YAŞAMLA ÖLÜM, DEHAYLA ÇILGINLIK ARASINDA BİR YAZAR: DOSTOYEVSKİ …! – Halkın Birliği
Anasayfa / Kültür-Sanat / YAŞAMLA ÖLÜM, DEHAYLA ÇILGINLIK ARASINDA BİR YAZAR: DOSTOYEVSKİ …!

YAŞAMLA ÖLÜM, DEHAYLA ÇILGINLIK ARASINDA BİR YAZAR: DOSTOYEVSKİ …!

(137. Ölüm yıldönümü anısına…)
“…9 Şubat 1881’de 60 yaşında yaşamını yitiren Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Rus edebiyatının en büyük romancılarındandır. Kendi yaşamının sırlarını ortaya koymayan bir yazardır Dostoyevski; hayatının bir çok yılı, bütün bir çocukluğu karanlıktır…”
Stefan Zweig, Balzac -Dickens ve Dostoyevski’yi anlattığı ‘Üç Büyük Usta’ kitabına 1919 yılında yazdığı önsözde, “roman yazarı” ile ” romancı ” arasındaki farkı anlatır. Zweig’a göre, romancı; “ansiklopedik bir deha, evrensel bir sanatçı ve eserin genişliğiyle içindeki figürlerin zenginliği göz önünde bulundurulduğunda, bir evren yaratan, kendi kişileriyle, kendi yerçekimi kanunlarıyla kendine ait bir dünya kuran ve yanına da kendine ait yıldızlı gökyüzü koyan kişidir.”
Zweig’a göre romancılar; Balzac, Dickens ve Dostoyevski’dir. Stefan Zweig, “Biri Fransız, biri İngiliz, biri de Rus olan bu büyük şahsiyetlerin yanına aynı derecede büyük ve yüce bir Alman yazarı için de romancı kavramını kullanabilmeyi ve buraya ekleyebilmeyi çok isterdim. Ama ne bugünde ne de geçmişte benzer derecede birini bulamıyorum” diyecektir.
Balzac toplum dünyasını, Dickens aile dünyasını, Dostoyevski bireyin ve insanlığın dünyasını anlatır. Zweig, üç yazarı anlattığı satırları değerlendirirken, yeterlilik konusunda en çok Dostoyevski yazısından şüpheli olduğunu söyler ve devam eder: ” Çünkü onun sonsuz boyutlarını tıpkı Goethe’de olduğu gibi en geniş formül bile yeterince kapsayamaz.”
9 Şubat 1881’de 60 yaşında yaşamını yitiren Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Rus edebiyatının en büyük romancılarındandır. Kendi yaşamının sırlarını ortaya koymayan bir yazardır Dostoyevski; hayatının bir çok yılı, bütün bir çocukluğu karanlıktır.
Yüzü ilk bakışta bir köylününküne benzer der, Zweig ve Dostoyevski’nin yüzündeki derinlikleri betimler: ” Kerpiç renkli, neredeyse kirli, çökük yanakları kırışmış, yıllarca çekilen acılardan yol yol olmuş, çatlaklarla dolu cildi kurumuş ve içine gömülmüş; yirmi yıl peşini bırakmayan o hastalık bir vampir gibi kanını ve rengini emip tüketmiştir. Slavlara özgü elmacık kemikleri dışarı fışkırıyor, buruk ağzı kırışmış çenesi dağınık, çalı gibi bir sakal tarafından istila edilmiş bir yüz…”
Dostoyevski’nin çocukluğu yoksulluk içinde geçmiştir. Babası askeri doktor, annesi köylüdür. Moskova’da kardeşiyle paylaştığı dar bir bölmede geçen, kendisinin söz etmediği yıllar…
Dostoyevski, günün birinde bu karanlık dehlizden delikanlı olarak çıkıp kitapların renkli ve tehlikeli dünyasına kaçar. Çok küçük bir para sıkıntısı yüzünden askere gider; gitmeden önce kendi dünyasına sığınmış bir yalnızken aynı yalnızlık orada da sürer. Bütün romanlarındaki kahramanlar gibi, bir köşede hayaller kurarak, düşünerek, düşünceler içinde yaşar.
24 yaşında ilk kitabı İnsancıklar yayınlanır. İlk kitap olmasına karşın usta işi bir kitap olarak değerlendirilir. Dostoyevski, ilk romanı İnsancıklar’ı ; Varvara Alekseyevna isimli genç bir kızla, Makar Alekseyeviç Devuşkin isimli orta yaşı geçmiş bir memurun karşılıklı mektuplaşmaları biçiminde kurgulamış(yazmış)tır. Kitabı okuyan ünlü Rus eleştirmen Belinski büyük bir şaşkınlığa uğrayarak tebrik edecektir genç Dostoyevski’yi…
Belinski’nin büyük övgüsüyle karşılaşan Dostoyevski’nin kısa zaman içerisinde gelen tanınmışlık aynı zamanda ayağa vurulan bir zincirin ilk halkası olmuştur. Dostoyevski , çalışmanın o ağır güllesini hayatı boyunca taşıyacaktır.
Beyaz Geceler onun özgür bir insan olarak, sadece yaratma sevinciyle yazdığı ilk ve aynı zamanda son romanı olacaktır. Çünkü o günden itibaren Dostoyevski için yazmak, kazanmak, iade etmek, ödemek anlamlarına gelecektir. Balzac’ın sürecine benzer biçimde her başladığı eser, ilk satırından itibaren avansla satın alınmış, yoksunluk ve zorunluluk nedeniyle kölece bir bedelle satılmış olacaktır.
Aynı yıllarda bir gece yarısı kapısının zili çalacak, Dostoyevski şaşkınlık içinde kapıyı açtığında içeriye dalan subaylar tarafından götürülüp tutuklanarak bir hücreye kapatılacaktır. Bu hücrede dört ayını geçiren Dostoyevski’nin suçu birkaç heyecanlı arkadaşın toplantısına katılmaktan ibarettir. Kurşuna dizilerek idam edilme cezasına çarptırılan Dostoyevski’nin cezası infaz sırasında, son dakikada Sibirya’da hapis cezasına çevrilecektir.
Dört yıl kaldığı Sibirya sürgününü, “Ölüler Evinden Anılar” kitabında anlatacaktır. Kitap hayatını değiştirecektir. Kitabı okuyan Rus Çarı bile gözyaşlarına boğulacaktır. Dört yıldır unutulmuş olan Dostoyevski, bir yıl içinde yeniden şöhretin doruğuna ulaşacaktır.
Yazılarını tek başına yazdığı bir dergi çıkarmaya başlar. Derginin yankısı şiddetli olur; en uzak yerlere bile yayılır. Ancak sevinmek için erkendir; Dergi yasaklanır. Bütün yakınlarını, en sevdiği insanları bir anda yitirir. Bütün borçlar üstüne kalır, gece gündüz çalışıp yazdıklarıyla borçları kapatmak için çırpınır.
Netoçka Nezvanova, Ev Sahibesi, Ebedi Koca, Tatsız Bir Olay, Öteki, Bir Yufka Yürekli başlıklı novellaları, Dostoyevski’nin şeref ve hayatını kurtarmak için, umutsuzluk sürecinde gece gündüz çalışarak yazdığı kitaplardır. Okuduğunuz zaman, bu anlatıların da görkemli, çok güzel olduğunu görecek ve mutluluk duyacaksınız.
Çaresiz kalınca Avrupa’ya kaçar. Gittiği Almanya, Fransa ve İtalya’da tam bir cehennem hayatı yaşayan Dostoyevski, sadece Rusça gazeteleri okuyabilmek, kendi dilinin güzelliğini yaşayabilmek için uğraşır. Müthiş bir yoksulluk içinde geçen yıllar. Romanlarında konu ettiği rehin olayını sık yaşayan, pantolonunu bile rehin bırakan, sara hastalığının bütün acılarını yaşayan Dostoyevski bu acılar ve yoksunluklar içinde Suç Ve Ceza’yı, Budala’yı, Ecinniller’i, Kumarbaz’ı yazmaktadır.
Çalışmak onun için kurtuluş ve aynı zamanda ıstıraptır. Yazarken kendini Rusya’da hisseder. Ancak yıllar sonra elli iki yaşında Rusya’ya dönecektir. Kendisi dönmeden önce kitapları dönmüş olduğundan Rusya’da neredeyse mesih haline gelmiştir. Son gücünü kullanarak en ölümsüz eserini tamamlar: Karamazov Kardeşler.
Dostoyevski Rusya’ya döndükten sonra Onu Rus halkının kalbine sokan büyük bir mutluluk yaşar. Puşkin’in doğumunun yüzüncü yılı dolayısıyla Rusya’nın en büyük yazarları ile birlikte konuşma yapmak için çağrılır.
Dostoyevski’nin “Puşkin Üzerine Konuşma” başlığı ile Türkçeye çevrilmiş konuşması, Rus halkı üzerinde derin izler ve etkiler yapan bir konuşmadır. Dostoyevski, müthiş bir heyecan ve coşkuyla karşılanan konuşmasında Rus halkının birleşmesi çağrısını yapar. 9 Şubat 1881’de yaşamını yitirdiğinde, düşü gerçek olur: Birleşmiş Rusya…
Eserindeki gibi kardeşçe duygularla her sınıftan, her meslekten ve her yaştan binlerce insan cenazesinin arkasından yürür. Törenin yapıldığı kilise baştan başa çiçek yığını haline gelir.
Dostoyevski’nin kitaplarında doğa betimlemesine hiç rastlanmaz. Romanlarını okuduğunuzda istisnalar dışında mevsimler yoktur. Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler hangi mevsimde geçer? Okuduğunuz satırlardan bunu çıkaramazsınız.
Dostoyevski insanı anlatırken okurunu rahatlatacak doğa betimlemeleri yapmaz. Charles Dickens’ı, Tolstoy’u okurken anlatılan doğa okuru rahatlatır.Tolstoy’un Hacı Murat romanını okurken okur da kırlardan çiçek toplamak ister, okur da yoluna çıkan bir deve dikenini koparıp sevgilisine vereceği çiçek demetinin ortasına koymayı arzular.
Romain Rolland’ın on kitaplık nehir romanı “Jean Christophe” yi okuduğunuzda betimlenen kırlarda zaman geçirme, otların üstüne yatma isteği duyarsınız. Karakterin sıkıntılarını atması için doğayla kucaklaşması, bütün canlılığı ile okurun belleğine kazınır. Ama, Dostoyevski manzaraya duyarsız, insanı anlatırken onun yaşadığı dünyaya kayıtsızdır.
Dostoyevski’nin edebiyattaki ustalığı, taşıdığı gerici düşünceleri görmemizi engellememelidir. 19. Yüzyıl Rus edebiyatının en seçkin temsilcilerinden biridir ancak
Dostoyevski’nin ortaya koyduğu düşünceler, kapitalizmin her alanda desteklediği ve haklı bulduğu düşüncelerdir
Baskıcı Çarlık rejimine karşı mücadele eden, kendisini en baştan desteklemiş olan Belinski gibi devrimci, ilerici yazarlara hakaret eden, köle edinmenin kolaylaştırılmasını savunan, Rusya’nın yayılmacı bir politika izlemesini talep eden Dostoyevski, toprak sahiplerini savunan düşünceler ortaya koyuyordu.
Dostoyevski özellikle Puşkin üzerine yaptığı konuşma sonrasında, bütün Rus gençliğini derinden etkileyen bir yazar olarak çok seviliyor, düşüncelerine değer veriliyordu. Çok güçlü bir anlatıcı olması, düşüncelerinden etkilenen genç yazarları, Rusya’da sermeye birikimi ile gelişen kapitalizmin savunucusu yapıyordu.
Emekçilerin yazarı Maksim Gorki, Sovyet Edebiyatı başlıklı yazısında, Dostoyevski’nin düşüncelerinin etkisini değerlendirmeden Rus edebiyatını ve aydın kesiminin büyük bir çoğunluğunun 1905-1906 yıllarından sonra radikal ve demokrat düşüncelerden, burjuva düzeninin korunması ve savunulması düşüncelerine sapmasını anlamanın imkansız olduğunu söyler.
Rus halkını heyecan ve coşku içerisinde bırakan Dostoyevski’nin Puşkin Üzerine Konuşmasından birkaç küçük alıntı aktararak yazıyı tamamlamak isterim.
Bu konuşmada söylediği sözler; Dostoyevski’nin Rus halkına duyduğu sevgiyi ve umudu gözler önüne serer.
Puşkin’in eserleri için: “… Puşkin’in bütün eserleri; Rus benliğine, Rus benliğinin manevi gücüne inancı ile dolup taşar. İnancın olduğu yerde umut vardır. Rus insanının geleceği karşısında duyulan büyük umut…
Puşkin’in Çingeneler şiirini değerlendiren Dostoyevski’nin sözleri çarpıcıdır: “… İnsanlık sevgisi, kardeşlik ülküsü ne çingenelerde ne de başka bir yerdedir.
Sen ilkin evrensel sevginin adamı olduğunu göster, kinci ve mağrur olma . Sanma ki hayat sana karşılıksız sunulmuş bir armağandı…”
Tahir Şilkan

HALKIN BİRLİĞİ

Kadıköy’de Flormar işçileriyle forum ve eylem..!

Sendikalaştıkları için işten atılan Petrol-İş üyesi Flormar işçileri, kadın örgütlerinin çağrısıyla Kadıköy’de düzenlenen foruma katıldı. …

porno, hd porno, brazzers
sikiş sikiş izle
porno, porno izle bedava porno
milf porno, porno - travesti porno
porno - porno izle