatı zindan yapıyor, yoksulluk meşrulaştırılıyor, insanı değerler yok ediliyor. Düşünebiliyor musunuz bir işçi, ”10 yıldır evli ama çocuğumuz olmuyor diyor”, nedenini ise şöyle izah ediyor, “aldığım asgari ücretle yaşama gözlerini açan bir bebeği ben öldürmüş olurum”, yani geleceği olmayan bir çocuğu ne diye dünyaya getireyim diyor işçi. İşbirlikçi tekelci sermaye devletinin bizi ücretli köle olarak çalıştırdığı yetmediği gibi,3-5 çocuk yapın diyerek aile kurumunu nasıl oluşturmamız gerektiğini de dayatıyor emekçilere. Aslında zoraki dayatmada bulunuyor desek yeridir.

Güvensizlik o kadar üst boyuta sıçramış durumda ki. Nedense hep sorunlar içinde debeleniyoruz. Kendi küçük dünyamıza o kadar gömülmüşüz ki, önümüzü görmekte zorluk yaşıyoruz. Ya birbirimizle uğraşıyoruz ya da kendi kişisel hesaplarımızın kurbanı oluyoruz. Bize zaten burjuvaziye dar edilmek istenen bu dünyada, birbirimizle uğraşma yerine savaşarak yaşamak, bilinçle-iradeyle-onurla var olma çabasını kendimizde lüks görüyoruz yada gereksiz boş işler olarak yorumluyoruz. Peki bizim dünyamız ne kadar büyük. Ve biz bu yaşamın neresindeyiz. Yönümüz gittiğimiz yer-yol belli mi? Niçin yaşıyoruz? Yada en önemlisi bir birimizle uğraşmaktan başka ne yapıyoruz. Amaçsız hiç bir adım sonuç vermez. Yaşantımızı programlandırmalı-planlı yaşamalıyız. Hep birilerinin program-plan ve disiplini altında hizmet etmekten başka bir işe yaramıyoruz. Kendimiz için bunları yapamıyoruz maalesef. Bir kere bu yaşamı böyle yaşamayı kabullendiğimiz içindir ki, bu kadar düşmanız-kindarız birbirimize. Çünkü sorunu yaratan hedef belli. Ama biz o hedeflerle uğraşmayı değil, kendimizle uğraşmayı seçiyoruz. İşte bütün bunlar burjuva-şeriat ahlakın toplumu nasıl denetimi altına aldığını, yönlendirdiğini gösteriyor bize.

Hayal etmek zorlu kavgalarda kulaç açmak o erişilmez sanılan ufku yakalamak. Davaya sıkıca bağlanmak, sonuna kadar ayakta kalmak ve hedeflere varabilmek için dik durmak gerekiyor. Devrimi ve sosyalizmi zafere taşımak ve oradan da sonal amacımız olan komünizme erişmek için, elbette uzun yaşamak kadar yaşam içinde kalmak isteği gibi bir şeydir bu. Yani hedefe ulaşmada yakalanması gereken enerji de bu uzun soluklu olan devrim kavgasında yaşamak isteğini sonuca varana dek sürdürmeyi erdem edinmekten geçiyor ki, ancak öyle varlığımızı tanıtlayabiliriz.

Proletaryanın iktidarını kurmayı stratejik olarak önüne koyan devrimci ve komünistler burjuvazinin iktidarına zor yoluyla yıkarak başaracak ve zaferi yakalacaktırlar. İşçi sınıfın öncü örgütü komünist partisi yaratılarak bu hedefe yürünecektir. Onun içinde örgüt bilincini diri tutmak ve bunun gerekleri doğrultusunda hareket etmek gerekiyor. Akis halde yığınlara sosyalist bilinç taşıyarak kavganın asıl unsuru halene getirmek zor olur

Elbette proletarya ve emekçilerin iktidarı alma savaşımında diğer emekçi sınıf ve sınıf katmanlarını da görmek gerek. İşçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların, işsizlerin ve de kır emekçilerinin vb. birlikteliğiyle kurulacak olan bu devrimci iktidarı öncüsü ve sürükleyicisi kuşku yok ki proletarya olacaktır.

Çünkü biliyoruz ki, örgütlü bir güç yenilmezdir. Sorun sadece o gücü oluşturacak bilinci aşılamak ve de öncülük etmektir. İşçileri ve emekçi yığınları devrime örgütleyip seferber edecek olan komünistler, M-L ideolojisini yığınlara taşıyarak ve onların önderliğini yakalayarak, devrimi zafere taşıyacaklardır.

Devrimci çalışmanın geliştirilmesi için , burjuva bireyci ve başkasını ezerek yükselme ahlakının tepelenmesi gerekiyor. Devrimci hareketi ve kadroları sarıp sarmalayan ve etkileyen burjuva ahlak kendi içinde yaşadığı sistemin ekonomik-siyasal-sanatsal-felsefi ağusunu kusarak emekçi yığınların bilinci bulandırmaktadır. O zaman burada bize düşen devrimci görevi, burjuvazinin bencil ve bireyci ahlakına karşı, sosyalist ahlakla donanmak ve bunu kitlelere taşımaktır. Buda her bir devrimci komünisttin, sosyalist ahlakı özümsemesin de ve bu doğrultuda militan bir savaşıma girişip, burjuva kapitalist sisteme karşı devrimci alternatif yükseltmesinde geçiyor. Zaten devrimci ve komünistleri sistemin yetiştirdiği insan tipiyle ayıran şeyde, burjuva ahlaka karşı sosyalist ahlaki yükseltmektir

Umudu diri tutup, işçilerin, emekçi yığınların sınıf kinini ve nefretini örgütleyip, devrimci mücadeleye akıtmak ve doğru yolda seferber etmek gerekiyor. Amaçsız, hedefsiz bir biçimde yaşamaya dur demek için, işçilerin ve emekçilerin örgütlenip bilinçlice hareket etmesi için, durmak yok o zaman yığınların içine dalalım, hem kendimiz ve hem de emekçileri değiştirme kavgasına katılalım.

 

HALKIN BİRLİĞİ

16 Şubat 1969 Kanlı Pazar: Faşist Şeriatçı İşbirlikçiler İle ABD Emperyalizminin Kucaklaşmasının Adıdır ..!

1968-69. yıllar anti-emperyalist anti-faşist mücdelenin yükseldiği ve devle-sivil faşist çete işbirlikçileirnin açıktan Amerikan emperyalizmi koruyuculuğuna …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle